Bazı insanlar başkaları tarafından söylenen her sözde, çevrelerinde cereyan eden her olayda gizli maksatlar bulmaya çalışırlar. Üzüntü verici, rahatsız edici olaylar üzerinde gereğinden fazla dururlar. Acı haberleri abartır, iyi haberlerinse neredeyse hiç üzerinde durmazlar. Her günün kaybolup gittiğini, yarının dünden kötü olacağını savunmayı alışkanlık haline getirirler. Geleceklerini karamsar tahminlerle peşinen zehirlediklerinin farkında bile olmazlar.

İyimser düşünmek, gelecek hakkında ümitli olmak hayatı kolaylaştırır. Kendinden hoşnut olan insan, âlemi bütün çelişkileriyle kucaklar. Karamsar insanlar ise çevrelerinde sürekli huzursuzluk kaynağıdırlar. Geçimsiz, kötümser ve tutarsızdırlar. Esasen olumsuz düşünce, geçmişte karşılaşılan hayal kırıklıklarının ve üzücü olayların neticesidir.

Olumlu düşünce, her türlü felaketi ve acıyı mutluluğa dönüştürecek bir dinamizm ve tekniktir. Bütün insanların içinde hayatı zenginleştirmek için yeterli psikolojik kaynaklar mevcuttur. İnsan bünyesindeki güçlü duygular bu kaynakları uyandırabilir. Unutmamak gerekir ki, herkes kendisi için çizdiği sınırların içinde kalmaya mahkûmdur. Büyümek ve ilerlemek isteyen kişi sınırların dışına çıkmak zorundadır. Herhangi bir dersten başarılı olacağına inanmayan bir öğrenci o dersi öğrenemez. O kendini kilitlemiş ve “başaramayacağım” düşüncesine mahkûm olmuştur. Hayata atıldıklarında başarısız olacaklarına inanan insanlar, gerçekten de başarısız olurlar.


Güzel Görmeyi Nasıl Başarabiliriz?

Her gün yol boyunca gelip gittiğiniz yerlerdeki ayrıntı ne kadar ilginizi çekiyor. Her mevsimde tazelenen ağaçları ne kadar izliyorsunuz?

Baharla birlikte yeniden doğuşu simgeleyen tomurcukları, taze, yeşil otları, binbir desen taşıyan kır çiçeklerini görebiliyor musunuz? Baharın en acelecisi olan badem ağacının çiçekleriyle erik, elma ya da kiraz çiçeklerinin arasındaki farkı gözlemlediniz mi? Ya şeftalininkini? Onun çiçeklerinin çok tatlı bir pembe olduğunu biliyor musunuz?

Bahar yağmurlarından sonra toprak mis gibi kokar. Hiç toprak kokusunu içinize çektiniz mi? Hiç yattığınız yerden, özellikle de baharlarda şekilden şekle girerek gökyüzünde yol alan bulutları izlediniz mi?

Her mevsimin kendine özgü bir ışığı olduğunun farkında mısınız? Yaz ışıkları denizin, dağların, ağaçların üstüne en parlak biçimde enerjisini gönderirken, sonbahar hüzmeleri daha bir puslu, daha bir mayhoştur sanki. İlkbaharın ışıklarındaysa bir tazelik, bir gençlik ve belki garip gelecek ama bir kararsızlık vardır. Yağmurları bile kararsızdır baharın. Aniden bastırır, çılgınlar gibi yağar, birden durur ve güneş açar.
Her gün karşılaşıp, görmediğimiz insanlar da var etrafımızda. Onları etkilemiş, zihnimizdeki küçük kutuların içine yerleştirmişizdir. O “öğretmen”dir, bu “anne”dir, “baba”dır; “köşedeki bakkal”dır, “apartman kapıcısı”dır. Onların da tıpkı bizim gibi dertleri ve sevinçleri olan, kimi gün keyifsiz, kimi gün şakacı birer insan, etiketlerin dışında birer insan olduklarının farkına bile varmayız. Çünkü onlara görmeden bakarız. Belli işler için onlara başvurulur.

Oysa görerek bakabilsek, ne ilginç bulgular çıkacaktır ortaya. Annenizin o gün keyifsiz olduğunu görebilir ve ilgilenip nedenini sorarsınız, belki de en yakın arkadaşıyla atıştığını (tıpkı sizin de zaman zaman başınıza geldiği gibi) anlatıp, dert yanacaktır. Bu da size, kişi kaç yaşına gelirse gelsin insan ilişkilerinde sorunların bitmediğini öğretecektir. Annenizle karşılıklı dertleşmenin getirdiği yakınlık da cabası...

Ya da köşe başındaki bakkalın yüzünün güldüğünü fark edebilirsiniz ve “Bugün çok mutlu görünüyorsunuz.” gibi bir de insandan insana en büyük armağan olan ilginizi gösterebilirseniz, bakkal Sermet Beyin burslu okuyan bir oğlu olduğunu ve o gün yeni bir başarı haberi nedeniyle sevinçli olduğunu öğrenerek köşe başındaki bakkalın da tıpkı sizinki gibi bir ailesi, gurur duyduğu bir evlâdı olduğunu, üstüne üstlük üniversite sınavları, giriş puanları hakkında da epeyce bilgili olduğunu öğrenerek, Sermet Beyi kafanızın içindeki etiketli küçük kutusundan kurtarabileceksiniz. İnsanlara bakmasını bilirsek, ne çok, ne değişik dostlarımız olabilir. (Ongun, 1999: 56)

Huzur Verici Düşünceler

Kafanızı ve gönlünüzü huzur veren düşüncelerle doldurmalıyız. İyiyi, güzeli, doğruyu görmek için bakmalıyız. Bedenimizin sağlıklı olması için her sabah nasıl spor yapıyor, banyo alıyor ve dişlerimizi fırçalıyorsak, zihnimizin huzurlu olması için de gayret etmeliyiz. Bunun için huzurlu ve özellikle yeşil bir alanda kendimizi dinleyip, zihnimizi huzur verici düşüncelerle doldurmalıyız. Örneğin çağlayan ve etrafında yeşil ağaçlar olan bir dereyi gözümüzün önüne getirelim. Bu canlandırmadan hemen sonra zihnimizde olumlu düşünceler oluşmaya başlar.

Kainatta güzellikler ve çirkinlikler iç içedir. Yaratıcı kullarını imtihan için bu düzeni böyle kurmuştur. Kötülükleri ve çirkinlikleri ne saymaya, ne de düşünmeye zamanımız yeter. Hem kötülük ve çirkinlik gibi görünen şeyler de, güzelliklerin ve iyiliklerin birer vesilesidir. Gül ağacının hemen dibindeki burun sızlatan gübre kokusu olmasaydı, kokusu ruhlara huzur ve sükun veren güzel gül olur muydu acaba? Haşin fırtınalar, dondurucu soğuklar ve yağmurlar olmasaydı, o güzelim meyveler ve çiçekler varlık sahasına çıkabilirler miydi?

Kainatı yaratan, içini binlerce hikmetler ve akılları durduran bir düzen ve disiplinle bezeyen yüce Allah, insandan yaradılış sebebini bulmasını, binlerce nimetlerin, ikramların farkına varmasını ve sonunda ise teşekkür etmesini bekliyor.
Bakış açısını bu ayrıntılara çeviremeyen insan, kalbi baksa da göremez. Göremeyince de hep elem ve keder içinde kalır.