Veysi Seviğ

Kurumlar Vergisi Yasası'nın 21/1'inci maddesi uyarınca söz konusu vergi beyannamenin verildiği nisan ayı sonuna kadar ödenmektedir.
Ancak aynı yasanın 32/2'nci maddesi gereği olarak Kurumlar Vergisi mükellefleri yıllık vergilendirme döneminin Kurumlar Vergisi'ne mahsup edilmek üzere Gelir Vergisi Yasası'nda belirtilen esaslara göre yüzde 20 oranında cari yıl içinde geçici vergi ödedikleri için, genel olarak yıllık Kurumlar Vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan vergiden geçici vergiyi indirdikten sonra uygulama nedeniyle ödeyecekleri vergi çıkmadığı gibi bazı hallerde söz konusu vergiden alacaklı dahi çıkabilmektedirler.
Bilindiği üzere cari yıl içinde kurumlar 17 Mayıs, 17 Ağustos, 17 Kasım ve 17 Şubat tarihlerinde dört taksit halinde Kurumlar Vergisi'ne mahsup edilmek üzere geçici vergi ödemektedirler. Dünya ve Türkiye ekonomisinde yaşanan ekonomik sorunlar nedeniyle 2008 yılının ilk altı aylık döneminde nispeten normal seyrinde faaliyet gösteren kurumlar ikinci üç aylık dönemden sonra ve özellikle de dördüncü çeyrekte önemli darboğazlarla karşılaşmışlar, dolayısıyla bundan dolayı da yıl sonu itibariyle 2008 yılı başında bekledikleri sonuçları elde edememişlerdir.
Ülkemizde tam mükellef kurumlar ile dar mükellefiyete tabi ticari ve zirai kazanç elde edenler geçici vergi vermekle yükümlü olduklarından genelde Kurumlar Vergisi'nin tamamı geçici vergi yoluyla tahsil edilmektedir.
Kurumlar gerçekte iki ayrı verginin yükünü birlikte üstlenmiş bulunmaktadırlar. Bunlardan birisi geçici vergi yoluyla cari yıl içinde ödemekte bulundukları Kurumlar Vergisi, diğeri ise kâr dağıtımı sırasında gerçek kişilerle dar mükelleflere yapmış oldukları ödemeler üzerinden yapmakta oldukları Gelir Vergisi kesintisidir. Bir başka anlatımla kurumlar kâr ederlerse, kurum kazancı üzerinden Kurumlar Vergisi'ni, kâr dağıtırlarsa söz konusu geliri elde edenlerin Gelir Vergisi'ne mahsuben vergi kesintisi yaparak ödemek zorundadırlar.
Her iki vergi de kurumların mali bünyesi ile doğrudan ilgilidir. Çünkü her iki ödeme de kurum kasasından çıkmaktadır.
Kurum kazançlarından yapılması söz konusu olan indirimleri uygulamada iki grupta toplamak mümkündür. Bu indirimler Kurumlar Vergisi'ne tabi tutulmamaktadır. Şöyle ki;
* Kurum kazancı menfi olsa yani zarar halinde dahi indirilmesi mümkün olan istisna ve indirimler,
* Kurum kazancının varlığı halinde indirim konusu yapılabilecek istisna ve indirimler,
Ar-Ge indirimi, sponsorluk harcamaları, bağış ve yardımlar, eğitim, sağlık tesisi ile yurt inşaatına ilişkin bağış ve yardımlar, kültür ve turizm amaçlı bağış ve yardımlar, bakanlar kurulu kararı uyarınca Başbakanlık aracılığıyla yapılan bağış ve yardımlar gibi indirimler eğer kurum kazancı mevcutsa kurum kazancından indirim konusu yapılabilmektedir.
Kurumlar Vergisi Yasası'nın diğer indirimler başlıklı 10'uncu maddesinde de ifade edildiği üzere söz edilen indirimler Kurumlar Vergisi matrahı şartıyla, kurum kazancından indirilebilmektedir.
Bir başka anlatımla kurumun kazancı yoksa Kurumlar Vergisi Yasası'nın 10'uncu maddesinde yer alan indirimleri yapabilmek mümkün değildir. Daha açıkçası krizden olumsuz etkilenen şirketlerin söz konusu yasanın 10'uncu maddesinde belirlenmiş bulunan indirimleri yapabilmeleri olanağı yoktur. Kaldı ki Kurumlar Vergisi Yasası'nın 10'uncu maddesinde sayılmak suretiyle belirlenmiş bulunan indirimlerin yasal düzenleme gereği sırasıyla uygulanması gerekmektedir. Buna göre örneğin "Mükelleflerin araştırma ve geliştirme harcamaları" varsa öncelikle bu harcamalarını kurum kazancından indirebilecekler bundan sonra geriye vergilendirilmesi gereken bir kazanç payı varsa bu takdirde kalan kısımdan da sponsorluk harcamaları indirim konusu yapılabilecektir.
Yaşanan küresel krizde nakit ödemede ortaya çıkan sorunlar bazı işletmeleri zora sokmuştur. Daha önce uygulamaya konulan geçici vergi oranının kurumlar için yüzde 20 olarak belirlenmiş bulunması, bu bağlamda dönemi kârlı kapayan kurumlar için sorun yaratmıştır. Oysa Kurumlar Vergisi Yasası'nın 32/3'üncü maddesi uyarınca bakanlar kurulu geçici vergi oranını beş puana kadar indirmeye veya tekrar kanuni seviyesine kadar getirmeye yetkili olmasına rağmen, bakanlar kurulu geçici vergi uygulaması açısından bu yetkisini kullanmamıştır.
Kurumlar geçen 2008 yılında zor günler geçirmiş, bazı kurumların satış hacimlerinde belli düşüş gözlenmiştir. Ancak buna karşılık kurumlar üzerindeki vergi yükü azaltılmamıştır. Söz konusu yükün kurum kazançları üzerinden yapılması öngörülen indirim veya istisna uygulamaları ile ilgisi yoktur.
Kurumlar Vergisi mükelleflerinin 2008 yılına ait vermiş bulundukları yıllık beyannamelerin sonuçları Maliye Bakanlığı tarafından açıklanacaktır. Ancak kurumların ortaklarına yapacakları kâr dağıtımları da geçmiş yıl kurum kazançlarının değerlendirilmesi açısından önemli bir gösterge olacaktır.