Varlık affı için acele edilmeli şartsız-vergisiz çözüm bulunsun




Dünyada yaşanan kriz ortada. Kayıp şimdiden 3 trilyon dolara ulaşmış durumda. Küresel kriz bizi Amerika, Avrupa ve Asya kadar etkilemeyecek.
Ancak 'bize hiç tesir etmeyecek' demek de kafayı kuma sokmaktan başka bir şey değil. Krize karşı, Türk vatandaşlarına ait yurtdışında bulunan para ve gayrimenkullerin bir şekilde ekonomiye kazandırılması gerektiğini belirtmiş ve bunun önünün açılması gerektiğini de en son geçen haftaki yazımda tekrarlamıştım. Geçen yıllarda ülkeye gelen ve doğrudan yatırımlara giden yabancı sermayenin yüzde 40'ı off-shore bankaları üzerinden transfer edilmişti. Kıyı bankalarından transfer edilen bu paraların da yerli yatırımcılara ait olduğu kuvvetle muhtemeldir. Bu da yerli yatırımcının yurtdışında ciddi kaynağının olduğunu, kârlı yatırım ve uygun ortam bulduğunda ülkeye aktığını gösteriyor.

Ancak gazetelerde çıkan haberlere ve yorumlara bakınca işin aslından çok şekliyle uğraşıldığını görüyoruz. Teknokratlık oynamaya gerek yok. Formül uydurmaya hiç lüzum yok, vakti de değil. Bir taraftan 'varlık affı' diyeceksin, sonra da gelecek parayı muğlâk ve anlamsız tasniflere tabi tutup bundan yüzde 1 veya 2 gibi komik oranlar uygulayarak vergi almaya çalışacaksın. Gerekçe olarak da 'Yok efendim bu işin önünü açarsak Türkiye'ye kara para gelir ve aklanır' diyeceksin. Bilenler biliyor. Yüzlerce denetim elemanına ekstradan para ödendi. Tapu dairelerinden tutun da gemi sicillerine kadar 35'ten fazla resmi kurumla yazışma yapıldı. Binlerce resmi evrak hazırlandı. Bütün banka ve finans kurumlarıyla yazışmalar yapıldı. Milyonlarca hesap dökümü hazırlandı ve denetim elemanlarına verildi. Yüzlerce, belki binlerce 'kara para' raporu hazırlandı. Sonuç olarak; Kara Para Kanunu'nun çıktığı 1996'dan beri bu suçtan dolayı cezası kesinleşen veya para ya da malına el konulan kişi sayısı bir elin parmağına ulaşmış değil. Geçen 12 sene içinde Türkiye'ye çok para geldi. İnşallah daha da çok gelir. Sonuç olarak 'varlık affı' koşulsuz, kayıtsız, vergisiz; kısacası 'mide bulandırmadan' bir an önce çıkmalı.


Yargı masrafları yüksek olunca hak aramak da zorlaşıyor

Vergi gelirlerini artırmak için çalışmalara devam eden Maliye, bazen elindeki kaynağı gerektiği gibi muhafaza edemiyor. Vergi toplama maliyetlerinin artması, vergi gelirlerini ister istemez azaltıyor. Bu kapsamda vergi mahkemelerinde görülüp kaybedilen davalar için ödenen masraflar eskiye göre artmış durumda. Bunun sebebi vergi ihtilaflarında ödenecek avukatlık ücretlerinin eskiden olduğu gibi maktu şekilde değil, artık dava konusu ihtilafta yer alan rakamlar üzerinden nispi (belli oranda) olarak ödenmeye başlanması. Bu yılın başına kadar vergi mahkemelerinde görülen davalarda ihtilaf konusu para da olsa avukatlık ücreti davanın duruşmalı olup olmamasına göre değişmekle beraber maktu olarak ödeniyordu. Bu duruma avukatlar ve baro karşı çıkıyor. Konusu para olan davalarda avukatlık ücretinin ihtilaf konusu meblağ üzerinden nispi şekilde hesaplanması gerektiğini savunuyorlar. Nihayetinde konu yargıya da intikal etti. En sonunda Danıştay'ın 2008 yılı başında verdiği karar ile maktu ödemeyi düzenleyen bent iptal edildi. 2007 tarifesi aleyhine açılan dava 2008 tarifesinin bir bendinin iptali ile sonuçlandı. Danıştay, kararında vergi mahkemelerinde görülen davalarda avukatlık ücretlerinin ihtilaf konusu meblağ üzerinden nispi şekilde belirlenmesi gerektiğini hükme bağladı. İdare de bu karar doğrultusunda mayıs ayı içerisinde bir değişikliğe giderek vergi ihtilaflarında maktu ücret belirlenmesine ilişkin bendi kaldırdı. Böylece mükellefler ile vergi idaresi arasında vuku bulan ihtilaflarda avukatlık ücretleri ihtilaf konusu tutar üzerinden nispi olarak hesaplanmaya başlandı. Bu da hem mükelleflerin hem de idarenin dava açmak için iki kere düşünmesine sebep oluyor.

Yeni düzenlemeden kaynaklanan avukatlık masrafları vergi dairelerinin bu seneye ait avukatlık ödeneklerini neredeyse bitirmiş durumda. Vergi daireleri Ankara'dan yeni ödenek talep etmeye hazırlanıyor. Bu yüzden inceleme raporlarında mümkün olduğunca uzlaşmaya çalışıp konunun mahkemelere intikal etmesine mani olma politikası bugünlerde daha sıkı şekilde uygulanıyor. Çünkü Maliye de biliyor ki eldeki kuş, teldeki kuştan daha iyidir. Hem mahkemelere intikal eden olayların ekseriyeti mükelleflerin lehine neticeleniyor. Yani bu durumlarda Maliye hem alacağından oluyor hem de yukarıda anlattığım sebepten dolayı artan mahkeme masrafını cebinden ödemek zorunda kalıyor. Hatta bazı mükelleflerin bilerek hatalı beyanda bulunduğu, daha sonra matrah azaltacak şekilde düzeltme verdikleri ve düzeltmeyi kabul etmeyen vergi dairesi kararını mahkemeye taşıyarak yüksek tutarda haksız avukatlık ücretleri aldığını duydum.

Aslında yeni tarife sadece Maliye'yi zarara sokmakla kalmıyor. Olayın bir de mükellefe bakan yönü var. Haklı olduğuna inanan birçok mükellef, Maliye ile düştüğü ihtilafta rakamların çok yüksek olması sebebiyle sonradan karşısına çıkacak faturanın daha da katlanmasından korktuğu için mahkemeye müracaat edemiyor. Çünkü mahkemeye müracaat etmek için ödenecek harç, davanın kaybedilmesi halinde yüzde 10 tutarında. Haksız ödeme tazminatı, faturanın kabarmasına yol açıyor.

Avukatlar bu düzenleme sayesinde vergi ihtilaflarına avukatların daha yakın ilgi göstereceğini, bundan sonra mükellefin daha kaliteli hizmet alacağını iddia ediyor. Çünkü ücretin maktu olarak belirlendiği dönemde avukatlar vergi davalarına katma değeri düşük ve özel ihtisas gerektiren bir alan olarak bakıyordu. Bu yüzden genel olarak avukatlar vergi davalarına rağbet göstermiyordu. Ancak bundan sonra hem avukatların ilgisi hem de Hazine avukatlarının kendini geliştirmesi ile vergi hukukunun da gelişmesine fayda sağlayacağını ifade ediyorlar. Hatta idarenin de işlemlerini daha dikkatli yürüteceğini ve asgari ihtilaf için çaba sarf edileceğini düşünüyorlar. Ancak; ben bu görüşlere katılmıyorum. Düzenleme haksız tarhiyata muhatap olmuş mükellefleri ve yüksek vergi masrafları ödemeye başlayan maliyeyi mağdur ediyor.

Ahmet Yavuz