MESLEK STANDARTLARI, SINAV VE BELGELENDİRME SİSTEMİ

Mustafa KUMLU
TÜRK-İŞ Genel Sekreteri



Günümüzün en belirgin gelişmelerinden birisi, özellikle bilgi işlem ve iletişim teknolojilerinde sağlanan yeniliklerle bilgi akımının oldukça kolaylaşması, bilgi toplumuna geçiş sürecinin yaygınlaşmasıdır.

Küreselleşme olgusu, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda bazı ortak değerlerin yerel ve ulusal sınırları aşarak dünya çapında yayılmasını ifade etmektedir. Siyasi sınırlarla ekonomik sınırların birbirinden ayrılması ve ekonomik sınırların bir ölçüde ortadan kalkması olgusunu da beraberinde getiren küreselleşme, artan ekonomik bloklaşmalar, firmalar, endüstriler ve ülkeler bakımından rekabet gücünü stratejik bir faktör olarak ön plana çıkartmıştır.

Giderek yoğunluk kazanan uluslararası rekabet ve yaşanan hızlı teknolojik değişim, çalışma hayatını da derinden etkilemekte, endüstri ilişkileri alanındaki mevcut kurumsal yapıları değişime zorlamaktadır.

Liberal pazar ekonomileri ile ortaya çıkan ekonomideki yapısal değişmeler ile teknolojik gelişmeler beraberinde istihdam sorunlarını da getirmiştir. İstihdamın sektörel dağılımında kaymalar (hizmetler sektöründe yoğunlaşma) söz konusu olmuş, işgücünün nitel yapısında (vasıflı işgücü ihtiyacı) değişim görülmüştür. Ayrıca üretim ve yönetim tekniklerindeki gelişmeler de, bu oluşuma eşlik etmiştir. Yüksek teknolojiye dayanan yeni üretim koşullarının gerçekleşebilmesi, temel istihdam edilebilirlik bilgi ve becerileriyle donatılmış nitelikli işgücünü zorlamaktadır.

1980’li yıllardan bu yana, önce sanayi ülkelerinde ve daha sonra gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere yaşanan bu süreç -olumlu veya olumsuz sonuçlarıyla- yeni ve farklı bir bakış açısını zorunlu hale getirmiştir.

Bugün uluslararası alanda güçlü ve saygın ülke olmanın en önemli ölçüsü, sağlıklı ve istikrarlı bir gelişme gösteren bir ekonomidir. Bunun sağlanmasında, ülke kaynaklarıyla birlikte beşeri sermayenin üretim sürecine etkin katılımı büyük önem taşımaktadır. Bu ise birbiriyle uyumlu istihdam ve mesleki eğitim politikalarının izlenmesini, ekonominin işgücü ihtiyaçlarına paralel yeterli sayı ve kalitede işgücünün yetiştirilmesini gerekli kılmaktadır.

Bugün ülkemizde istihdam edilenlerin çoğu, eğitim gördüğü meslek dalında çalışmamaktadır. Aslında ülkenin temel sorunlarından belki de en önemlisi, eğitim ile istihdam arasında gerekli bağlantının sağlıklı olarak kurulmamış olmasıdır.

İstihdam ve işsizlik açısından değerlendirilmesi gereken bir husus, bir bakıma eğitim-istihdam ilişkisinin çarpıklığını ortaya koymaktadır. Ülkedeki eğitimli genç nüfus toplam işsizlerin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. 15-24 yaş grubu içinde lise ve daha yüksek eğitimli olanların yaklaşık üçte biri istihdam imkanı bulamamakta ve işsizlerin arasına katılmaktadır.

İşçiler, işverenler ve devlet olarak sosyal tarafların, uluslararası istihdam eğilimlerini de çok yakın takibe alarak, yatırım ve istihdam artışı sağlayacak uygun şartların yeniden yaratılmasını çalışması hayati önem taşımaktadır.

Ülkelerin kalkınması, eğitimin yetiştirdiği nitelikli insan gücü ile sağlanacaktır. Küreselleşme sürecine paralel olarak teknolojinin ve üretimin organizasyonunun sürekli olarak ve giderek artan bir hızla değişmesi, eğitimin ve bu kapsamda mesleki eğitim anlayışının da değişmesini zorunlu kılmaktadır. Artık birkaç yıllık bir eğitim döneminde elde edilen bilgilerle 25-30 yıllık bir çalışma yaşamını sürdürmek mümkün olmamaktadır.

Nitelikli insan gücünün yetiştirilmesinde eğitim ve istihdam sistemleri arasında fonksiyonel bir ilişki ve işbirliği bugüne kadar sağlıklı olarak kurulamamıştır. İstihdam ile eğitim arasındaki ilişki, bir yandan istihdamın eğitim arzını belirlemesi, diğer yandan ise eğitimin istihdamı etkilemesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde verilen eğitim kalite ve etkinlik bakımından işgücü piyasasının ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Bunun sonucu olarak, işgücü piyasasında bir yandan niteliksiz işgücü artarken öte yandan ekonominin ve süratle gelişen teknolojinin gerektirdiği nitelikli işgücü talepleri karşılanamamaktadır.

İstihdam ve eğitim kuruluşları arasında varolan koordinasyonsuzluğa yol açan nedenlerin başında; ülke çapında genel kabul görmüş bir meslek standartları, sınav ve belgelendirme sisteminin olmayışı gelmektedir.

Böyle bir sistemin eksikliği, gerek işçi ve gerekse işveren açısından, iş arama, işe alma, iş değiştirme konularında sıkıntılar yaratmaktadır. Mesleğin gerektirdiği niteliklere, becerilere, standarda sahip olunduğunu belgeleme imkanının yokluğu nedeniyle işçilerin istihdam edilebilirliği zorlaşmakta, işverenler ise her potansiyel işçiyi değerlendirmek için zaman ayırmak ve maliyetine katlanmak durumunda kalmaktadır.

Ülkemizde, istihdam ile eğitim arasında sağlıklı bir bağın oluşturulması amacıyla, 1992 yılında, işçi-işveren-devlet üçlü yapısı içinde bir araya gelmiş ve “ meslek standartları milli protokolü” imzalanmıştır. Taraflar “…. ekonomik ve toplumsal gelişme süreci içinde işgücünün niteliğinin arttırılmasının ve bu niteliğin ülke genelinde tüm kurum ve kuruluşlarca kabul edilen ve genel geçerliliği olan belgelerle belirlenmesinin yararlı olduğu”ndan hareket etmişler, böyle bir uygulamanın “…. uluslararası normlara erişilmesi bakımından gerekli olduğu, genel ekonomik ve sosyal yaşamın gelişmesi yönünde bir adım oluşturacağı, işgücü mobilitesine ve verimliliğine, işgücü piyasanın nitelik yönünden berraklaşmasına olumlu katkılar sağlayacağı” düşüncesinde birleşmişler ve “Türkiye’de meslek standartları, sınav ve belgelendirme sisteminin kurulması ve uygulamaya geçirilmesi” görüşüne varmışlardır.

Bu amaca uygun olarak taraflar, meslek analizleri ile sınav ve belgelendirme standartlarını geliştirmek, uygulamak, meslek yeterlik belgelerinin işgücü piyasasında geçerliliğini sağlamak ve korumak üzere işçi, işveren ve devlet temsilcilerinden oluşan üçlü katılımlı bir yönetim yapısına sahip , idari ve mali bakımdan özerk bir Ulusal Meslek Standartları Kurumu kurulması gereğini paylaşmışlardır.

Günümüzde çağdaş endüstri ilişkileri sistemlerinin temelinde, sorunlara ortak çözüm üreten barışçı modeller, sosyal diyaloglar bulunmaktadır. Bu yönüyle mesleki eğitim konusu sosyal tarafların üzerinde uzlaşacağı ve birlikte çalışma yapacakları temel konuların başında gelmektedir. Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, sorunların, sosyal tarafların da etkili bir biçimde katılımı ve diyaloguyla çözülmeye çalışılması daha sağlıklı olacaktır. Bunun gerekli bir sonucu, sendikalarla işverenler arasında bu alanda gittikçe güçlenen bir sosyal diyalog ve işbirliğinin, işyeri ve işletmelerde uygulanması olmaktadır.

Ancak bir hususu özellikle vurgulamak gerekir ki, toplumsal uzlaşma ve işbirliği, diyalog ile mümkündür ve bunun için kesimlerin serbestçe örgütlenebilmeleri gerekir. Örgütlenme düzeyinin düşük olması, işçi ve işveren kesimlerinin temsil gücünü zayıflatırken, hükümetlerin etkinliğini arttırmaktadır. Bu durum, işbirliği uygulamalarının kurumsallaşmasını, işbirliğini ve karşılıklı güveni sarsan bir sonuç yaratmaktadır.

Meslek Standartları, Sınav ve Belgelendirme Sistemi’nin, kanun tasarısının öngördüğü biçimde, mevcut kurumsal yapının dışında özerk olmasının bu açıdan büyük önemi bulunmaktadır. Sistemin kurulması ve sağlıklı işlemesi, ağırlıklı olarak sosyal tarafların gönüllü ve etkin katılımına bağlıdır. Bu çalışmaların varolan bir kurum bünyesinde yapılması ve sürdürülmesi beklenen ve hedeflenen amacı gerçekleştirmekten uzak kalacaktır. Meslek Standartları, Sınav ve Belgelendirme Sistemi’nin özerk bir kurum olarak oluşturulması ve devlet-işçi-işveren kesimlerinin birlikte yaşatması esas olmalıdır.

Tam üyelik sürecinde bulunduğumuz AB ve diğer gelişmiş ülkelerde, iş ve eğitim kesimi arasında gerekli uyum ve sağlıklı ilişki kurulduğu görülmektedir. Bunun temelinde meslek standartları, sınav ve belgelendirme sistemi önemli bir araç olarak yer almaktadır.

AB’de eğitim programları sosyal tarafların da katkılarıyla oluşturulmakta ve uygulamaya koyulmaktadır. İşçi-işveren sendikaları eğitim kurumları ile iş piyasası arasında köprü görevi üstlenmektedir.

Türkiye’de mesleki eğitim ile istihdam arasındaki ilişkiler öteden beri genellikle her iki sistemin kendi gelişmeleri içerisinde ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Ancak son yıllarda bu yaklaşım kısmen bırakılarak eğitim-istihdam ilişkilerine bütünsellik içinde yaklaşılmaya başlanmıştır. Bu konuda bütün kesimler; kamu, özel sektör, işçi ve işveren sendikaları, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri bir araya gelerek diyalog ve işbirliğini geliştirme yolunda önemli gelişmeler sağlamışlardır. Özellikle ulusal ve uluslararası projelerde, yeni oluşturulan kurullarda sosyal tarafların yer alması ve uzlaşma noktalarını genişletmeleri olumlu sonuçlar vermektedir.

Türkiye’de işgücü piyasasının gereksinimlerine cevap verecek sayı ve nitelikte insan kaynağı yetiştirilmesi, yeni meslekler ile ilgili programlar da dahil olmak üzere, programların geliştirilmesi, bir yandan çıraklık eğitimi öte yandan meslek liseleri aracılığıyla gerçekleştirilen eğitim faaliyetlerinin devlet-işveren-işçi sendikaları, meslek odaları ve gönüllü kuruluşların katkılarıyla işbirliği ortamı içinde sürdürülmesi sorunun çözüme kavuşturulması yolunda öncelikli olacaktır.

Çağdaş bir iş kurumu kurmak, sosyal tarafların kurum yönetimine katılımını sağlamak, yerel düzeyde işgücü piyasasına açılımlar sağlanması bu doğrultuda atılan önemli adımlar olmuştur.

İşgücünün niteliklerinin yükseltilmesi ve eğitimin ekonomik etkinliğinin artırılabilmesi için işgücüne yönelik talebin rasyonel bir biçimde bilinmesi ve ölçülmesi gerekmektedir. İş yaşamının ihtiyaç duyduğu işgücünün niteliği ve niceliği tam, gerçekçi ve güvenilir biçimde tespit edilememesi nedeniyle, eğitim arzı da tahminlere göre yapılmaktadır. Bir yandan mezun olan gençler eğitim aldıkları alanlarda istihdam imkanı bulamazken öte yandan bazı alanlarda kalifiye işgücü ihtiyacı bulunmaktadır. Bu durum, eğitim arzı ile işgücü talebi arasındaki uyumsuzluğun doğal sonucudur.

Eğitim ve öğretim programları geliştirmenin temelini iş piyasası araştırmalarının sonuçları oluşturmalıdır. Öncelikle meslek standartları belirlenmeli, mesleki eğitim standartları ve mesleki eğitim program geliştirme çalışmaları bu temel üzerinde yükselmelidir.

İşgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünün eğitimi önem taşımaktadır. Bir bakıma eğitim sisteminin çıktıları işgücü piyasasının girdilerini oluşturmaktadır. Herhangi bir eğitim sisteminden geçerek ya da başka bir şekilde beceri ve eğitim düzeyi kazanmış kişilerin mesleki yeterliliklerini belgelemeleri, gerek kişiler ve gerekse iş hayatı bakımından önem taşımaktadır.

Sosyal taraflarca kabul edilmiş güvenilir bir belgeye sahip olan kişilerin yurtiçi ve yurtdışı işgücü piyasasında iş bulmaları daha kolay ve hızlı olacağı gibi, işverenler de istihdam edecekleri kişilerde aradıkları nitelikleri görme imkanına sahip olacaklardır.

İşgücü piyasasınca kabul edilen meslek standartlarının belirlenmesi, aynı zamanda eğitim standartlarının belirlenmesini ve buna uygun eğitim verilmesini de beraberinde getirecektir. Böylece eğitim ile istihdam arasında sağlıklı bir yapı oluşturmak mümkün olacaktır.

Sosyal taraflar arasında tam bir uzlaşmayla yasal hazırlığı yapılan Ulusal Meslek Standartları Kurumu (UMSK)’nun bir an önce kurulması ve işlerliğe kavuşması sağlanmalıdır. Bu yöndeki talep, hemen her platformda sosyal taraflar tarafından dile getirilmektedir. Hükümete düşen temel sorumluluk, bu konuda sosyal taraflar arasında da varolan mutabakat ve talebi dikkate alması ve gereğini yerine getirmesidir.

Dünyada gözlenen gelişme ve temel eğilimler bu doğrultuda olurken, Türkiye, her alandaki gelişmesini ulusal ihtiyaçlara cevap verecek şekilde ve aynı zamanda gerçekleştirmek durumunda olmalıdır.


Not: Bu yazının başlığı admin tarafindan forum kurallarına uygun olmadığı için düzeltilmiştir.Lütfen Forum Kuralları'nı okuyunuz.