Veysi Seviğ 18.10.2008 Radikal

Finansal piyasalarda yaşanan değişimler, yapılan tüm girişimlere rağmen devam etmektedir. Özellikle inişli çıkışlı bir seyir izleyen borsa endeksleri konuyu teknik açıdan değerlendirenler için sürpriz değildir.
Yaşanan krizin gerçek maliyeti henüz oluşmamıştır. Bu maliyetin hesaplanabilmesi için belli bir süreye gereksinim vardır. Ayrıca söz konusu maliyetin ülkeler açısından farklı farklı oluşacağını da şimdiden söylemek mümkündür.
Konuya ülkemiz açısından bakacak olursak şimdiden Türkiye'nin dış borçlarının maliyeti kriz başlangıç tarihindeki kurlar esas alındığında yaklaşık yüzde 15,70 artmıştır. Bu maliyet artışı, içinde bulunduğumuz koşullar dikkate alındığında önemlidir.
Maliye Bakanlığı tarafından sürdürülen çalışmanın yasalaşması halinde yurtdışında oluşan Türklere ait tasarrufların Türkiye'ye getirilmesi ile birlikte cari işlemler açığına ve dış borçların finansmanına yönelik olarak büyük bir kolaylık sağlanmış olacaktır. Bu bağlamda yurtdışında oluşan tasarrufların Türkiye'ye girişinde hiçbir sınırlama olmayacak, suç gelirlerinin aklanması veya sıkcana telaffuz edilen karapara aklanması konusunda kısıtlayıcı ve denetime yönelik bir ayırım yapılmayacaktır.
Daha önceki yıllarda da denenmiş bulunan bu yöntemin başarılı olup olmayacağı konusunda bir görüş vermeden önce bu tür uygulamaların nasıl sonuçlandığına bakmakta yarar vardır.
Daha önceki uygulamalarda yapılan tüm özendirmelere rağmen yurtdışında oluşan tasarrufların tam olarak ülkemize akışının sağlanamadığı ve hatta yüzde ifade etmek gerekirse, konuya ilişkin olarak yüzde 50 oranına yakın bir gerçekleşmenin dahi oluşmadığı gözlenmiştir.
Dünya üzerinde yaşanan ekonomik darboğazın getirdiği mali olanakların değerlendirilmesi aşamasında, konunun uzmanlarına göre birikim sahiplerinin ilgisini çekecek alanların seçiminde istikrar, güven, bağımsızlık, anında yer değiştirme olgusu yani seyyaliyet tercih nedeni olmaktadır.
Dolayısıyla finansman sıkıntısının yaşandığı dönemde para sahiplerinin tercih olanakları geçmişte olduğundan daha farklı bir biçimde artmaktadır. Böyle bir durumda para sahiplerinin beklentileri de değişmektedir. Bu aşamada yurtdışı tasarrufların ülkeye çekilebilmesi için hazırlanan yasal düzenlemede ayrıca yüzde 1-2 civarında bir vergi benzeri kesinti yapılması düşüncesi Türkiye'yi tercih etmesi beklenen para sahiplerini olumsuz etkileyecektir.
Gerçekte yaşanan cari işlemler açığının dünya para piyasasında yaşanan olaylar dikkate alındığında sağlıklı bir çözüme kavuşturulması, muhtemel rakamsal yükün finansmanı için ciddi bir programlamaya gidilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde işsizlik oranının artması, mevcut işyerlerinin geçici olarak faaliyetlerini durdurması, kış koşulları ile birlikte doğalgaz talebinin artması ile ortaya çıkacak döviz gereksinimi yaşanmakta olan tabloyu olumsuz yönde etkileyecektir.
ABD'de ve Avrupa Birliği'nde mali sektöre aktarılmaya çalışılan fonların henüz finansmanında izlenecek yöntem açıklığa kavuşmamıştır. Sözle sağlanan güvencenin gerçekleştirilebilmesi için başvurulacak kaynakların belirlenmesi gerekmektedir.
Türkiye açısından gelecekte cari işlemler açığını azaltacak herhangi bir beklentiye girmemiz bugünkü koşullar çerçevesinde mümkün değildir.
Yaklaşık 1 yıldır yaşanan küresel mali sorunlar dalga dalga dünya ülkelerini etkisi altına alırken yurtdışında oluştuğu ifade edilen parasal tasarrufların yapılacak bir yasal düzenleme ile Türkiye'ye çekilebileceğini ifade etmek kanımızca çok iyimser bir bekleyişi daha açıkçası bir ümidi dile getirmektedir.
Belki yurtdışında bir süredir yasadışı eylemlerle birikmiş ve her an kümelendikleri ülke hukuk açısından izlenmesi mümkün olan paraların verilecek güvenceden yararlanarak ülkemize gelmesi sağlanabilir. Bu tür ülkemize girmesi muhtemel olan tasarrufların, yine ülkemizde ekonomik yaşama yasal yoldan katkı sağlayacağını düşünmek kanımızca doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Dolayısıyla beklentilerimizin gerçekler üzerine oluşturulması gerekmektedir.
Yıllardır düşük kur yüksek faiz politikası ile sağlanan dengelerin bir süre sonra bozulabileceğini varsayım olarak kabullenmek zorundayız. Yaşanan kriz ortamı bu varsayımın gerçekleşme sürecini tehlikeli bir biçimde kısıtlamaktadır.
Yapılan bir hesaplamaya göre önümüzdeki yıl ödenmesi gereken dış borç miktarı 61 milyar dolardır. Bu borcun yine yaklaşık 47 milyar doları özel sektöre aittir. Dolayısıyla yurtdışından tüm Türklere ait tasarrufların Türkiye'ye gelmesi halinde, gelen fonların hemen hemen yarısının 2009 yılının özel sektöre ait dış borçların finansmanı için ayrılması gerekmektedir. Ancak bu arada oluşacak kısa vadeli borçları da bu kapsamda değerlendirecek olursak olay daha da farklı olacaktır.
Yerli sanayinin tükenmesine seyirci kalmak doğru değildir. Bu nedenle yapılması gereken, yerli üreticiyi ayakta kalacak şekilde desteklemektir. Konuyu bu bağlamda da çok ciddi tüm kesimlerin desteğiyle çözmek daha açıkçası çözüme kavuşturmak gerekir.
Tüm bu bilgiler ışığında ciddi bir programdan yoksun kalmanın maliyeti ülkemiz açısından daha da önemli hale gelmektedir.

YURTDIŞINDAN PARA NASIL GETİRİLECEK
* Yurtdışındaki paralar, 3 ay içinde içinde bankalar kanalıyla ya da bavulla getirebilecek.
* Kişiler, öncelikle banka ya da vergi dairesine giderek, parayla ilgili bildirimde bulunacak.
* Bildirim yoluyla paralar kayda alınacak. Ne kadar para girişi olduğu hesaplanabilecek.
* Parasını getiren bunu en az 1 yıl vadeli mevduata, hazine bonosu ve devlet tahviline yatırırsa, gayrimenkul alırsa veya bunu sermayeye eklerse paradan yüzde 0,5 kesinti yapılacak.
* Bildirimde bulunduğu parayı yurda getiren, ancak nasıl değerlendireceği konusunda karar vermeyenlerin parasına yüzde 1 oranında kesinti uygulanacak.
* Bildirim yaptığı parayı henüz getirmemiş olan, ancak getirme taahhüdünde bulunanların parasında kesinti oranı yüzde 2 olacak.