Vergi cezalarında af gereği



Son olarak 2002 yılında "Vergi Barışı" adı altında çıkartılan af kanunundan bu yana, bu kanunla birlikte vergi mevzuatımızda ve ceza sistemimizde gerekli düzenleme ve iyileştirmeler yapılmadığı için, affı doğuran sebepler olduğu gibi devam etmektedir.
Her ne kadar arada "özel bir uzlaşma" yolu ile vergi yargısındaki ihtilafları kaldırma amaçlı bir Kanun kabul edildiyse de, bu Kanunda sorunu çözmemiştir. Çünkü kanun ceza yargısındaki ihtilafları dışladığı gibi, ihtilaf yaratılmamış veya sona ermiş davalardan kaynaklı kamu borçlarını da dışlamıştır. Bu dışlama, borçlu mükellefler arasında da bir eşitsizlik yaratmıştır. Bu eşitsizliği giderecek bir düzenlemenin mutlaka yapılması gerekmektedir.
Bu yazımızda, konunun sadece bir yönü, vergi ceza hukukunun ceza yargılaması hürriyeti bağlayıcı yaptırımı gerektiren filler dolayısıyla oluşna ceza yargılaması. Her yıl binlerce mükellef Ceza Mahkemelerinde sanık mevkiine taşınmaktadır.
Görüldüğü gibi 2002-2006 yıllarında 64.477 kişi, daha doğrusu mükellef veya şirketlerin kanuni temsilcisi 45.857 davada sanık mevkiine taşınmıştır. Bu istatistikte 2002'den sonra dava ve sanık sayılarındaki azalma, denetimin veya suç oranının azalmasından değil, 4811 sayılı Kanunla getirilen "matrah artırımı" müessesesinden dolayıdır.
Peki, bunca kişi aleyhine açılan davalarda mahkûmiyet oranı nedir? Ona da bir bakmak gerek. Rakamlar gösteriyor ki, Vergi Usul Kanununa muhalefet suçlamasıyla açılan davalardan 20002006 yıllarında sonuçlananlarında mahkûmiyet oranı yüzde 40.
Bu rakamlar, vergi ceza hukukunda sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Bu kadar çok dava açılmasının ve davalarda mahkûmiyet oranının yarıyı bile bulmamasının çok çeşitli nedenleri vardır. Bunların başında İdarenin yeterli inceleme yapmadan ve suçu yeterince delillendirmeden suç duyurusunda bulunması gelmektedir. İdari anlayışta girişlerinde sahte belge bulunan mükelleflerin bütün çıkışları sahte kabul edilmektedir. Örneğin yakıt giriş faturasının sahte olduğu iddiası ile hakkında rapor yazılan bir otel koda alınmakta ve bu otelde kalmak suretiyle fatura alan ve defterine işleyenler suçlu kabul edilmektedir. Oysa otel girişlerini nasıl belgelendirdiği, otelde kalanların sorunu değildir. Taraflar arası ticari ilişkiler incelenmeksizin bir tarafın diğer kişilerle ilişkisinden kaynaklanan sorunlar, bu tarafın diğer kişilerle ilişkilerine de aynen yansıtılmaktadır.
Öte yandan Vergi Usul Kanununun hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiillerinin sayıldığı 359. maddesinde, sahte veya yanıltıcı belge kullananlarda bilme koşulunun aranmaması, fiil neticesinde vergi ziyaı meydana gelmiş olması koşulunun yer almaması haksız sonuçlara yol açmaktadır. Bunun dışında, ceza yargısında fiilerin vergi ziyaına yol açmış olmasının aranmaması nedeniyle, idari yargı ile ceza yargısı arasındaki bağ kopmuştur. Bu bağın kopması neticesinde, fiili dolayısıyla mükelleften istenen vergi ve idari para cezası idari yargı tarafından iptal edilmesine rağmen ceza mahkemesince mahkûm edilenlerin veya tam tersi, fiili vergi suçu oluşturmadığı ceza mahkemesince kabul edilmesine rağmen kendisinden istenen vergi ve ceza idari yargıca onanan kişilerin sayısı gittikçe artmaktadır. Yargı kolları arasındaki çelişkili kararların nasıl giderileceğine veya idarinin uyumu nasıl tesis edeceğine dair bir düzenlemenin Kanunda olmayışı da, başkaca adaletsizliklere yol açmaktadır.
Kısacası vergi ceza hukuku, bu gün içinden çıkılması güç sorun ve adaletsizliklerle boğuşmakta ve neticede binlerce kişinin bazen haksız bazen gereksiz yere ceza mahkemelerinde yargılanmasına sebebiyet vermektedir. Açılan davalarda ise bizim gözlemimiz belirleyici olan, hukuk bilgisinden yoksun ve sadece inceleme elemanı raporunu özetleyen muhasebe kökenli bilirkişiler olmaktadır. Gerçi bu tip Raporlara dayalı Kararlar, Yargıtay tarafından bozulmaktaysa da, bu defa davanın uzaması sebebiyle dava zamanaşımına doğru gitmektedir.
Bu adaletsizliklerin ve sorunların giderilmesi maksadıyla, Vergi Konseyi bünyesinde yürütülmekte olan Vergi Usul Kanunu yeniden yazım çalışmaları kapsamında mukayeseli hukuku da irdeleyen çeşitli çalışmalar sürmektedir. Ancak doğal olarak, bu çalışmaların sonuçlanması ve yasalaşması zaman almaktadır. Öte yandan çalışmalar, geleceğe yöneliktir. Peki, geçmişin sorunları ne olacaktır?
Bu nedenle vergi ceza hukukunun yığılmış sorunlarının çözümü için, 4811 sayılı Kanun benzeri bir vergi ceza affından başka yol görünmemektedir.


Bumin Doğrusöz