[quote][size=10pt]Mustafa UYSAL

Geçici süreli indirimler

ABD'de başlayıp Avrupa ülkelerini ve tüm dünyayı etkisi altına alan "yüzyılın küresel ekonomik krizi", haliyle ülkemizi de etkiledi; ekonomide küçülme, ihracat pazarlarının daralması ve istihdam sorunlarının artışı gibi sorunlar yaşadık, yaşıyoruz. Sektör bazında krizin yansımaları da farklı farklı gerçekleşti. Denizcilik sektörü ve ihracata dayalı sektörler gibi, dünya ticaret hacmindeki daralmaya duyarlılığı yüksek olan işletmeler aşırı ölçüde etki altında kalırken, faiz gelirlerini arttıran bankalar, hızlı tüketim ürünleri gibi sektörler, krizden kazançlı çıktılar veya etkilenmediler.

Hükümet ve ilgili kurumlar, bu zorlu dönemde, çok çeşitli tedbirleri de hayata geçirdiler. Geçici süreli vergi indirimleri de bu tedbirler arasında yerini aldı.

Peki, bu indirimler krizin aşılmasında ne derece etkili oldu, istenilen amaç hasıl oldu mu? Bu soruya cevap arayalım:

Otomobilde ve dayanıklı tüketim mallarında, yüksek stokların eritilmesi amacına yönelik ÖTV indirim talepleri; sonrasında bilgisayar ve mobilya ürünlerinde, benzeri gerekçelerle KDV indirimi talepleri olarak ortaya çıktı ve uygulamaya geçirildi.

Konut sektöründeki stokların eritilmesinde de harçların indirilmesi, 150 metrekareyi aşan konutlarda ve işyerlerinde KDV indirimi de yine alınan tedbirler arasında yerini aldı.

Otomotiv sektörü:

Otomotiv sektöründe özel tüketim vergisinin, motor hacimlerine göre farklı oranlarda indirilmesi, talepte hızlı bir artışa yol açmış; 2009 ilk sekiz aylık döneminde toplam pazar yüzde 6 oranında gerilerken otomobil pazarı yüzde 6 artarak 228.000 adete ulaşmıştır. Bu indirim, yüzde 70 oranında ithal otomobillerin lehine sonuçlanmış; sözgelimi ÖTV'ye tabi olmayan ağır ticari araçlarda yüzde 48 gibi çok büyük bir oranda daralma yaşanmıştır.

Sonuçta, otomobil stokları erimiş ancak bu indirimin iç üretimi desteklemeye olan etkisi zayıf olmuştur. Vergi indirimine konu olmayan ticari araçlarda üretim tesislerinin kapanma noktasına gelmesi ve istihdam açısından olumsuz sonuçlara yol açması, geçici süreli vergi indiriminin ne derece etkili olduğunu göstermesi bakımından anlamlıdır.

İthal ürünlerin bu indirimden karlı çıkmalarını ise iki yönüyle değerlendirmek gerekir:

Diğer ülkelerin üretimlerini destekliyor olmamız ve ödemeler dengemizin olumsuz etkilenmesi "negatif" unsur olarak karşımıza çıkarken; stokların erimesi ve genel olarak küresel krizin aşılmasında iç piyasa dinamiklerini canlandırması "pozitif" unsur olmuştur.

Genel olarak motorlu taşıtlardan alınan ÖTV rakamlarına bakıldığında, ocak ayında 178.2 milyon TL, şubat ayında 164.5 milyon TL olarak gerçekleşen gelir; indirimlerin devreye girdiği mart ayında 263.0 milyon TL, nisan ayında 253.1 milyon TL, mayıs ayında da 270.5 milyon TL'ye yükselmiştir. Buna rağmen, toplamda 2009 yılının ilk sekiz ayındaki ÖTV geliri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 oranında azalmıştır.

Dayanıklı tüketim malları:

16 Mart'ta yüzde 6.7'lik ÖTV oranının sıfırlandığı dayanıklı tüketim malları grubunda; ocak ve şubat aylarında satışlarda yüzde 30'lar seviyesinde azalan düşüş eğilimi, nisan ayında yüzde 5 azalma ile gerçekleşmiş; bu düşüşü takiben mayıs ayında yüzde 21, haziran ayında yüzde 11 artış gerçekleşmiştir. Dolayısıyla, vergi indiriminin satışlar üzerinde olumlu etkisi görülmüştür. Dayanıklı tüketim mallarında da ilk sekiz aydaki ÖTV gelirleri geçen yılın ilk sekiz ayına göre yüzde 32 azalış göstermiştir.

Bilişim sektörü:

Bilişim sektörünü de yakından ilgilendiren KDV oranının bilgisayar ürünlerinde yüzde 18'den yüzde 8'e düşürülmesi, 2009 yılının Nisan-Haziran döneminde masaüstü ve dizüstü bilgisayar satışlarını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 55 oranında artırarak 545 bin adetten 850 bin adete yükseltmiştir.

Bilgisayar ürünlerinin diğer tüketim mallarından ayrı bir özelliği olduğunu; özellikle bilgi toplumuna geçiş süreci açısından bu alandaki yaygınlaşmanın, ekonomide çok yönlü katma değerler oluşturacağını ayrıca dikkate almak gerekir. Ülke olarak sanayi devrimini yakalamada geç kalmanın sıkıntılarını yıllardır yaşıyoruz. Ancak, "dijital devrim" olarak nitelendirilen bilişim çağını yakalamada, genç nüfusumuzun da gücünü kullanarak bir fırsat yakalanabilir. Bu yönüyle, bilgisayar ve bilişim hizmetleri, pozitif dışsallık etkileri dikkate alınarak, "eğitim aracı" olarak düşünülmeli ve KDV oranının kalıcı olarak yüzde 8'e indirilmesinin etki analizi detaylı olarak yapılmalıdır.

Mobilya sektörü:

Mobilya sektöründeki KDV oranının yüzde 18'den yüzde 8'e düşürülmesi ise, sektördeki kapasite kullanım oranlarını yüzde 50'den yüzde 70 seviyelerine yükseltmiş;

geçen yılın aynı dönemine göre, Nisan-Ağustos 2009'da üretimde yüzde 20, satışlarda yüzde 30 oranında artış gerçekleşmiştir.

Mobilya sektörü kayıtdışı üretimin yaygın olması nedeniyle haksız rekabetin yaşandığı bir faaliyet kolu olması yanında, istihdam yoğun bir sektör olarak da ön plana çıkmaktadır. Vergi indiriminin küresel kriz döneminde istihdam üzerindeki olumlu etkisini de göz ardı etmemek gerekir.

Tapu harçları:

Mart ayında uygulamaya konulan tapu harçları indirimi ile alıcı ve satıcıdan ayrı ayrı yüzde 1.5 oranında alınan harçlar, yüzde 0.5'e düşürülmüş; bu indirim gayrimenkul satışlarında etkili olmuştur. Bu dönemde, tapu harç oranlarının yüzde 67 azaltılmasına karşın, harç gelirleri yüzde 42 oranında azalmıştır. Bu oranlar da indirimin etkinliğini göstermek açısından anlamlıdır.

Gayrimenkul sektörü de yine kayıtdışılığın yaygın olduğu bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle alıcıdan talep edilen tapu harçları, işlem değerlerin düşük gösterilmesinin önemli bir sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Gayrimenkul sektöründeki kayıtdışılıkla da ilgili tedbirler arasında, alıcıdan alınacak harcın tamamen kaldırılması üzerinde de ciddi olarak düşünülmelidir.

Genel olarak değerlendirmek gerekirse;

· Küresel kriz dönemindeki vergi indirimlerinin en büyük rolü, toplumdaki kriz algılamasının ve davranış eğilimlerinin değişmesine yol açması ve geleceğe olan inancı güçlendirmesidir.

· Küresel krizin aşılmasında ve iç piyasanın canlanmasında ÖTV ve KDV indirimleri oldukça önemli bir rol oynamıştır. Geçici indirimlerden beklenen amaç hasıl olmuştur. İndirim sürelerinin daha fazla uzatılması ileriye dönük beklentileri de beraberinde getirir ve politika kararlarındaki ciddiyeti zayıflatır. Bu yönüyle, sürelerin tekrar uzatılmaması yerinde olmuştur.

· Vergi indirimlerinin rakamsal öneminden ziyade psikolojik etkisinin daha ön plana çıktığı anlaşılmıştır. Bu yönüyle özellikle ağır ticari araç sektörünün içinde bulunduğu ve doğrudan işsizliğe yansıyan zor durum hali açısından da söz konusu psikolojik unsurun değerlendirilmesi faydalı olabilir.

· Vergi oranı indirimi vergi gelirlerini olumsuz etkiliyor görünse de içinde bulunan ortama göre satışlarda yaşanan yüksek artışların telafi edici etkisi de gözden uzak tutulmamalıdır. İndirimler yapılmasa idi, devletin aynı kaynaklardan daha iyi vergi toplayacağı herhalde mümkün olamazdı. Dolayısıyla, vergi maliyetinin hesabında, indirimlerin sağladığı satış etkisini baz almak yanlış bir yaklaşım olur.

· Gerek otomotiv ve gerekse de bilişim sektöründe, uluslararası büyük yatırımcıların Türkiye'nin iç dinamiklerinin ne kadar güçlü olduğunu görmeleri bakımından bu indirimler ayrıca anlamlı mesajlar vermiştir. Bu noktadan hareketle, söz konusu şirketlerin doğrudan yatırımlarını ülkemize yönlendirmeleri üzerinde, bir fırsat olarak ayrıca durulmalıdır. Sözgelimi, bilgisayarda yapılan vergi indirimi ile satışlarda yaşanan ciddi artışlar, uluslararası önemli bir markanın dikkatini çekmiş; Türkiye'ye bu amaçla üst düzeyde yapmış oldukları ziyarette, alınan bu tedbir nedeniyle ülkemizin çekici bir konumda olduğunu ve diğer ülkelere örnek gösterdiklerini ifade etmişlerdir.

· Vergilendirmeye salt "vergi bakış açısı" ile bakmak yerine "mikro ve makro ekonomi gözüyle bakmak" daha doğru bir yaklaşımdır. Ekonomi büyürse vergi tabanı güçlenir. Aksi halde vergi kanunları, satır aralarında kalmaktan öteye geçemez.

AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi hakkındaki kanun bu konuda iyi bir örnektir.

Dün ifade etmeye çalıştığımız gibi, karar öncesi ve sonrasındaki "etki analizleri" fevkalade önemlidir ve sadece vergi alanında değil, diğer alanlardaki karar süreçlerinde de önemli bir eksikliğimizdir. Ve tarafsız sivil toplum kuruluşlarına bu konuda görevler düşmektedir.

Bu yönüyle, vergi indirimlerinin, ilgili sektörlerde veya farklı alanlardaki yansıma etkilerinin, o alanlarda tetiklediği faktörlerin (üretim, istihdam, vergi vb.) oluşturduğu değerlerin, ayrıca hesaba katılması gerekir.

Özetle, kısa vade açısından bu tedbirler fevkalade başarılı sonuçlar vermiştir. Ancak orta ve uzun vadede ülkemizi sadece iç tüketimi desteklemekle sürdürülebilir bir büyümeye ulaştıramayız. İç tasarruf oranımız maalesef yüzde 13 gibi çok düşük düzeylerde seyrediyor. Üretmeden tüketen bir toplum haline geldik. Bu oran düşük gelir gruplarında, gelir dağılımının da bozukluğu nedeniyle, "negatif" gerçekleşmektedir. Diğer bir ifade ile geleceklerimizi tüketiyor durumdayız. Oysa ki Çin'deki tasarruf oranı yüzde 55 dolaylarında. Geleceğin büyük ülkesi olacak isek, tasarruf hacmimizi yüzde 25'ler seviyesine çekmemiz; daha çok yatırım, daha çok üretim ve çeşitli pazarlara daha çok ihracat yapmalı, dış turizm gelirlerimizi ve hizmet ihracatımızı daha çok artırmalıyız.
www.dunyagazetesi.com.tr/yazar.asp?authId=51