Danışmanlık şirketi yılda bir kez genel kurulunu toplamalı



SORU: Bazı arkadaşlarımla bir araya gelerek teknik bir alanda danışmalık şirketi kurduk. Bu şirketin yönetim kurulu var. Ayrıca ana sözleşmeye göre bütün ortaklarla da "genel kurul" şeklinde bir toplantı yapmamız gerekiyormuş. Bu toplantıyı ne zaman yapacağız, kimler katılacak ve en önemlisi bu toplantıda neleri görüşmek zorundayız. Şirketi kurduğumuz yer küçük bir ilçe olduğu için kimseden doyurucu bilgi aşamadım. Bizi aydınlatırsanız sevinirim.
YANIT: Türk Ticaret Yasası'nın 364'üncü maddesi uyarınca anonim şirketlerde genel kurul adi ve fevkalade olarak toplanmaktadır. Yasal düzenleme gereği adi toplantılar her hesap devresi sonundan itibaren üç ay içinde en az yılda bir defa olur. Bu toplantıda sözü edilen yasanın 369'uncu maddesinde yer alan gündem konuları görüşülür. Bu konular;
* Yönetim kurulu ve murakıplar tarafından verilen raporların okunması,
* Şirketin bilanço ve kâr zarar hesabının ve kazancının dağıtılması hakkındaki tekliflerin onaylanması veya değiştirilecek şekilde kabul veya reddi,
* Yönetim kurulu üyeleriyle murakıpların (denetçilerin) ücret ve aidatları sözleşmede belirlenmemiş ise bu ücretlerin belirlenmesi,
* Süreleri sona ermiş olan yönetim kurulu üyeleriyle denetçilerin tekrar seçilmesi veya değiştirilmeleri,
* Gerekli görülen diğer hususlardır.
Genel kurul toplantısına davet ya ilan yoluyla veyahut da davet mektubu ile olur. Emredici nitelikte olan Türk Ticaret Yasası'nın 368'inci maddesine göre, usulüne uygun bir çağrının varlığının kabul edilebilmesi için asgari iki koşulun gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlardan ilki davetin Türk Ticaret Yasası'nın 37'nci maddesinde anılan Türk Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmesi, ayrıca bütün nama yazılı pay sahipleri ve varsa, şirkete önceden hamiline yazılı pay senetlerini ibraz ederek ikametgâhlarını bildiren diğer ortaklara taahhütlü mektupla bildirilmesidir.
Bu koşullara uyulmamışsa ortada yasaya ve usulüne uygun genel kurul daveti olmadığı için bu şekilde toplanan bir genel kurulun varlığından da bahis edilemez.
Türk Ticaret Yasası'nın 370'inci maddesinde hükme bağlandığı üzere bütün payların sahip ve temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde genel kurul toplantılarına dair olan diğer zorunluluklar saklı kalmak koşuluyla, toplantıya davet hakkındaki merasime riayet etmeksizin de genel kurul toplanabilir.
Böyle bir toplantıda bütün pay sahip veya temsilcileri hazır olmak koşuluyla genel kurul görevlerinden olan hususlar tartışılarak karara bağlanabilir.
Diğer yandan Türk Ticaret Yasası'nın 372'nci maddesi gereği olarak genel kurullar Türk Ticaret Yasası'nda veya ana sözleşmede aksine hüküm bulunan haller hariç olmak üzere şirket sermayesinin en az dörtte birini temsil eden pay sahiplerinin huzuruyla toplanırlar. İlk toplantıda bu nisap hasıl olmadığı takdirde tekrar toplantıya davet edilirler. (V. Seviğ)

NÜSHANIN DAMGA VERGİSİ
SORU: Şirketimiz faaliyeti çerçevesinde müşteri firmalarla kiralama işlemleri yapmaktadır. Bu gibi hallerde kiralama sözleşmeleri iki örnek olarak düzenlemektedir. Böyle bir durumda her iki örnek sözleşme de ayrı ayrı Damga Vergisi'ne tabi tutulacak mıdır?
YANIT: Damga Vergisi Yasası'nın birinci maddesinde yer alan tanımlama uyarınca sözü edilen yasada yer alan "Kâğıtlar terimi, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade eder."
Aynı yasanın üçüncü maddesi gereği olarak "Damga Vergisi'nin mükellefi kâğıtları imza edenlerdir."
Diğer yandan yasal düzenleme gereği "Bir nüshadan fazla olarak düzenlenen kâğıtların her nüshası ayrı ayrı aynı miktar veya nispette Damga Vergisi'ne tabidir. Kısaca yasa maddesinde bahsi geçen nüsha bir kâğıdın içindeki bilgileri aynen taşıyan benzeri niteliğindeki kâğıttır.
Bir başka anlatımla nüsha; aynı kuvveti haiz olmak üzere birden fazla düzenlenmiş olan kâğıtlardan her biridir. Nüshalarda, kâğıdın vergiye tabi olmasını gerektiren imza veya imzalar ayrı ayrı yer almaktadır. İmzanın, her nüshaya ayrı ayrı atılmış olması veya araya karbon kâğıdı konarak hepsinin bir defada imza edilmiş bulunması sonucu etkilememektedir.
Suretlerde ise imza bulunmamaktadır. Asıl nüshadan çıkarılan suretlerin geçerliliği, aslının aynı olduğu tasdik edilerek sağlanmaktadır.
Dolayısıyla birden fazla düzenlenmiş olan kâğıtlardan her biri nüshadır ve Damga Vergisi Yasası'nın 5'nci maddesi gereğince her biri ayrı ayrı aynı miktar veya nispette vergiye tabidir. Resmi dairelere ibraz edilecek olan suretlerin ise (I) sayılı (1) sayılı tablonun IV/3 fıkrasına göre; aslı 1.00 TL den fazla maktu ve nispi vergiye tabi kâğıtlardan olmak şartıyla 0.50 TL maktu vergiye tabi tutulması gerekir.
Bu itibarla, faaliyetiniz gereği müşteri firmalar ile kiralama sözleşmeleri düzenlenirken, sözleşmenin birden fazla düzenlenmiş olması halinde, her nüshanın ayrı ayrı aynı miktar veya nispette Damga Vergisi'ne tabi tutulması, bu sözleşmenin suretinin resmi dairelere ibraz edilmesi halinde de 0.50 TL tutarında maktu Damga Vergisi'ne tabi olması gerekmektedir. (V. Seviğ)

GECİKME ZAMMI ORANINDA İNDİRİM YAPILDI
SORU: Vergi borcumuzu bazen yaşadığımız ekonomik sorunlar nedeniyle vadesinde ödeyemiyoruz, bazen de çok gecikiyoruz. Böyle bir gecikmede bize uygulanan faiz, dünyanın en yüksek resmi faizi niteliğinde. Bu faizin makul bir düzeye indirilmesi mümkün değil mi? Günümüzde Merkez Bankası bile faizi düşürüyor.
YANIT: Bakanlar Kurulu'nun 2009/15565 sayılı kararı ile "Kamu Alacakları için Uygulanan Gecikme Zammı Oranı" yeniden belirlenmiş bulunmaktadır. (Bakınız 19.11.2009 gün ve 27411 sayılı Resmi Gazete)
Bu karar uyarınca gecikme zammı oranı her ay için ayrı ayrı uygulanmak üzere aylık yüzde 1,95 olarak belirlenmiş olup, bu oran 19.11.2009 tarihinden itibaren geçerli bulunmaktadır.
Buna göre, 19.11.2009 tarihinden önce vadesi geldiği halde bu tarihe kadar ödenmemiş olan amme alacaklarının bu tarihten itibaren ödenecek kısımlarına ve 19.11.2009 tarihinden itibaren vadesi geldiği halde vadelerinde ödenmeyen amme alacaklarına her ay için ayrı ayrı yüzde 1,95 oranında gecikme zammı uygulanacaktır.
Diğer yandan Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasa'nın 51'inci maddesi uyarınca, ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesaplandığından, 19.11.2009 tarihinden itibaren (bu tarih dâhil) günlük gecikme zammı oranı (1.95/100/30=) 0,00065 olarak uygulanacaktır.
Bu düzenlemeye paralel olarak Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Tahsilat Genel Tebliğ Seri: C.Sıra No:1 ile yapılan açıklamalar çerçevesinde yıllık olarak yüzde 24 oranında Tecil Faizi 21.11.2009 tarihinden itibaren yıllık yüzde 19 oranında hesaplanacaktır.
Yapılan bu yeni düzenleme ve Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde tacil faizi ile gecikme zammı oranları yukarıda belirtilen oranlara indirilmiş bulunmaktadır. (V. Seviğ)


YARGI KARARLARINDA

İDARENİN TEMİNAT TALEBİ
1. Danıştay 7. Dairesi E.2006/1290, K.2007/3194 sayı ve 3.10.2007 tarihli kararı;
"6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un birinci kısmının, "Amme Alacaklarının Korunması" başlıklı ikinci bölümünde yer alan 9'uncu maddesinde; Vergi Usul Kanununun 344'üncü maddesi uyarınca vergi zıyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359'uncu maddesinde sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde, vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplamalara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat isteneceği hükme bağlanmıştır. Görüldüğü üzere, maddede, teminat sayesinde, henüz tarh aşaması tamamlanmayan kamu alacaklarının korunması amaçlanmış, aynı bölümün izleyen maddelerinde de bu yöntemin uygulanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup, tarh ve tebliğ edilerek tahsil edilebilir hale gelen kamu alacakları için anılan hüküm uyarınca teminat istenmesine olanak bulunmamaktadır. Bu durumda; olayda, ödeme emri aşaması da geçirilen kamu alacağının tahsili için 6183 sayılı Kanunda öngörülen diğer cebren tahsil yöntemlerine başvurulması gerekirken, teminat istenmesi yolunda tesis edilen işlemde yasaya uyarlık bulunmadığından, bu husus dikkate alınmadan verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir."

2. Danıştay 4. Dairesi E.2005/1452, K.2005/5238 sayı ve 22.12.2005 tarihli kararı;
"6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu'nun 13'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının 1'inci bendinde, 9'uncu madde gereğince teminat istenmesini mucip hallerin varlığı halinde ihtiyati haciz kararı alınacağı, 9'uncu maddede ise Vergi Usul Kanunu'nun 344'üncü maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359'uncu maddede sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanması halinde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat isteneceği öngörülmüştür. Buna göre, ancak vergi incelemesinin devam ettiği durumlarda yapılan ilk hesaplamalara göre teminat istenebilecek ve ihtiyati haciz kararı alınabilecektir. İnceleme sonuçlanıp, tarhiyat yapıldıktan sonra bu düzenleme uyarınca ihtiyati haciz kararı alınması mümkün değildir. Diğer bir deyimle, bu madde uyarınca ilgililer hakkında ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için incelemenin henüz tamamlanmamış olması gerekmektedir. Olayda ise bu yönde bir inceleme ya da işlem bulunmamakta, şirketin kesinleşen ve vadesinde ödenmeyen vergi borçlarının şirketten tahsil olanağı kalmadığı ileri sürülerek kamu alacağının güvence altına alınması amacıyla şirketin yönetim kurulu başkanı ve başkan vekili olan davacılar hakkında anılan yasal gerekçeyle ihtiyati haciz kararı alındığı anlaşılmakta olup, kesinleşen vergi borcu nedeniyle 13'üncü maddenin 1'inci fıkrasının 1'inci bendi uyarınca ihtiyati haciz kararı alınmasına mümkün değildir. Bu durumda, uyuşmazlıkta 6183 sayılı Kanunun 9'uncu maddesi ve 13'üncü maddesinin 1 inci fıkrasının 1'inci bendinde ihtiyati haciz kararı alınması için aranan şartlar gerçekleşmemiş olduğundan, davacılar hakkında tesis edilen ihtiyati haciz işleminde ve bu işleme karşı açılan davayı reddeden Mahkeme kararında isabet görülmemiştir."

3. Danıştay 3. Dairesi E.1992/799, K.1993/637 sayı ve 23.2.1993 tarihli kararı;
"Teminat istenmesini gerektiren haller ile ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk gibi amme alacaklarının korunması bakımından öngörülen tedbirler, cebri takibat ve tahsil yöntemleriyle değil ?doğrudan korunma' ile ilgili olması nedeniyle farklı ilkelere dayanmaktadır. Bu hükümler, tahakkuk etmemiş ancak gerekli muamelelere başlanmış alacaklara uygulanabileceğinden kaçakçılık hallerinin mevcudiyetinin kesin ve tespit edilmiş olması gerekmez."


Veysi Seviğ - Bumin Doğrusöz

Referans/02.12.2009