Gündüz FINDIKÇIOĞLU findikciog@tskb.com.tr

DÜNYA gazetesinde geniş ölçüde yansıtıldığı gibi geçen hafta KOBİ Konferansı vardı. KOBİ meselesinin çeşitli yönleri pekçok oturumda tartışıldı. Burada 3 noktaya temas edeceğim. Birincisi: Akdeniz bölgesine bakınca, KOBİ'lerin kısa vadeli kredi kullanma eğiliminin ana nedenleri olarak neleri görüyoruz? Akademik çalışmalarda ortaya çıkan bazı sonuçlar var. KOBİ'lerin büyüklüğü, K mı M mi vb, finansal güçleri ve esneklikleri, kısa-uzun vadeli kredi faizleri arasında büyük fark olup olmaması kısa vadeli kredi kullanma eğilimini belirliyor. Mesela K tipi KOBİ'lerde kısa vade tercihi ağır basıyor. Mali kesimin fonlama süresi de, krediyi veren taraftan bakınca, önemli oluyor. Büyüme perspektifi güçlü olan firmaların daha fazla mali kuruluşla eş zamanlı çalışma imkanı da oluyor ve İspanyol örneğinde bu tip KOBİler kendileri faiz kısa vadeyi tercih ediyor çünkü faiz maliyeti düşüyor ve zaten krediler kolayca yenilenebiliyor. Likidite ve mali sağlamlık bir yana, aslında vadenin mümkün olan en az maliyetle uzaması tercih edilebilir bir opsiyon olabilir çünkü krizlerde kredilerin yenilenmesi zorlaşıyor.

İkincisi: KOBİ'ler ihracat yönelmelerinin önünde en büyük engeller olarak hangi faktörleri görüyor? Altıntaş, Tokol ve Harcar'a göre [Murat Hakan Altıntaş, Tuncer Tokol & Talha Harcar (2007), "The effects of export barriers on perceived export performance: An empirical research on SMEs in Turkey" EuroMed Journal of Business, 2 (1), 36-56] Türk KOBİ'lerinin ihracat yönelmesinin önünde en büyük engeller mevzuat engelleri. Rekabetse ihracat performansını pozitif etkiliyor. Firmaların öz etkinlikleri, yani verimlilikleri, o kadar büyük bir engel olarak görülmezken yerel ve dış pazarlar arasındaki işleyiş farkları da istatistiksel olarak anlamlı bir engel yaratmıyor. Bu ilginç çünkü özellikle Akdeniz havzasındaki tarihsel enformellik düşünülünce, bin yıl önceki Magreb-Doğu Akdeniz ticaretine kadar varan ve Avner Greif'in açıkladığı "güven" ve "kredibilite" unsurlarıyla, söze dayalı, yazılı kontratsız düzenlenen "kültürel" öğeler o kadar önemli bir engel yaratmıyor gibi görünmekte. Eğitim farklarının, kültürel uyumun öneminin daha fazla olabileceği ilk bakışta düşünülebilir(di).

Üçüncüsü: ne tür bir KOBİ kredisi garanti (sigorta) mekanizması azami faydayı sağlayabilir? Michael Carter (University of Wisconsin-Madison) tanınmış bir tarım ve kalkınma ekonomisti ve pekçok yayınlanmış makalesi bulunuyor. Geçen hafta Paris'te düzenlenen AFD (Agence Française de Développement) ve EUDN (European Development Network) konferansında bir tebliğ sundu. Tebliğ tarımsal kredilerin sigortalandırılması ve bu amaçla sigortanın bir endekse dayandırılması teması üzerine kuruluydu. Tarımsal krediler özellikle riskli çünkü hava koşulları gibi bir dışsal faktör çok önemli olabiliyor ve başarılı girişimciler bile bundan etkilenebiliyor. Daha da önemlisi teknik olarak risklerin yüksek korelasyonla dağılıyor olması: yani risk gerçekleşirse kredi portföyünün tamamı etkilenebiliyor. Riski sigortalamak önemli ve sadece yatırımları veya tüketimi sigorta yoluyla "düzenli hale getirmek" (smoothing) değil, riskleri finanse etmek, mali piyasayı derinleştirmek, kurumsal değişimin önünü açmak ve teknolojik gelişmeye yön vermek açılarından da önemli. Normal sigortacılık bireysel-firma temelinde oluşacak zararları karşılamaya yönelik iken, Carter'in önerdiği ve tarımdas Kenya, Peru, Moğolistan gibi ülkelerde örnekleri görülen endeks temelinde sigortalama (Index Insurance Contracts) KOBİler için de düşünülebilir mi? Bu durumda olan şu: bireysel-firma temelinde oluşan zararları ölçmeye gerek olmuyor çünkü sigorta sadece ortak bir endekse göre oluşan zararları firmalara ortak olarak sigortalıyor. Mesela tekstil KOBİleri bir grup olarak etkilenirse kendilerine ortak-tekdüze bir sigorta ödeniyor. Bu durumda (a) tek tek firma temelinde zararları gözlemlemek ve nedenlerini araştırmak gerekmiyor, işlem maliyetleri azalıyor (b) "Moral hazard" önemini yitiriyor çünkü tek tek hiçbir birey-firma endeksi etkileyebilecek güce sahip değil (c) ""Adverse selection" da önemsiz çünkü sigorta ödemeleri kimin daha riskli firma olduğuna bağlı olmayıp, zaten tekdüze. Elbette tüm risk ortadan kalkmıyor çünkü bütün riskleri endekse birebir korele etmek imkansız. Fakat pekçok risk türü ortadan kaldırılabiliyor. Peki, risk primini kim ödeyecek? Başlangıçta primleri de bir süreliğine bir kamu fonu yatıramaz mı? Dengede kredi tayınlaması yayılmadan ve bölünemez nitelikteki uzun dönem yatırım projelerinin finansmanını etkilemeden böyle bir tasarım düşünülemez mi?