Atıf yolu ile hazırlanan raporlar




Naylon fatura deyişi, aslında hukuki olmayan bir deyiştir. Doğrusu, sahte belge veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir. Bu kavramların tanımının yer aldığı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesine göre sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge; muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge ise gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir. Kısacası benzinciden benzin almadan belge alıp gider yazarsanız sahte belge, 100 YTL'lik benzin alıp 150 YTL tutarında belge alıp gider yazarsanız yanıltıcı belge kullanma suçu oluşur.
Bu tür belgelerin kullanımlarında uygulanacak idari para cezası aynı olmakla birlikte, hürriyeti bağlayıcı ceza her iki tür belge için farklıdır. Bu sebeple bu türden belge düzenleyenler veya kullananlar için düzenlenecek inceleme raporlarında ve iddianamelerde, bu ayırıma dikkat edilmesi, fiilin hangi tür belge kapsamında görüldüğünün delilleri ile birlikte açıklanması gerekmektedir.
Ancak uygulamada, bu tür belge kullananlar hakkında düzenlenen vergi inceleme raporlarında, yeterli titizliğin gösterildiğini söylemek zordur.
Özellikle bir mükellefin anılan türde belgeler düzenlediğinin tespit edildiği hallerde, onun hakkındaki raporlara atıf yapılarak bu mükelleften belge alan herkes için genellikle sadece söz konusu belgenin deftere kaydedildiğini saptayan bir tutanağa dayanılarak, taraflar arası ilişki inceleme konusu yapılmaksızın, raporlar üretilmektedir. Söz konusu mükelleften belge alanlara, sadece diğer rapora atıf yapılarak yazılan bu raporlar tebliğ edilmekte, ancak belgeyi düzenleyen kişi hakkında düzenlenen ve belgelerinin niçin sahte veya yanıltıcı belge kabul edildiğini açıklayan -atıf yapılan- rapor tebliğ edilmemektedir. Bu durum, idarenin kişilere karşı bütün işlemlerini gerekçelendirmesi zorunluluğunu ihlal etmektedir.
Başka raporlara atıf yapılarak düzenlenen raporların, atıf yapılan rapor eklenmeksizin tebliğ edilmesi, Vergi Usul Kanunu'nun "vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğinde, bu ihbarnamenin dayanağını oluşturan inceleme raporu veya takdir komisyonu kararının da tebliğ edilmesini" zorunlu kılan 35/son ve 366/son maddelerinin amaç ve ruhuna aykırı bir durum yaratmaktadır.
Bu şekilde atıf yapılan rapor eklenmeksizin tebliğ, işlem temelinin gizlenmesi kadar, ceza açısından suçun bütün unsurları ile saptanıp saptanmadığının da delillendirilememesi anlamını taşımaktadır. Bu husus ise mükelleflerin yargı önünde savunma haklarını kısıtlamakta, vergi veya ceza yargısında doğal olarak yargıç, atıf yapılan raporlara erişmeye çalışmaktadır. Bu çaba ise doğal olarak davaların uzamasına sebep olmaktadır.
Atıf yapılan raporla, belgelerin niçin sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı kabul edildiğinin işleme muhatap olan kişi ile yargıç tarafından bilinmesi, işlemlerin hukuka uygunluğunun sağlanması ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin yaşama aktarılabilmesi açısından son derece önemlidir. Burada, atıf yapılan raporun tebliğ edilmemesi, vergi mahremiyeti gibi konu ile ilgisi olmayan bir gerekçeye dayandırılamaz.
Öte yandan, sahte veya yanıltıcı belge düzenlediği iddia olunan kişi ile bu belgeyi kullanan kişi arasındaki ilişki birçok halde incelenmeyerek, sadece atıfla yetinilmektedir. Bu da atıf yoluyla yazılan raporu, hukuki açıdan sakatlamaktadır. Zira komisyon karşılığı fatura düzenlediği kabul olunan bir kişinin dahi kestiği bütün faturaların bu kapsamda olup olmadığının, yanılgınlığı ileri sürülen faturaya bağlı mal hareketini belgeleyen sevk irsaliyesinin bulunup bulunmadığının, para hareketini belgeleyen çek veya banka dekontu gibi belgelerin olup olmadığının ve en önemlisi envanter kayıtlarının, mal veya hizmetin akıbetinin ayrıca incelenmesi gerekmektedir.
Atıf yapılan rapordaki düzenlenen belgeleri yanıltıcı veya sahte olarak nitelendirme sebebi, aslında birçok halde, sadece belge düzenleyen hakkında işlem yapılmasını gerektirmekte, taraflar arası ticari ilişki ayrıca incelenmeden belgeyi kullanan hakkında işlem yapılmasını mümkün kılmamaktadır. Örneğin belgeyi düzenleyenin adresinde bulunamaması, defter ve belgelerini ibraz etmemesi, KDV beyannamelerini vermemiş olması veya sadece vergi incelemesi yapma yetkisi bulunmayan kolluk kuvvetleri tarafından alınan ifadeye dayanılması sebepleriyle düzenlenen raporlar bu niteliktedir ve bu raporlara atfen inceleme raporu düzenlenmesi olanaklı değildir. Danıştay'ın artık yerleşik hal aldığı ifade olunabilecek içtihatları da bunu zaten göstermektedir.
Yargı organları, atıf yapılan raporları getirtmekte, bu raporları da inceleyerek adli gerçeğe ulaşmaya çalışmaktadırlar. Ancak genellikle mahkemelerce getirtilen bu raporların birer örneği, davacı tarafa tebliğ edilerek, diyecekleri, yani savunması alınmamaktadır. Zira idari yargılama usulünde yargıcı buna zorlayacak bir düzenleme yoktur. Bu ise "adil yargılanma" ilkesi ve davada tarafların "silahlarının eşitliği" ilkelerini ihlal emektedir.
Oysa bir inceleme raporunda bir başka rapora atıf yapıldığı takdirde atıf yapılan raporunda atıf yapan rapora eklenerek cezalı tarhiyatın muhatabına tebliğ edilmesinin temini, Gelir İdaresi Başkanlığı'nca çıkartılacak bir sirküler veya iç genelge ile pekâlâ sağlanabilir. Öte yandan İdari Yargılama Usulü Kanunu'na, "taraflara tebliğ edilerek görüşü alınmamış hiçbir belgenin karara esas alınamayacağı" yolunda bir hüküm mutlaka eklenmelidir.
Bunları niye söylüyoruz? Birileri ileride sırf bu yüzden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidip, "gerekçesiz işleme" karşı "adil yargılanmadım" derse, ülkemiz tazminat ödemek zorunda kalabilir.
Bizden söylemesi.

Bumin Doğrusöz