Kayıtdışılık, hukuk ve gerçek
Ekonomik işlemlerin izlenmesi ve kayıt altına alınması yaklaşık elli yıldır hukukçular açısından özel ilgi alanı haline gelmiş bulunmaktadır. Çünkü menkul ve gayrimenkul malın sahibini koruma açısından zaman içersinde ortaya çıkan sorunlar, yargı organlarını karar verme aşamasında zorlayan en önemli neden, söz konusu varlığın kime ait olduğunu belirleme aşamasında ortaya çıkan zorluktur.
Yasal düzenleme gereği olarak "Kanunun muayyen bir delil ile ispatını emreylediği hususlar başka suretle ispat olunamaz. (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Madde: 287)
Gerçekte bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldığı zamanki miktar ve değerleri belli bir tutarı aşıyorsa senetle yani yazılı belge ile kanıtlanması gerekmektedir. (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Madde: 288)
Örneğin fatura gerçekte "satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır." (Vergi Usul Yasası Madde: 229)
Ancak buna karşılık fatura menkul mal sahipliğini kanıtlayan bir belgedir. Özellikle icra hukuku açısından faturanın borçluya ait malların ayırımındaki özelliği dikkaate alındığında söz konusu belgenin önemi daha da artmaktadır.
Faturanın karşı tarafa tebliği de önem arz etmektedir. Tek başına fatura, malın satıldığını ve teslim edildiğini göstermez. Bir başka anlatımla "...düzenlenen faturaların, fatura içeriği malın davacıya teslim edildiğinin kanıtı olarak" kabul edilmesi mümkün değildir.
Fatura ispat aracıdır.
Oysa ülkemizde fatura kullanımına gerekli önem verilmemektedir. Bunun nedeni ise özellikle menkul malın sahibi olma arzusunda olanların hukuk bilgisinin yetersizliği ve faturanın sadece bir vergi hukuku alanında kullanılabilen bir belge olarak tanınmasıdır.
Ekonomik olayların çoğunluğu menkul malların el değiştirmesi şeklinde olmaktadır. Bu bağlamda malın kime intikal ettiği hususu hukuki açıdan önemli hale gelmekte ve dolayısıyla malın sahibi açısından sahipliğin adeta tek ispat aracı fatura olmaktadır.
Ülkemizde sadece menkul kıymetlerde değil, hukuken gayrimenkul olarak kabul edilen varlıklarda dahi mal sahiplerinin bu durumlarını kanıtlamaya yönelik belge sahibi olma isteminde yeteri kadar titiz olmadıkları gözlenmektedir.
Örneğin satın almış olduğu dairenin tapusunu almadan içersine girip oturan kişi tapusu olmayan evi kendisine aitmiş gibi düşünür. Oysa gerçekte o dairenin parasını ödemiş olsa bile hukuken o kişi dairenin sahibi değildir. Çünkü kendi üzerine tapusu yoktur.
Günümüz Türkiyesinde halihazırda tapuda, arsa gözüken birçok yerin üzerinde binaların hatta çok katlı yapıların bulunduğu ve bu yapıların içersinde o yerin sahibi olduğunu iddia edenlerin oturduğunu bilmekte ve görmekteyiz.
Kişilerin hukuken kendisine geçmeyen bir varlığı kendi malı gibi kabullenmelerinin temel nedeni ise o mala ait bedeli ödeme eylemleridir. Oysa mal bedelini ödemek mevcut akdin alıcı tarafına düşen bir yükümlülüktür. Satıcının görevi ise malı karşı tarafa devrettiğini gösteren tapu kaydının değiştirilmesine yönelik hukuki işlemi gerçekleştirmesidir.
Usul hukuku kurallarına göre, geçerliliği var olan bir belge ile herkes hakkını kanıtlamakla yükümlüdür.
Bir mağazadan satın almış olduğu herhangi bir mal ile beraber çıkan bir kişinin, bu malı satın aldığına dair elinde bir belge yoksa, o kişinin söz konusu malı çaldığını iddia etmek çok kolaydır. Bazı hallerde uygulamada bu tür olaylara da rastlanılmaktadır.
Hatta çeşitli nedenlerle aralarında husumet olan kişilerin birbirlerine vermiş bulundukları hediyeler için "çalındı" iddiasında bulunulduğuna dahi uygulamada rastlanabilmektedir.
Bu gibi olaylarda menkul malın kime ait olduğunu veyahut da herhangi bir kişiye nasıl intikal ettiğini kanıtlamaya yönelik belgenin hukuki özelliği dikkate alındığında temel özelliğin kayıtdışılığa yönelik olduğu kolayca anlaşılacaktır.
Faturasız malın sahibi kendisine ait olduğunu zannettiği malın hukuki sahibi değildir. Çünkü o malın hukuki sahibi olduğunu kanıtlayabilecek bir belgenin sahibi değildir.
Türkiyede kayıtdışılıkla mücadele edilirken öncelikle malın kime ait olduğunu belirleyen belge düzenine önem vermek ve bu konudaki belge üretimine işlerlik kazandırmak gerekmektedir.
Menkul veya gayrimenkul malın sahipliğini kanıtlayan belgeden kaçmanın veya bu tür belgeleri edinmeden kaçınmanın da hukuki nedenleri vardır.
Yaptığı iş karşılığı hukuken geçerli sayılmayan nedenlerden dolayı varlık edinilmesi halinde bu durum hukuki açıdan tam anlamı ile değerlendirilmesi gereken ayrı bir olay olarak kabul edilmelidir.
Başka bir anlatımla bazı hallerde sahip olunan varlıkların edinim biçimleri hukuken özellik arz etmektedir.
Yetkinin kötüye kullanılması ve hatta daha açıkçası nakde dönüştürülmesi halinde edinilen varlığın gerçek anlamda belgelendirilmesi mümkün değildir. Eğer böyle bir olay belgelendirilecekse esas sahibinin gizlenmesine yönelik belgelendirme tercih edilmektedir.
Ülkemizde sayısız örnekleri bulunan yolsuzluk, çıkar sağlamaya yönelik eylemler, rüşvet ve benzeri suçların ekonomik sonuçları kayıtdışılığın tipik örneklerini oluşturur.
Kayıdışılık köşebaşı bakkalının satmış olduğu gazoz için fiş düzenlememesi olarak kabul edilmemelidir. Gerçekte köşebaşı bakkalı sattığı gazoz için fiş vermek zorundadır. Ancak onun fiş vermemesi ile üstlendiği görev nedeniyle zenginleşen kişinin arasında işlediği fiil açısından önemli farklılıklar vardır.
Ülkemizde kayıtdışılık daha çok kamusal görevlerin yerine getirilmesi aşamasında bir süre gizli kalabilen çıkar sağlamalardan kaynaklanmaktadır. Kanımızca bu durum bilinçli olarak korunma altındadır. Herkes mal varlığının kaynağını kanıtlamak ve hatta açıklamak zorundadır. Bu zorunluluk gözardı edildiği sürece kayıtdışılığın faturası köşebaşı bakkalına kesilecektir.