Bumin Doğrusöz

Bugünlerde gazetelerde pek çok siyasetçi ve bürokratın, vergi suçlarına verilen cezaların artırılmasını savundukları yolunda beyanatlarına rastlıyorum. Burada kastedilenin, yani artırılması istenenin, Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde, kaçakçılık olarak sayılan fiillerle verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar olduğu aşikâr.
Vergi Usul Kanunu'nun anılan maddesine baktığımızda bir kısım fiillere verilen cezanın iki yıldan, bir kısım fiillere verilen cezanın ise üç yıldan başladığını görüyoruz. Demek ki bu cezalar, yeterli görülmüyor. Bu cezalar hafif mi? Peki, artıralım. Ama nereye kadar?
Bir ülkede ortaya çıkan suçluluk sadece ceza hukuku araçları ile önlenemez. Ceza hukuku sosyal yaşantının sağlanmasında yararlanılabilecek en son araçtır. Eğer toplumda düzen, özgürlükler sınırlanmaksızın, ceza hukuku dışı kurallarla sağlanabiliyorsa, suçları oluşturan etkenler ortadan kaldırılabiliyorsa, hürriyeti bağlayıcı cezalara müracaat en son çare olarak düşünülmelidir. Prof. Dr. Bahri Öztürk, Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku adlı bir çalışmasında diyor ki: "Devletin demir yumruğunun ceza hukuku ile bireylere gösterilmiş bulunması, sosyal sorunları zora başvurmadan, medeni yollardan çözmedeki başarısızlığını gösterir."
Nitekim vergi hukukunda da adalet ve hukuk sağlanmadan sadece ceza hukuku önlemleri ile suçun önlenmesi veya kayıt dışı ekonominin önlenmesi mümkün değildir. Bir ticari işletme veya serbest meslek erbabının ticari veya mesleki faaliyetle ilgili bütün giderlerini matrah tespitinde nazara almayan, kazanılmayan paralardan kazanılmış gibi vergi alan ve giderek sermayeyi vergilendiren bir vergi sisteminde, en pahalı benzinin kullanıldığı, en pahalı telefon görüşmesinin yapıldığı, araç bedeli kadar vergi ödenerek araç satın alındığı bir ülkede, ceza hukuku tedbirleri ile vergi suçları ortadan kaldırılamaz.
Kaldı ki o ülkenin vergi sistemi muğlaksa, yasaların anlamı mükellefe göre farklı, idareye göre farklı, inceleme elemanına göre farklı ve yargıya göre farklı ise zaten vergi kayıp ve kaçaklarının olması, sistemin bir sonucu olarak karşımıza çıkar ve kim haklı tartışması hiçbir zaman bitmez. Bu yolda bir mükellefe verilen ceza, herkesi tedirgin eder, ticaret ve girişim özgürlüğünde tedirginlik yaratır ve giderek ekonomi kaybeder.
Öte yandan cezaların, kişilerin, mükelleflerin varlıklarını sürdüremez hale gelmelerine, onların birer ekonomi süjesi olarak ortadan kalkmalarına da yol açmaması gerekir. Her şeyin olduğu gibi, cezanın ve cezalandırmanın da sınırlarının olması gerekir.
Ceza hukuku, ceza kanunlarının yanı sıra ceza hükmü taşıyan diğer kanunlarla birlikte bir bütündür. Bu nedenle gerek ceza kanunlarında gerekse ceza hükmü taşıyan diğer kanunlarda yer alan cezaların belli bir dengeyi kurması gerekir. Bu denge hiç şüphesiz, kuralla / ceza ile korunmak istenen menfaate ve toplumun değer yargılarına göre oluşacaktır. Ancak burada da belli kuralların, ölçü ve dengelerin olması gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi E. 2009/23 K. 2009/56 sayı ve 7.5.2009 tarihli bir kararında bu hususa şöyle değinmiştir. "Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile anayasanın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir. Yasa koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunması, öngörülen cezanın cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması, insanlık haysiyetine aykırı ve zalimane olmaması gibi hususları da dikkate almak zorundadır."
Bu noktada cezaların ağırlığı konusunda ceza kanununda çeşitli fiillere verilen bazı cezalarla Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde yer alan cezaların mukayesesinde yarar vardır.
Vergi Usul Kanunu'nda yanıltıcı belge kullanan defter ve belge ibraz etmeyene verilecek ceza, fiil vergi ziyaına yol açmasa dahi iki yıldan başlarken ceza kanununda, bir kimseyi vücut ve cinsel dokunulmazlığı aleyhine bir saldırı gerçekleştirmekle tehdit fiiline verilen ceza altı aydan, bir kişinin hürriyetini tahdit etme fiiline verilecek ceza bir yıldan, cebir ve tehdit kullanarak devletin okullarında eğitim faaliyetine engel olma fiiline verilecek ceza bir yıldan, bir kimsenin dinini cebir veya tehditle değiştirmeye zorlama fiiline verilecek ceza bir yıldan, bir kimsenin konut dokunulmazlığı fiiline verilecek ceza altı aydan, kamu kurumları arasındaki haberleşmeyi engelleme fiiline verilecek ceza bir yıldan, kişilerin hayatını veya malvarlığını tehlikeye sokacak şekilde yangın çıkarmak, heyelana yol açmak, bina çökertmek fiiline verilecek ceza altı aydan, özel hayatın gizliliğini ihlal etme fiiline verilecek ceza altı aydan başlamaktadır.
Vergi Usul Kanunu'nda sahte belge kullanan veya defter yapraklarının bir sayfasını yok edene verilecek ceza fiil vergi ziyaına yol açmasa dahi üç yıldan başlarken, ceza kanununda taksirle bir kişiyi öldürene verilecek ceza iki yıldan, içme suyuna zehir katarak kişilerin hayatını tehlikeye düşürme fiiline verilecek ceza iki yıldan, sahte Türk Lirası veya döviz basan yahut piyasaya sürene verilecek ceza iki yıldan, Cumhurbaşkanı veya TBMM Başkanlığı yahut Başbakanlık tarafından kullanılan mühürleri sahte olarak yapmak veya kullanmak fiiline verilecek ceza iki yıldan başlamaktadır.
Bu nedenle cezaları artırmak değil, dengelemek gerekir. Yoksa vergi suçları, bu fillerin pek çoğundan daha ağır suç değildir.
http://www.referansgazetesi.com/habe...62&YZR_KOD=156