ARİF ŞİMŞEK - arif.simsek@tercuman.com.tr

PİYASA kuralları çerçevesinde tasarrufların yatırıma dönüşmesi, sermaye piyasasının uzun vadeli fonlarla desteklenerek derinlik kazanmasında önemli rol oynayan Bireysel Emeklilik Sistemi, bizde de yeterince ilgi görüyor. Uygulama kişilerin ileriki yaşlılık durumlarında ek bir gelir, başkaca sigortası bulunmayanlara ise bir tür emeklilik güvencesi sağlamayı amaçlıyor.
Teoride her şey yolunda gitse de uygulamada her zamanki gibi sorunlar oluyor. Yoğun okuyucu mesajlarından anlaşıldığı kadarıyla sistemde vergi uygulamasıyla ilgili haksızlık yaratan garip bir durum var.
Olmayan gelirin vergisi olamaz
SİSTEM 07.04.2001 tarihli Resmi Gazete?de yayımlanan 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Yasası ve 09.04.2008 tarihli Resmi Gazete?de yayımlanan yönetmelikle düzenlenmiş. Kişiler 3 alternatifle gelir elde edebiliyorlar. Bunlardan ilki kişinin 10 yıl boyunca 56 yaşına kadar sistemde kalması, ikincisi kişinin 10 yılı aşmadan ve 56 yaşına gelmeden çıkmak istemesi, üçüncüsü ise kişinin 10 yılı tamamladığı halde 56 yaşına gelmeden sistemden çıkmak istemesi. Her üç durumda da elde edilen gelire yönelik GVK?nun 75/15.md. sine göre, sigorta şirketleri tarafından yapılan geri ödemeler menkul sermaye iradı sayılıyor. Ödemeler niteliği itibariyle anapara+faiz şeklinde oluyor. Kanunda ?ödemeler? şeklinde bir ifade olduğundan bu ödemelerin anapara ve faiz kısmı olarak ayrıma tabi tutulmaması nedeniyle, doğrudan anapara da söz konusu vergi matrahı içine giriyor.
Kanundan da anlaşılacağı üzere menkul sermaye iradı, yatırılan sermaye karşılığı elde edilen kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar yani bir gelirden oluşuyor. Sigortalının servetinin bir parçası olan ve sigorta şirketine yatırdığı anapara ise GVK de yazılı yedi gelir unsurundan hiç birisine girmiyor. Fakat düzenlemeyle, daha önce de bahsettiğim gibi, ödemelerin anapara ve nema olarak ayrıştırılmaması nedeniyle anapara geri ödemelerinden de hukuki dayanağı olmayan bir vergi alınması söz konusu. Bu durum şüphesiz ?gelir vergisi, kişilerin gelirleri üzerinden alınır? ilkesine aykırılık gösteriyor.
Kanun değiştirilmeli
OLAYI bir örnekle açıklayalım;
Bir kişi bankadaki 1.000 TL?sini bireysel emeklilik sistemine katkı payı olarak yatırdıktan sonra kendince nedenlerle sistemden çıkmak için yatırdığı parayı geri istediğinde, anapara üzerinden herhangi bir şekilde nema kazanmadığı yani bir kar payı, faiz gibi gelir elde etmediği halde GVK?nın 94/15. md. uyarınca yüzde 15 gelir vergisi kesintisi yapılarak sigortalıya 850TL ödeme yapılıyor. Dolayısıyla, sigortalı sisteme daha önce yatırdığı paranın yüzde 15?ini herhangi bir gelir elde etmediği halde, gelir vergisi olarak ödemiş oluyor.
Gelirin değil anaparanın vergilendirilmek istenmesi, maliye teorisinde elde edilirken vergisi ödenmiş ve servete dönüşmüş bir varlığın tekrar mükerrer vergilendirilmesi anlamına gelir. Aynı servetin kendisi üzerinden bir kez daha vergi alınması, mevzuatımızda yeri olmayan bir ?servet vergisi? unsuru olması bir yana, aynı gelir unsuru üzerinden farklı zamanlarda aynı nitelikte birden fazla vergi alınması anlamına gelen ?çifte vergileme? durumunun da talihsiz bir örneği oluyor. Uygulama bu haliyle Anayasa?daki vergilemede, adalet ve ödeme gücü ilkelerine de aykırı oluyor. Devletin en önemli finans kaynağı vergi ve şüphesiz adaletli olmalı. Unutmayalım ki verginin adaletsiz olması ise sıradan vatandaş için devletin adaletsizliği olarak algılanıyor. Bir kanun değişikliği ile Meclis de açılmışken bu haksızlık giderilebilir.