Veysi Seviğ 25.10.2008 Referans

Dünya üzerinde yaşanan ekonomik krizin olası etkilerini azaltmak amacıyla ülkemizde yapılan çalışmalar henüz hazırlık aşamasındadır. Bu bağlamda basından edinilen bilgilere göre özel sektörde, küresel krizle daralan piyasaları canlandırmak üzere ayrı bir öneri paketi hazırlamaktadır.
Konuya ilişkin olarak resmi açıklamalara göre, ülkemizde ihraç edilen devlet tahvili ve Hazine bonolarında Türk vatandaşlarına yapılan faiz ödemelerine uygulanan yüzde 10'luk stopaj (Gelir Vergisi kesintisi) sıfıra indirilerek, bundan böyle yabancılar gibi Türk vatandaşlarının da elde ettiği faiz gelirleri üzerinden stopaj yoluyla vergi alınmayacaktır.
Gelir Vergisi Yasası'nın geçici 67. maddesi uyarınca ülkemizde 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere bankalar ve aracı kurumlar takvim yılının üçer aylık dönemleri itibariyle;
* Alım satımına aracılık ettikleri menkul kıymetler ile diğer sermaye piyasası araçlarının alış ve satış bedelleri arasındaki fark,
· Alımına aracılık ettikleri menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının itfası halinde alış bedeli ile itfa bedeli arasındaki fark,
· Menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının tahsiline aracılık ettikleri dönemsel getirileri, (herhangi bir menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracına bağlı olmayan)
· Aracılık ettikleri menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının ödünç işlemlerden sağlanan gelirler
üzerinden yüzde 15 oranında Gelir Vergisi tevkifatı yapılması öngörülmüş, dar mükellefler için bu oran yasa maddesi ile yüzde sıfır olarak belirlenmiştir. Bilahare, 5527 sayılı yasa ile söz konusu yasa maddesine eklenen 17. fıkra hükmü ile bakanlar kuruluna söz konusu yasa maddesinde yer alan kazanç ve irat türü ile bunları elde edenler itibariyle yatırım fonlarının katılma belgelerinin fona iade edilmesinden elde edilen kazançlar için fonun portföy yapısına göre ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya yüzde 15'e kadar artırma yetkisi verilmiştir. Bunun sonucunda söz konusu yasa maddesinde yer alan bazı konularda bakanlar kurulu stopaj oranlarını yüzde 10'a indirmiştir.
Ancak buna karşılık dar mükelleflere yapılacak stopaj oranı yasa ile yüzde sıfır olarak belirlendiğinden, ülkemizde yasa maddesinde yer alan gelirleri sağlayan yabancıların bu gelirleri vergi tevkifatına tabi tutulmamakta, dolayısıyla bu gelirleri nedeniyle yabancılar vergilendirilmemektedir.
Bu ayırım bazı vatandaşlarımızı dolambaçlı yolla yabancılar üzerine devlet tahvili ve Hazine bonosu satın almalarına neden olmuştur.
Gerçekte devletin ihraç ettiği borçlanma kâğıtlarının tevkifat yoluyla vergilendirilmesi teknik açıdan büyük bir yanılgıdır. Çünkü tevkifat yolu ile vergilendirme gelir hak sahibinin eline geçerken, söz konusu geliri elde eden yapılan kesintinin yükünü hissetmeyecek, gelirini elde ettiği net açıdan tasarruf sahibinin geliri tevkifattan sonra kalan miktardır. Olayın bu bağlamda değerlendirilmesi halinde devlet ödemekte olduğu faizden vergi kesmek suretiyle bir anlamda kendi sağladığı geliri vergilendirmek suretiyle vergi sağlamaktadır ki bunu gerçek anlamda bir vergilendirme olarak kabul etmek doğru değildir.
Yapılması düşünülen yeni düzenlemelerle Türkiye'de mukim yurttaşlarımızın bundan böyle elde edeceği devlet tahvili ve Hazine bonosu faizlerinin yüzde sıfır olarak vergilendirilmesi öngörülmekte, bu düzenleme ile yerli tasarrufçu ile yabancı tasarrufçuya vergilendirme açısından eşit uygulama yapılacağı mesajı verilmektedir.
Oysa yabancı tasarruflara yasal düzenleme gereği söz konusu faiz gelirleri sıfır vergilendirme ile ödenirken, bundan böyle yurtiçinde mukim (yerleşik) Türk vatandaşlarına alınacak bakanlar kurulu kararı ile elde edecekleri devlet tahvili ve Hazine bonosu faizlerine sıfır stopaj uygulamak suretiyle onların gelirlerinin bir anlamda vergi dışı bırakılması sağlanacaktır.
Türkiye'de yerleşik tasarruf sahiplerinin her vakit bu stopaj oranını bakanlar kurulu değiştirme yetkisine sahip olduğundan bir anlamda Türk vatandaşlarına sağlanan bu olanak her vakit değiştirilebilecektir.
Konuya ilişkin önemli bir nokta da uzun bir süredir Türkiye'de mukim tasarruf sahipleri ile yabancılar arasında tevkifat dışı kalma farkının, yabancıların sıfır oranda vergilendirilmesi açısından ortaya çıkan eşitsizlikten dolayı Anayasa Mahkemesi'ne taşınmış olması ile ilgilidir.
Yabancılara yasal düzenleme ile sağlanan sıfır oranında tevkifatın Türkiye'de mukim yurttaşlarımıza bakanlar kurulu kararına dayalı olarak sağlanmasının hukuki açıdan eşitlik sayılması mümkün değildir.
Yabancılara sağlanan olanağın halihazırda Türkiye'de mukim olanlara sağlanacak sıfır oranlı tevkifata nazaran bir imtiyaz olarak kabul edilmesi gerekir.
Bir başka açıdan olay ileride çıkması muhtemel Anayasa Mahkemesi kararını da doğrudan etkileyecek niteliktedir. Bu durumda ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.