11.11.2008 Veysi Seviğ Referans

Gelir Vergisi Yasası'nın 75'inci maddesinde yer alan tanımlamaya göre "Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği kâr payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır."
Kaynağı ne olursa olsun menkul sermaye iradı sayılan gelirler ise söz konusu yasa maddesinde sayılmak suretiyle belirtilmiş bulunmaktadır. Buna göre söz konusu yasa maddesinin 6'ncı bendi uyarınca "Her nevi alacak faizleri menkul sermaye iradı olarak kabul edilmekte olup, adi, imtiyazlı, rehinli, senetli alacaklarla cari hesap alacaklarından doğan faizler ve kamu tüzelkişilerince borçlanılan ve senede bağlanmış olan meblağlar için ödenen faizler de menkul sermaye iradıdır.
Alacak faizi her türlü alacağın vadesinde ödenmemesinden dolayı ortaya çıkabilmektedir. Ancak alacak faizleri bakımından dikkat edilmesi gereken konu, sürekli olarak ödünç para verme işi ile uğraşanların veya belli bir ticari organizasyon çerçevesinde ortaya çıkan bir alacağın vadesinde ödenmemesinden kaynaklanan faiz gelirlerinin menkul sermaye iradı olarak değil ticari kazanç olarak değerlendirilmesidir.
Belli bir süreyle tek kişiye veya kuruma verilen ödünç para kârşılığında sağlanan faiz menkul sermaye iradıdır. Buna karşılık aynı yıl içerisinde birden fazla kişiye ödünç para verilmesi, işlemin sürekli olduğunu gösterir. Bu nedenle yapılan bu tür işler de ticari faaliyet olarak kabul edilmektedir.
Vergilendirilme açısından sürekli olarak mutat meslek halinde ödünç para verilmesi karşılığında sağlanan faiz geliri ticari kazanç olarak kabul edildiğinden, bu tür bir faaliyet sonucunda elde edilen gelirin "ticari kazanç"la ilgili hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Alacak faizinin menkul sermaye iradı sayılabilmesi için taraflar arasında konuya ilişkin olarak yazılı bir sözleşmenin olması ve aranması mecburiyeti yoktur. Bazı hallerde gayrimenkuller üzerine konulan ipoteklere bağlı olarak borç verilebilmekte olup, bu tür işlemlerden dolayı bazı kişiler gelir sağlayabilmektedirler. Bu konularda zaman zaman günlük yazılı basında özellikle küçük ilanlar arasında ihtiyaç sahiplerine nakit kolaylığı sağlayanların duyurularına rastlanabilmektedir.
Alacak faizlerinin ödenmesi yargı kararı gereği veya yasal düzenleme dolayısıyla olabilir. Bu durumda söz konusu faiz elde eden açısından menkul sermaye iradı olarak kabul edilecektir. Örneğin ücretini alamadığı için yargı yoluna başvuran bir kişiye süresinde alamadığı ücretlerinin faizi ile birlikte ödenmesi halinde, ödenen bu faizler menkul sermaye iradı olarak kabul edilir.
Aynı durum kira gelirini vadesinde almayan gayrimenkul sahibinin dava yoluyla kanuni faiz almasında da geçerlidir. Buna göre kiracıların kira bedellerini zamanında, kira sözleşmelerinde belirtilen sürede ödememeleri nedeniyle açılan davalar sonucu yargı kararlarında, kira bedellerinin yanı sıra yasal faiz ödenmesine de karar verilmiş olunması halinde, tahsil edilen kira bedelinin gayrimenkul sermaye iradı, faiz gelirlerinin ise menkul sermaye iradı olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.
Ticari amaçlı olarak kredi vermeye yetkili olan kurum ve kuruluşlar yasal düzenleme ile belirlenmiş olup, 90 sayılı "Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"ye göre de ödünç para verme işlemleri ikrazatçılık olarak tanımlanmıştır. Buna göre ikrazatçı "devamlı ve mutat meslek halinde faiz veya her ne ad olursa olsun, faiz veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para işlerine aracılık eden ve kendilerine bu konuda faaliyet izni verilen gerçek" kişilerdir. İkrazatçılık faaliyeti izinle yapılmaktadır.
Yasa ile kurulmuş kredi kuruluşları ile ikrazcılık yapma izni olmayanlar dışında kimse ödünç para işi ile uğraşamaz.
Türk Ceze Yasası'nın 241'inci maddesi uyarınca "Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."
Bu nedenle ödünç para verme işini meslek haline getirmeden faiz geliri elde eden mükelleflerin eylemi tefecilik suçu niteliğinde değerlendirileceğinden; vergi inceleme elemanları görevlerini yaptıkları sırada ve görevlerine ilişkin olarak böyle bir durumu öğrenmeleri halinde durumu cumhuriyet başsavcılıklarına bildirmekle yükümlüdürler.
Türk Ceza Yasası'nda "tefecilik" ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar arasında sayılmış bulunmaktadır. Bu konuda söz konusu ikrazatçılık işleri Türk Ceza Yasası çerçevesinde değerlendirilmesi ve izinsiz olarak bu tür işleri yapanların varlığından cumhuriyet başsavcılıklarının haberdar edilmesi gerekmektedir.
Türk Ceza Yasası'nın 241'inci maddesinde yer alan tanımlamadan anlaşılacağı üzere kazanç elde etmek amacıyla başkasına borç para verilmesi işi "tefecilik" olarak kabul edilmektedir. (Konuya ilişkin olarak ayrıntılı bilgi için bakınız: Uğurlu, Uğur "Vergi İnceleme Elemanları Alacak Faizi Elde Eden Mükellefler Hakkında Suç Duyurusu Raporu Düzenlemek Zorundadır" Vergi Raporu Sayı: 109, Sf: 44-49)