Alıntı Bumin Doğrusöz Referans Nickli Üyeden Alıntı
Geçmişte 3842 sayılı Kanunla "fon" adı altında, vergi kesintileri ile yıllık gelir ve kurumlar vergilerini matrah alan bir mali yükümlülük ihdas edilmişti. Yıl içinde ücretlerden yapılanlar dışındaki kesintiler üzerinden hesaplanarak kesilen fon tutarları, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan fondan mahsup edilmekteydi.
Bu fon daha sonra 9.3.2003 tarih ve 4842 sayılı kanunla kaldırılmıştı. Ancak fon kaldırılırken 1.1.2004 tarihine kesintiler üzerinden uygulanmasına devam olunması, ancak 1.1.2004 tarihinden sonra verilecek yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanmaması öngörülmüştü. Yine bu düzenlemelerle, 2003 yılı içinde yapılan kesintiler üzerinden hesaplanan fon tutarının yıllık beyannamede mahsup ve iade yolu kapatıldığı gibi gider yazılmasına da izin verilmemişti.
1.1.2004 tarihinden fon hesaplanması kaldırılmıştı ama, stopaj oranları fon tutarları kadar yükseltilerek fonun varlığı fiilen sürdürülmüştü. Bu suretle 2003 kesintileri sanki yeni bir mali yük ihdas edilmiş gibi, mükelleflerin üzerinde bir yük olarak bırakılmıştı.
2004'de yapılan söz konusu mevzuat değişikliklerini, mali güce göre vergilendirme ve verginin yasallığı ilkelerine aykırı düşmesi sebebiyle daha önce eleştirmiş, en azından gider yazılmasına izin verilmesi gerektiğini, aslında yasanın bu şekilde yoruma uygun olduğunu, bu konuda gerekiyorsa yeni bir yasa ile 4842 sayılı Kanunun değiştirilmesini önermiş ve okurlarımıza beyannamelerini ihtirazi kayıtla vererek yargı yoluna gitmelerini söylemiştik.
Nitekim daha sonra Anayasa Mahkemesi, E. 2994/94 K.2008/83 sayı ve 20.3.2003 günlü Kararı ile 4842 sayılı kanunun geçici 1. maddesindeki "(?) bu kazanç ve iratlara ilişkin olarak vergilendirme dönemi içinde ödenen fon payları mahsup ve iadeye konu olmaz" hükmünü iptal etti. Karar 1 Temmuz tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı.
Yüksek mahkemenin iptal kararını ve gerekçesini, 7 Temmuz 2008 tarihli yazımızda bu köşeden duyurmuştuk.
Karar, söz konusu fon kesintilerinin iade veya mahsup ettirilmemek suretiyle anayasaya aykırı olarak tahsil edildiğini açıkça ortaya koymuştur.
Ancak bu defa söz konusu haksız kesintilerin mükelleflerce iade alınıp alınamayacağı, iade alınabilecekse Vergi Usul Kanunun düzeltme hükümlerinin nasıl uygulanacağı konularında uygulamada duraksamalar oluştu. Biz buradan okurlarımıza bu iadenin yapılacağını, bir bayram müjdesi olarak duyuralım.
Gelir İdaresi Başkanlığı 25 Eylül'de yayımladığı 13 sayılı Kurumlar Vergisi Sirküleri ile, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine 2003 yılı içerisinde yapılan ödemelerden kesilen ve 2004 yılı içerisinde verilen yıllık beyannamelerden mahsup edilemeyen fon tutarlarının, yıllık beyannamede hesaplanan verginin yüzde 10'unu aşmayan kısmının nakden veya mahsuben iadesinin istenebileceğini açıkladı.
13 sayılı Kurumlar Vergisi Sirküleri'ne göre; "2003 yılı vergilendirme dönemine ilişkin olarak daha önce mükelleflerce ödenen ancak mahsup ve iadeye konu edilmeyen fon payı tutarlarının, ilgili döneme ilişkin olarak verilen yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan gelir ve kurumlar vergisi tutarlarının % 10'unu aşmayan kısmının, mahsup ve iade edilebilmesi mümkün bulunmaktadır."
Burada yüzde 10'u aşan kısmının iade edilmeyecek olmasının sebebi, bu kısmın daha önce -4842 sayılı kanuna 5228 sayılı kanunla eklenen geçici 4. madde ile - dönem kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınması olanağının sağlanmış olunmasıdır.
Mahsup ve iade talepleri, 252 seri nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nde yer alan, yıl içinde kesilen vergilerin (stopajların) yıllık beyannamede mahsubuna ve fazla kısmın mahsup ve iadesine ilişkin usule tabi olacaktır.
Gelir İdaresi Başkanlığı, bu açıklaması ile adaleti tecelli ettirmiştir. Ancak bu açıklamanın sadece Kurumlar Vergisi Sirküleri ile yapılması, ayrıca sirkülerde ilgili olduğu kazanç türleri bölümünde sadece ticari kazanç ve kurum kazancının belirtilmesi başka duraksamalara yol açmış, sanki gelir vergisi mükelleflerine ve fon uygulamasından en fazla hasar görmüş bulunan serbest meslek erbabına bu mahsup ve iade olanağının sağlanmadığı izlenimini yaratmıştır.
Gelir İdaresi Başkanlığı'nın böyle bir eşitsizlik ve adaletsizlik düşündüğünü hiç zannetmiyoruz. Ancak, Sirkülerin özenle hazırlanmamış olması dolayısıyla hem hak sahibi mükellefler hem de uygulamayı yapacak vergi daireleri açısından konuyu netliğe kavuşturacak ayrı bir açıklamaya daha ihtiyaç doğmuştur.