İş’te İlk Sene


Deniz Yalım


Şimdiye kadar kendinizi hep bir adım öncesine hazırladınız. İş görüşmesinde ne giyeceğinizi, size neler sorulabileceğini, ne diyeceğinizi ve ne dememeniz gerektiğini öğrendiniz. Kendinizi bir yöneticinin ve insan kaynakları uzmanının gözünden tekrar tekrar değerlendirdiniz.

Tüm bu özenli çalışmalarınızın sonucunda da en nihayet istediğiniz işe kabul edildiniz. İş dünyasına hoş geldiniz, siz artık bir profesyonelsiniz! Durup bir düşünelim: Cidden öyle misiniz?
İş hayatınızdaki ilk yıl, kariyerinizin şekillenmesinde büyük önem taşır. Bu dönemde elde ettiğiniz başarı ve başarısızlıklar, kurduğunuz ilişkiler ve kendinizi nasıl tanıttığınız; sonraki yıllarda alacağınız terfileri, kariyer adımlarınızı ve karşınıza çıkacak fırsatlar düşündüğünüzden de çok etkileyebilir. Bugüne kadar birçok kurumda staj yapmış ya da yarı zamanlı işlerde çalışmış olabilirsiniz. Ancak kampus yaşamından profesyonel yaşama geçtiğiniz ilk yılda, bir öğrenciden beklenenlerle bir çalışandan beklenenler arasında büyük farklılıklar olduğunu göreceksiniz. Bu geçiş dönemini en iyi şekilde değerlendirmeniz ve birçok yeni mezunun yaşadığı hayal kırıklığını yaşamamanız için ilk adımlarınızı hazırlıklı atmalısınız…

Kurum kültürü: Çalıştığım şirketi tanıyor muyum?

Çalıştığınız yerin kurumsal kültürünü anlamak, uyum sürecinizi hızlandıracak en önemli aşamalardan biridir. Paylaşılan değerlerden giyim kurallarına, kişiler arası ilişkilerden hiyerarşiye kadar birçok noktayı en kısa zamanda öğrenin ve uygulamaya başlayın. Benimsemediğiniz ve kendinize uygun olmadığını düşündüğünüz konuları hemen gündeme getirmemelisiniz. Dışarıdan biri olarak değişim fikirlerinizi ortaya atmadan önce kendinizi bu kültürün bir parçası olarak kabul ettirmek, fikirlerinizin dikkate alınmasını da kolaylaştıracaktır.

İş yerinde iletişim: O kadar zor mu?

Üniversite hayatı genellikle korkunç iş yeri hikâyeleri ile doludur: Herkes birbirinin kuyusunu kazar, tam terfi alacakken ayağınız kaydırılır. Kimseye güvenilmemeli, öğrenilen tüm zaaflar gerektiğinde kullanılmak üzere bir köşede hazır bekletilmelidir. Tartışmalarda en üstte olmalı, sert, güçlü, hatta gerekirse agresif bir tavır sergilenmelidir.

Beyni tüm bu hikayelerle dolup taşan ve başarı hırsıyla yanıp tutuşan bir yeni mezun, iş yerindeki ilk senesinin sonunda ofisin en antipatik çalışanı yarışını açık ara farkla önde tamamlayabilir. Ya da korkularına yenik düşüp kimsenin tanımadığı, klavye tıkırtılarından başka ses çıkarmamaya özen gösteren sessiz bir çalışan olarak kalabilir.

İş hayatının okuldan farkı, kişilerle kuracağınız ilişki düzeyini ya da geçireceğiniz süreyi belirleme lüksünüzün çoğunlukla olmamasıdır. Ancak durumunuz o korkunç iş yeri efsaneleri kadar da vahim değil. İş yerinde olumlu ilişkiler kurabilmek için kendinizden ve şimdiye kadar yarattığınız değerlerden vazgeçmeniz gerekmez. Üstelik bir yerlerden duyduğunuz başarılı işadamı/işkadını prototipine uymaya çalışırken tutarsız, ne istediğini bilmeyen, neye hangi tepkiyi vereceğine karar veremeyen mutsuz biri olup çıkabilirsiniz.

Profesyonel yaşamda, birkaç noktaya özen göstermek ve bu konulardaki eksikliklerinizi tamamlamak; olumlu ilişkiler kurmanızı sağlayacaktır:

Tanışma: Çalıştığınız şirketin belli bir oryantasyon programı olmayabilir ve kendinizi geldiğiniz ilk gün masa başında bulabilirsiniz. Haftalarca kimsenin tanımadığı biri olmak yerine, masanızdan kalkın ve ofisinizdeki diğer çalışma arkadaşlarınızla tanışmaya başlayın. İlk günden böyle bir cesaretiniz yoksa, kendinizi yakın hissettiğiniz bir çalışandan sizi diğerleriyle tanıştırmasını rica edebilirsiniz. “Yeni gelen” olmak her zaman zordur ama bu süreci ne kadar uzatırsanız sonraki ilişkilerinizde o kadar zorluk çekersiniz.

İletişim kanalları: Birlikte çalıştığınız kişilerin iletişim alışkanlıklarını (e-mail, telefon, yüz yüze görüşmeler) öğrenmek ve uygulamak, işe adaptasyonunuzu da hızlandıracaktır. Özellikle ilk zamanlarınızda mesajlarınızı olabildiğince yüz yüze görüşmelerle vermeye özen gösterin. Böylece kendinizi tanıtmanız ve birlikte çalıştığınız kişileri tanımanız kolaylaşacaktır.

Pozitif yaklaşım: Hoşlanmadığınız tek bir tavır ya da durum yüzünden sonraki günleri kendinize zehir etmektense uzlaşma yolları bulmayı ve alternatif üretmeyi deneyin. En önemlisi, gülümseyin. Pozitif insanlarla bir arada çalışmak sizin nasıl hoşunuza gidiyorsa, başkalarının da gidecektir.

Eleştiriye hazır mısınız? İlk yılınızın verdiği heyecanla size yöneltilen her eleştiriye alınganlık gösterip savunmaya geçmeden önce, hatalı olduğunuz yönleri düşünün ve kabul edin. Nasıl daha iyi yapabileceğiniz ve kendinizi geliştirebileceğiniz yönler konusunda karşınızdaki kişiyle fikir alışverişinde bulunun. Gösterdiğiniz bu olgunluk kesinlikle dikkat çekecektir. Tabi ki aynı hatayı söz konusu durumda ya da benzer durumlarda tekrarlamamak kaydıyla…

Temel iletişim–1: Sabah kahvenizi içene kadar keyfinizin yerine gelmiyor ve bu yüzden her sabah kimseyle konuşmadan doğruca masanıza gidiyorsunuz. Sizce, ofise yeni gelen ve sabah alışkanlıkları da bilinmeyen biri olarak dışarıdan nasıl görünüyorsunuz?

Temel iletişim -2: “Lütfen” ve “Teşekkür ederim” sözcüklerini iş hayatında her düzeydeki ilişkinizde mutlaka kullanın. Bu kişi yöneticiniz, çalışma arkadaşınız ya da kapıdaki güvenlik görevlisi olabilir. Kişilere ve yaptıkları işe olan saygınızın sahip oldukları unvanlara göre değişmesine izin vermeyin.

Temel iletişim -3: En yoğun ve stresli olduğunuz zamanlarda bile telefonunuzu enerjik bir ses tonu ile açmaya ve görüştüğünüz kişiye karşı nazik olmaya özen gösterin.
Profesyonel yaşama hoş geldiniz…

Çalıştığınız şirketin değerlerini ve kültürünü öğrendiniz, çalışma arkadaşlarınızla ilişkilerinizi geliştirdiniz ve günler geçtikçe yeni işinizle ilgili sorumluluklarınız ve görevleriniz de şekillenmeye başladı. İş yapış şekliniz ile ilgili bazı temel noktalar da bundan sonraki adımlarınızı başarıyla atmanızda önem taşıyor.

Soru sorun: Yeni mezun biri olarak soru sormanızdan daha doğal bir şey yoktur. Oysa birçok yeni mezunun korkusu, hiçbir şey bilmediklerinin düşünülmesidir. İşin son aşamasına gelindiğinde her şeyin yanlış ya da eksik anlaşıldığının farkına varılması çok kritik kayıplara yol açabilir. Bu yüzden aldığınız bir sorumlulukta sizin açınızdan net olmayan bir konu varsa mutlaka yöneticinize ya da ilgili kişiye danışmalı ve gerekli bilgileri almalısınız.

Bilgi verin: Yaptığınız işler hakkında çalışma arkadaşlarınızı sürekli bilgilendirin ve fikir alışverişinde bulunun. Bir projenin küçük bir parçasını bile yapıyor olsanız, ekip ruhunu korumak ve ortak bir ürün ortaya çıkarmak için bilgi paylaşımına özen gösterin.

Hızlı geri dönün: Size gelen bilgi isteklerini en kısa sürede yanıtlamak, karşınızdaki kişiyi ve ihtiyacını önemsediğinizi gösterecektir.

Zamanı yönetin: Haftalık ve günlük işlerinizi belirleyin, önem sırasına göre önceliklendirin ve takviminizi hazırlayın. Takviminizi sürekli güncelleyin ve işlerinizi bu takvime göre yürütün. İlk senenizde kazanacağınız bu alışkanlıkla zamanı verimli bir şekilde kullanmayı da öğreneceksiniz.

Sözlerinize sadık kalın: Üstlendiğiniz sorumlulukların başkalarının iş süreçlerini de etkileyeceğini düşünerek, üstlendiğiniz işleri mutlaka zamanında yerine getirmelisiniz. İş yoğunluğunuzu hesaba katmadan gerçekçi olmayan, tutamayacağınız sözler vermek karşınızdaki kişilerin size olan güvenini sarsabilir. Bu yüzden gerektiğinde “hayır” demeyi de öğrenmelisiniz.
İş hayatında deneyimleriniz arttıkça, öğrenmeniz gerekenlerin bir sınır olmadığını da göreceksiniz. Gerek kişisel gerekse profesyonel gelişiminizde, sürekli öğrenme felsefesini benimsemeniz, bulabildiğiniz her kaynağı değerlendirmenizi ve hayatınıza uyarlamanızı sağlayacaktır. Tüm bunları yaparken, özellikle ilk iş yılının yoğun ve yorucu temposunda özel hayatınıza, ilgi alanlarınıza ve arkadaşlarınıza vakit ayırmayı ihmal etmeyin. Profesyonel yaşantını ve sosyal hayat arasındaki dengeyi ilk yıldan itibaren kurabilmenin, iş yerinde yüksek motivasyon ve performansı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunu unutmayın.