22.12.2008 Şevket Sürek

Türkiye toprakları üzerinde 1985 yılından bu yana farklı bölgelerde kurulmuş 21 faal serbest bölge var. 21 serbest bölgede 3629 adet yerli ve yabancı firma faaliyet gösteriyor. 3629 firmanın 656'sı yerli, 177'si yabancı olmak üzere 833 adedi üretim yapan, 2194 adedinin 1828'i yerli, 366'sı yabancı olmak üzere alım-satım grubunda olan, 602 adedinin 502'si yerli ve 100 adedi yabancı olmak üzere hizmet grubunda bulunan firmalardır. Yabancı sermayeli firmaların yatırımların toplamı 300 milyon doların üzerindedir.
Faaliyet gösteren bu firmalarda 51 bin 3 personel istihdam ediliyor. Ayrıca, 3776 adet kamu personeli bu bölgelerde hizmet veriyor. Bu rakamlara serbest bölge işleticilerinin personelini, gümrük müşavirlerinin, dışarıdan hizmet veren taşeronların, nakliyecilerin personelini de ilave edersek yaklaşık 60 bin kişinin istihdam edildiği ama yaklaşık 240 bin kişinin ekmek yediği hesabını yapabiliriz.
21 serbest bölgeden 2007 yılında 24.6 milyar dolarlık dış ticaret hacmi yaratılmış, 2008 yılı 11 ayında ise 23.2 milyar dolarlık dış ticaret hacmi gerçekleşmiş. Dış ticaret rakamlarının devlet hazinesine aktardığı gümrük vergileri, KDV ve KKDF toplamı hiç de küçümsenecek miktarlarda değildir. Ayrıca binde 5 oranındaki bütçe kesintileri 500 milyon dolara yaklaşmaktadır.

Yasadaki değişikler

Böylesi ekonomik güç yaratan serbest bölgelerde Maliye Bakanlığı'nın baskısıyla Serbest Bölgeler Kanunu'nda köklü değişiklikler yapıldı. Serbest Bölgeler Kanunu'nda yapılan değişiklikler 10 maddede ifade edildi ve 25 Kasım 2008 günkü Resmi Gazete'de yayımlandı.
Gelin görün ki, 10 maddede ifade edilen değişikliklerin 7'nci maddesinde Serbest Bölgeler Kanunu'nun 3'üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik var ki bu değişiklik hayli gürültü koparacak.
Önce değişiklik nedir kısaca ona bakalım.
"Avrupa Birliği'ne tam üyeliğin gerçekleştirildiği tarihi içeren yılın vergilendirme dönemi sonuna kadar;
a) Serbest bölgelerdeki üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançları Gelir ve Kurumlar Vergisi'nden muaftır.
b) Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az yüzde 85'ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler Gelir Vergisi'nden müstesnadır.
İşte bu iki değişiklik 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren serbest bölgelerde kıyamet koparacak sorunlara gebedir.

Kıyamet nerede

Gelin önce rakamlara bakalım, sonra kıyamet nerede kopacak onu konuşalım. 21 serbest bölgede bulunan 3629 firmanın sadece 833 firması üreticidir. Yasadaki değişiklik üretici firmalara Kurumlar ve Gelir Vergisi'nden muafiyet sağlarken, üretici olmayan firmalardan bu yetkilerini geri almaktadır.
Oysa, serbest bölgeler kurulduğundan bu yana tüm ruhsat sahipleri kurumlar ve gelir vergilerinden muaftır ve bu hakları ellerindeki ruhsatla tescillidir. Maliye Bakanlığı'nın son birkaç yıl içerisinde kurduğu baskıyla ruhsat sahiplerinin bu hakları 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren sadece üretim yapanlarla sınırlanırken 2800'e yakın alım satım yapanların bu hakları ruhsatlarının kullanım sürelerine daha birkaç yıl varken ellerinden alınmaktadır.
Onlara reva görülen bu hareketin en açık ifadesi Başbakan'ın AB için kullandığı "Oyun oynanırken kural değiştirilmez ama adamlar oyun sırasında kural değiştiriyorlar" cümlesi içerisinde anlatılabilir.
Gelin görün ki Başbakan'ın hükümetinin bir bakanlığı "Oyun oynanırken kural değiştirmekte ve binlerce firmanın kazanılmış haklarını yok farz etmektedir".
Bir başka ifade ile devlet özel sektörle ve yabancı sermaye ile yaptığı anlaşmayı tek taraflı bozmakta tabir caizse anlaşmadan cayarak Maliye Bakanı'nın üslubu ile "yamuk" yapmaktadır.

Şimdi ne olacak

2800'e yakın firmanın çoğu, 1 Ocak 2009 günü uygulama fiile geçtiğinde güvendikleri devletlerinin imzaladığı anlaşmaya sadık kalmadığını düşünerek ruhsatlarındaki kazanılmış haklarını korumak için hukuki yollara başvurmaya hazırlanıyorlar.
Bazıları serbest bölgede bulunmalarının bir anlamı kalmadığını düşünerek faaliyetlerini durdurmak kararındalar. Bu durumda serbest bölgeler de faaliyet gösteren ancak üretici olamayan alım-satım ve hizmet işleriyle uğraşan ve serbest bölgelerdeki şirket yapısının yüzde 75'ini oluşturan bir ekonomik güç ekonomi sahasından çekilecek.
Aynı oranda istihdam ve bu istihdamdan ekmek yiyen yaklaşık 200 bin kişi mağdur olacak. Serbest bölge işleten şirketler sadece 833 üretici firma ile faaliyetlerini sürdüremeyeceklerinden kullanım haklarını geri verebilirler ve işletmeci firma olmadığından üretici 833 firma da hizmet alamadıklarından çalışamaz hale gelebilirler.
2800'e yakın firmanın bu bölgelerden çıkmasıyla ihracatçı için yaratılan ucuz hammadde imkânı yok olacak ve bölgelerde yaratılan gümrük vergileri, KDV ve KKDF ödemeleri aynı oranda yok olacak.
Daha da vahimi, bölgedeki yabancı yatırımcılara bu durum anlatılamayacak ve bu gelişme güven sarstığından bir taraftan serbest bölgeler biterken diğer taraftan bölge dışındaki doğrudan yabancı sermaye girişini de frenleyecek. Hatta ABD ile halen umutla beklenen "nitelikli sanayi bölgeleri"nin hiç şansı kalmayacak.
O zaman soralım: Bu operasyonu ile daha fazla vergi bekleyen, Maliye Bakanlığı'nın attığı taş ürküttüğü kurbağaya değecek midir? Bakanlık, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmayacak mıdır?
İşin bir başka garip yanı daha var. Değişiklik kararlarını alan Maliye Bakanlığı ama ruhsatlardaki kazanılmış haklardan caymış görünen kurum Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM). Görülüyor ki bu gelişmede hiçbir dahli olmayan DTM birçok ekonomik sorunun yanı sıra iç ve dış âlemde de çok sayıda hukuki sorunun muhatabı olacak ve fatura maalesef bu kuruma çıkarılacak.