Semih YALMAN semih.yalman@dunya.com

Bir köfteci, balıkçı hatta berbere girdiğimde içeride asılı en beklemediğim belge ile karşılaşıyorum. Marka tescil belgesi gururla asılı duvarda. İçimden "vay be!" diyorum...

Son dönemde bir çok ufak kurumda gördüğüm marka tescil belgesini Türkiye'de bir çok tanınmış markada atlanmış olduğuna pek inanamıyorum. Daha inanması güç olan konu ise Türkiye olarak bir çok markalaşmaya müsait değerimiz için uluslararası patent almıyor oluşumuz.

Ne farkeder?

Bu şekilde bir soruyu soruyorsanız zaten çağdaş dünyada medeni bir mücadele ya da sahibiyet peşinde olmadığınız aşikar. Bakınız baklava, karagöz gibi markalaşmaya ve dünyaya sizi anlatmaya müsait ikonlar şu anda komşumuz Yunanistan'ın. Peki lale, beyaz peynir? Cirit, Türk atı, simit, hat, Mevlana, ayran, gazoz vb. bizim ve orijinal olan bir çok şey var. Ne yazık ki bizim elimizdeki değerler kaybolmaya yakın ya da kaybolduğunda biz harekete geçmeyi tercih ediyoruz. Çoğu zamanda çok geç oluyor.

Şirket bünyesindeki markalar için tescil son dönemde daha da önem kazandı. Marka değerinde belirleyici önemli şartlardan biri kurumun markanın sahibi oluşu. Markaya yaptığınız yatırım bir anda markanın gerçek sahibi ortaya çıktığında heba olabilmekte. Bazı şirketler böylesi durumlarda büyük paralar vererek marka tescilini üzerlerine geçirmek zorunda kalabilmekte.

Marka tescili için süreç aslında çok basit. Markanın bileşenleri olan ikon, sözcük, renk ve harfleri bir aracı kurum kanalı ile patent enstitüsünden faaliyet alanınızı zikrederek araştırıyorsunuz. Sonrasında tescili istediğiniz sene kadar ücret ödeyerek belgenizi alıyorsunuz. Şayet başvurduğunuz marka alınmış ise böylelikle vakitlice marka seçiminiz konusunda revizyon yapma imkanınız söz konusu.

Uluslararası düzeyde bu işlemi yapmanız da mümkün. Bu işlem özellikle yurt dışında görünürlüğü yüksek markalar için çok önemli. Avrupa ya da ABD gibi pazarlarda marka kullanım ihlali bedelleri çok daha yüksek maliyetler yaratabilmekte.

Bugün marka tescil belgenize bir bakın.