Alıntı Sadettin ORHAN [email Nickli Üyeden Alıntı
sorhan@bugun.com.tr[/email] 24 Eylül 2008 Bugün]
Yaklaşık altı yıldır ülke gündemimizin en sıcak konularından olan sosyal güvenlik reformunda nihayet sona gelindi.

Bir hafta sonra 70 milyonun tamamı yepyeni bir sosyal güvenlik sistemi ile karşılaşacak. Yürürlüğe girecek olan yeni kanuna her ne kadar reform desek de aslında sosyal güvenlik tarihimize baktığımızda, yapılan düzenlemeler daha çok devrim niteliğinde. Neden mi? Gelin birlikte bakalım.

Devrimin 5 boyutu!

1- Tanzimat sonrası dönemden günümüze kadar memur sınıfı, sosyal güvenlik bakımından sürekli ayrıcalıklı konumda oldu. Bu ayrıcalık Cumhuriyet'le birlikte daha da derinleşti. Ancak 1 Ekim'de yürürlüğe girecek reform kanunu ile birlikte, bu tarihten sonra ilk defa memur olanlar, işçi, esnaf ve çiftçiyle aynı hak ve yükümlere tabi olacak. Böylece yaklaşık 1,5 asırlık standart farklılığı da sona ermiş olacak.

2- Ülkemizde sosyal güvenceye en son kavuşan esnaf ve diğer bağımsız çalışanlar, şimdiye kadar sosyal güvenliğin en gariban kesimiydi. 1 Ekim'le birlikte bunlar da yeni dönemin memuru ve işçisiyle aynı standarda kavuşacak.

3- Yıllardır tartışılan ama bir türlü hayata geçirilemeyen Genel Sağlık Sigortası yürürlüğe girecek. Böylece hem nüfusun hem de sağlık sorunlarının tamamına yakını sigorta kapsamına alınacak. 18 yaş altı nüfus ve dar gelirliler sistemden ücretsiz yararlanırken, tüp bebek ve diş tedavileri gibi pek çok sağlık yardımı SGK tarafından ödenmeye başlanacak.

4- Şimdiye kadar 5-6 ayrı kanunla düzenlenmiş sosyal güvenlik sistemimizde, memurun aldığı yardımı SSK'lı alamıyor, SSK'lının aldığını Bağ-Kur'lu alamıyordu. 1 Ekim'le birlikte bunlar tek bir kanunda (5510 sayılı Kanun) toplanıyor ve yapılacak tüm ödemelerde ve yardımlarda standart bir düzenlemeye gidiliyor. Böylece kişiler sadece statülerinden dolayı farklı muameleye tabi tutulmayacak.

5- Sosyal güvenlik sistemimizin en fazla eleştirilen sorunlarından birisi kurumsal çok başlılıktı. Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur'un her biri farklı kesimlere hizmet veriyordu. Bir de bu üç kuruma ilaveten bazı banka, oda ve borsanın kendine ait emekli sandıkları bulunuyordu.

Bu dağınık yapı pek çok suiistimale zemin hazırladığı gibi, vatandaşa sunulan hizmetin kalitesi de kurumdan kuruma farklılık gösteriyordu. 2006 yılında yine reform çalışmaları çerçevesinde yapılan bir yasal düzenleme ile bu çok başlılığa son verildi ve tüm nüfusu kapsayacak şekilde Sosyal Güvenlik Kurumu oluşturuldu.

1 Ekim'de uygulama kanununun da devreye girmesiyle birlikte SGK, sistemin tek aktörü haline gelecek. Görüldüğü üzere bir hafta sonra hayatımıza devrim niteliğinde düzenlemeler giriyor.

Yapılan düzenlemelerin teknik ayrıntılarından memnun olan vatandaşlarımız olacağı gibi, olmayanlar da çıkacaktır.

Ancak şu da bir gerçek ki, 70 milyonun tamamını ilgilendiren bir konuda herkesi mutlu edecek bir formül bulunması da oldukça zor.

Öyle umuyoruz ki reform kanunu yürürlüğe girdikten sonra, vatandaşın tepkisi ve uzmanların yapıcı eleştirileri doğrultusunda eksiklikler de giderilecektir. Sosyal güvenliğin reytingi tavan yaparken...

Bu arada reform kanununun yürürlük tarihinin yaklaşmasıyla birlikte, yazılı ve görsel basında bu konuya oldukça geniş yer ayrılmakta.

Ancak üzülerek söylemek gerekirse, alelacele ve konunun uzmanına dayanmadan yapılan haber ve yorumlarla, vatandaşın yanlış bilgilendirilmesi de söz konusu.

Nitekim bu tür haber ve yorumlardan etkilenen okurlarımızdan çok sayıda e-posta alıyoruz.

Bu konuda medyanın biraz daha dikkatli olmasında fayda görüyoruz.