Bumin Doğrusöz 27.10.2008 Referans
Bütün dünyayı kasıp kavuran, önceleri finans krizi olarak başlamakla birlikte giderek reel kesime sıçrayan ve etkileri yavaş yavaş ülkemizde de hissedilmeye başlanılan krize karşı ileri sürülen önlemlerden biri de, yurt dışındaki varlıkların ülkeye çekilmesini ve kayıtdışı kalmış varlıkların kayıt altına alınmasını sağlamaya yönelik düzenlemeleri yaşama geçirilmesi idi.
Maliye Bakanlığı bu önlemi yaşama geçirmek amacıyla "Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun Tasarısını hazırladı ve bu Tasarı geçen hafta Cuma günü Yasama Organına sunuldu.
Tasarıda üç konu düzenlenmiştir. Bunlardan birincisi yurt dışındaki varlıkların ülkeye çekilmesi, ikincisi ise ülkede kayıtdışı kalmış varlıkların kayıt içine alınmasını sağlama ve nihayet üçüncü olarak şirketlerin bazı yurt dışı kazançlarına istisna getirme. Biz bu yazımızda, diğerlerini başka yazımıza bırakarak, ikinci konuyu, yani kayıtdışı unsurları kayıt altına girmeye teşvik maksadı ile getirilen düzenlemeleri irdelemeye çalışacağız.

Tasarı düzenlemesi
Tasarının 3/2. maddesine "Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak 1.10.2008 tarihi itibariyle kanuni defter kayıtlarında işletmenin özkaynakları arasında yer almayan, para, altın, döviz menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar, bu Kanunun yayımlandığı ayı izleyen 3. ayın sonuna kadar YTL cinsinden rayiç bedelle vergi dairelerine beyan edilir. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu Kanun hükümlerine göre, 213 sayılı Kanun uyarınca kanuni defterlerine, taşınmaz dışındaki varlıklarını banka ve aracı kurumlardaki hesaplara yatırmak suretiyle kaydederek pasifte özel bir fon hesabı açarlar, Bu fon hesabı sermayenin cüz'ü addolunarak altı ay içinde sermayeye eklenir. Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterirler. Bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaz."

Ödenecek vergi ve avantajlar
Aktardığımız fıkraya göre beyan edilen varlıkların değeri üzerinden yüzde 10 oranında vergi, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar, gider yazılmamak üzere ödenecektir.
Bu bildirilen ve beyan edilen varlıklar nedeniyle, 1.1.2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak hiçbir suretle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacaktır. Ancak bu Tasarının yasalaşmasından sonra, başkaca nedenlerle 1.1.2008 tarihinden önceki dönemler için bir vergi incelemesi yapılırsa, gelir, kurumlar veya katma değer vergisi için bulunacak matrah farklarından bu Kanun uyarınca beyan edilen tutarlar mahsup edilerek tarhiyat yapılacaktır.
Yani bu kanuna göre bildirilen ve beyan edilen tutarlar, karine olarak, 1.1.2008 öncesi dönemde elde edilmiş kayıtdışı kazanç olarak kabul edilmektedir. Kanun (Tasarı), bu tutarları hem kayıt altına alma olanağı sağlamakta, yani vergilendirilmiş kazanç haline getirme olanağı sağlamakta hem de kayda giren bu kazançlara normal vergilendirme oranının (kurumlar vergisinde yüzde 20, gelir vergisinde yüzde 15-35) değil, bir teşvik olarak yüzde 10 oranının uygulanmasını öngörmektedir. Üstelik yasa ile bu kazanç üzerinden ödenecek KDV-ÖTV gibi yüklerde kaldırılmaktadır.
Bir başka deyişle, 1.1.2008 öncesi döneme ait, örneğin 2004 dönemine ilişkin kayıtdışı kazancını pişmanlıkla beyan ederek cezasız olarak sadece faizi ile vergilendirmek olanağına sahip mükellefe, bu defa hem cezasız hem de faizsiz, üstelik düşük vergi ile beyan olanağını sunmaktadır. Üstelik Kanunun sunduğu bu olanak bu kadarla kalmamaktadır. Bildirilen ve beyan olunan değerler mükelleflere, 2007 yılı sonuna kadarki dönemler için zamanaşımı süresince, bir başka deyişle 2012 yılı sonuna kadar da koruma sağlamaktadır.
Örnekle açıklayalım. 2004 yılında 100.000 YTL kazancı kayıtdışında kalmış bir AŞ, bu kazancını bu Kanundan (Tasarıdan) yararlanarak sadece yüzde 10 vergi ile kayıt altına sokup sermayesine ekleyebilecektir. Bu mükellef hakkında her hangi bir sebeple, örneğin transfer fiyatlandırması sebebiyle 2007 yılı için cezalı kurumlar vergisi tarhiyatı önerilecek olunsa, bulunan matrah farkından bu 100.000 YTL mahsup edilecek ve kalan kısım için cezalı tarhiyat yapılacaktır.
Bunlar Tasarının güzel ve olumlu, gerçekten teşvik edici yönleri. Bu düzenlemelere bakarak "bu Kanundan yararlanmak gerek" denilebilir.

Uygulamanın getireceği riskler
Ancak Tasarının olumsuz ve risk teşkil eden yönleri de vardır.
Önce, bu Kanuna göre kayıt içine girecek varlıklar için vergi dışında hiç bir güvence yok. Çünkü Tasarı, Gümrük Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu, Kambiyo Mevzuatı, Ceza Kanununun 282. maddesinde yer alan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu açısından güvence getirmemiştir. Bu mevzuatlara göre soruşturma veya kovuşturma yapılamayacağı güvencesi Tasarıda, sadece yurt dışından gelecek değerlere tanınmıştır.
Aktardığımız düzenleme uyarınca kayıt altına alınacak değerler, kayıt altına alındıktan sonra, kayıt altındaki diğer değerlerle aynı vergi rejimine tabi olacak. Yani, kayıt altına alınan değerlerin kullanılmasından sağlanacak kazançlar normal rejimde vergiye tabi olacak. Bir doktor bu Kanundan yararlanarak yüzde 10 vergisini de ödeyerek 100.000 YTL beyan etse ve bankaya yatırsa, bu para için başkaca vergi ödemeyecek, ancak 31.12.2008 tarihine kadar elde edeceği faiz normal rejimde vergiye tabi olacak. Ancak bu sonuç doğaldır. Aksi kayıtdışına bir de ödül vermek olur.
Bu Tasarıda kayıtdışı varlıkların kayıt altına alınmasının, envanter ve stok affı ile birlikte düşünülmemiş olması da bir başka ve çok önemli eksiklik.
Tasarının bu sıraladığımız olumsuz noktaları ise istenen amacın gerçekleşmesini önleyecek düzeydedir. Bu nedenle Tasarının bu yönleri itibariyle, yasama sürecinde tekrar değerlendirilmesinde yarar vardır.