Kasadaki paraya vergi!



Neden işletmelerin vergi incelemesine alınabileceği...Neden işletmelerin vergi incelemesine alınabileceği konusunda geçen haftalarda yayınlanan yazımız üzerine birçok işletmenin zannedildiği gibi şikâyet veya ihbar olmaksızın da incelemeye alınabileceğini hatırlatmış olduk. Bu konuda en önemli ölçü işletmelerin vergi dairelerine vermiş oldukları beyannameler ve mali tablolar.


Mali tablolarda yer alan hususlar

Vergi incelemesine alınacak işletmelerin faaliyetlerinin göstergesi sayılabilecek gelir tabloları ve bilançoları bu konuda en önemli etken. Örneğin bilançoda görülen kasa hesabının dikkat çekecek boyutta yüksek olması, ortaklardan olan alacak veya borçların işletmenin ölçeğine göre yüksekliği, stokların gösterilen faaliyet alanındaki emsallerine göre yüksek olması ve mali tablolar ile beyannameler arasındaki tutarsızlıklar gibi kriterler dikkate alınarak vergi incelemesine öncelikle alınması gerekenler tespit edilir. İşletmelerin öncelikle vergi incelemesine alınması tabii ki vergi kaçırdığı anlamına gelmez. Sadece ilk etapta vergi beyannameleri ve mali tablolar da dikkat çekici hususların bulunması nedeniyle vergi incelemesine seçilecek firmalar açısından öncelik sağlanmış oluyor. Tabii ki bu önceliğin hiçbir işletmenin hoşuna gitmeyeceğini kabul etmek gerekir. Zira öncelikle vergi incelemesine alınmasına neden olan hususlarda vergi kaybı ortaya çıkmasa bile diğer hususlarla ilgili olarak vergi cezasını gerektiren bir durum ortaya çıkabilir. Ayrıca mükellefler için bir dönem vergi incelemesine tabi olmanın psikolojik sıkıntısını ve ticari itibarını psikolojik olarak etkileyebileceğini de dikkate almak gerek.

Kasa hesabının yüksekliği inceleme nedeni

Mali tablolarda en çok dikkat çeken hususlardan birisi kasa hesabında görülen tutarın yüksekliği. Kasada yüksek nakit bulundurmanın tabii ki hiçbir yasal cezai yaptırımı bulunmamakta. Daha öncede bahsettiğimiz gibi bu husus ilk etapta vergi inceleme nedeni olabilir.

Son zamanlarda Maliye Bakanlığı vergi inceleme elemanları kasa hesabında görülen yüksek nakit tutarları üzerinden faiz tahakkuk ettirmek suretiyle, örtülü kazanç iddiasıyla vergi hesaplıyorlar.

Nakit ödeme ve tahsilât sınırı 8.000 TL

Esasen şirketlerin kasalarında ne kadar nakit bulundurmaları gerektiği konusunda her hangi bir sınırlama yok. Sadece şirket adına yapılan bazı harcamalarda ve ödemelerde Maliye Bakanlığı'nın yayınladığı 320 seri numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği uyarınca 01.08.2003 tarihinden itibaren 8.000 TL ve aşan ödeme ve tahsilatların banka ve özel finans kurumlarının aracı kılınarak yapılması ve bu işlemlerin banka ve özel finans kurumlarınca düzenlenen hesap bildirim cetvelleri veya dekont ile tahsili zorunlu. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde her bir işlem için işleme konu tutarın %5'i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesiliyor. Tebliğden de anlaşılacağı üzere sınırlama ödeme ve tahsilâtlara ilişkin.

Kasadaki paranın ortak tarafından kullanıldığının ispatı gerekli

Yasal anlamda bir sınırlama olmamasına rağmen kasa hesabında görülen tutarların çeşitli gerekçelerle (güvenlik, bankaya yatırılması gerektiği gibi) şirketin aslında kasasında bulunamayacağı ve dolayısıyla bu paraların şirketi yönetenlerce şirket faaliyetleri dışında kullanılabileceği iddia edilebiliyor. Burada en önemli nokta, kasada fazla olduğu ileri sürülen tutarların, şirket ortaklarınca şirket ihtiyaçları dışında özel ihtiyaçlar için kullanıldığının tespiti. Danıştay Kararları ve Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurul Kararı'nda (Esas No: 2004/78 Karar No: 2004/107) Şirket ortağına para aktarılmış olmasının tek başına örtülü kazanç dağıtımının varlığını kanıtlamayacağı, ortağa aktarılan paranın şirket işlerinde kullanılmadığının, şirketin defter ve belgeleri ile yaptığı işler incelenerek saptanması gerektiği hakkında. Bu ve diğer kararlarda ortağın işletmeden para çektiğinin ispatlanması ancak ortak veya ortakların bu çektikleri paraları özel işlerinde kullandığının ispatı. Örneğin şahsına veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler adına gayrimenkul, taşıt aracı, yüksek tutar gerektiren seyahat harcamalarını ispatlanması gerekir.

Bu tespiti doğrulayacak bir delil olması halinde şirket parasının ortak tarafından kullanıldığı ileri sürülüyor ve bu nedenle kullanılan para üzerinden o tarihte geçerli emsal alınabilecek faiz oranı üzerinden bir hesaplama yapılmak suretiyle şirket adına cezalı tarhiyata gidiliyor.

Oysa şirketlerin bankalar ile olan ilişkileri zaman zaman nakit tutarların elde bulundurulmasını gerektirebilir. Örneğin bankaya kredi borcunun bulunması, banka hesaplarına el konulma endişesi, yüklü miktarda tutarların banka tarafından anında ödenememesi gibi sebepler sıralanabilir. Yine spekülatif amaçlı olarak kasada para bulundurulmasına da rastlanabiliyor. Ayrıca her şirketin nakit yönetimi ve tercihleri de birbirinden farklı olabilir. Dolayısıyla zaman zaman şirketlerin nakit politikaları gereği kasalarında fazla miktarda nakit bulundurmaları ticari hayatın bir gereği. Aksi iddia edilmesi durumunda kullanılan paranın hangi ortak tarafından hangi özel işlerinde kullandığının ispatlanması gerekir.

İsmail KÖKBULUT