Soru :
A Şirketi B Şirketine (ikisi de tam mükellef kurum) %99,99 oranında ortaktır. Diğer bir ifadeyle A şirketi holding olarak B şirketinin çoğunluk hissesini elinde tutmaktadır. Örtülü sermaye kapsamında B iştirakinden A holdingine (aşağıdan yukarı) bir kredi verildiğinde A holdinginin örtülü sermaye kapsamında yaptığı ödeme üzerinden kar dağıtımı stopajı yapılır mı? Bu konudaki tereddüdümüz A şirketi B şirketine ortak olmasına karşın, B şirketinin A şirketinde ortaklığı bulunmamasından kaynaklanıyor. Diğer taraftan söz konusu krediye ilişkin olarak geçici vergi dönemleri itibarıyla yapılan faiz ödemeleri üzerinden, kredinin örtülü sermaye niteliğinde olduğu en başından bilinmesine rağmen, KDV hesaplanmalı mıdır? B şirketinin A şirketinden elde etmiş olduğu faiz geliri iştirak kazanç istisnası olarak değerlendirilebilir mi?
Vergi Dünyası / Ekim 2009

--------------------------------------------------------------------------------
Cevap:
Sorunuzda bahsetmiş olduğunuz örtülü sermaye müessesesi 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 12'nci maddesiyle yeniden düzenlenmiş, uygulamayı yakından ilgilendiren kavramlar açık bir şekilde tanımlanmıştır.
Bilindiği üzere, "Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları her türlü borcun, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacaktır".
Bu kapsamda, sorunuzun ilk bölümünde yer alan tereddüttünüz, bir vergi güvenlik müessesesi olan örtülü sermaye müessesesinde kimlerden alınan borçların örtülü sermaye niteliğinde olduğunun belirlenmesiyle ortadan kalkacak bir tereddüttür. Kanun'da yer alan madde hükmünde ortaklardan kullanılan kredilerin diğer şartların yerine gelmesi halinde örtülü sermaye sayılacağı öngörülmektedir. Burada ifade edilen ortaklık ilişkisi, bir kurumun hem ortak olduğu kurumlarla hem de söz konusu kuruma ortak olan gerçek kişi ve kurumlar ile olan ilişkisini kapsamaktadır. Dolayısıyla yalnızca iki kurum arasında ortaklık ilişkisi olması için her iki kurumunda birbirinde ortaklık payı bulunması gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Kurumlardan birinin diğer kurumda ortaklık hissesi olması iki kurum arasında ortaklık ilişkisinin varlığı için yeterlidir. Dolayısıyla sorunuzda yer alan A şirketinin ortağı olduğu B şirketinden borç alması durumunda KVK'nın 12'nci maddesinde yer alan örtülü sermayenin gerçekleşmesi için gereken şartlardan ilki olan "ortaktan alınan borç" şartı sağlanmış olmaktadır.
Dolayısıyla sorunuzda yer alan A şirketinin B şirketinden aldığı borçlar eğer diğer şartları da taşıyorsa (özsermayenin 3 katını aşması, alınan borcun işletmede kullanılması), bu durumda A şirketinin B şirketinden aldığı borçlar örtülü sermaye olarak değerlendirilecektir. A şirketinin örtülü sermaye üzerinden ödeyeceği faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar (kur farkları hariç), Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek A şirketi, gerekse B şirketi nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılacaktır. Ancak sorunuzda yer alan B şirketinin de tam mükellef kurum olması nedeniyle kar payı olarak değerlendirilecek tutar üzerinden vergi kesintisi yapılmayacak ve bu tutar B şirketi için iştirak kazancı sayılacaktır.
Elbette A şirketi tarafından ödenen veya hesaplanan kur farkı, faiz vb tutarların örtülü sermaye niteliğindeki borca isabet eden kısımlarının KVK'nın 11/1-b maddesi uyarınca kabul edilmeyen indirim olmaları nedeniyle kurumlar vergisi matrahına ilave edilecekleri tabiidir.
Son olarak, sorunuzun son bölümünde yer alan örtülü sermaye niteliğindeki borçlar üzerinden hesaplanan ve/veya ödenen kur farkı ve faizlerin KDV karşısındaki durumunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bilindiği üzere Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 24/c maddesine göre, vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerler KDV matrahına dâhildir. 105 Seri No'lu KDV Genel Tebliği'nde yapılan açıklamalara göre; bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibariyle vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanacaktır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.
Örtülü sermaye niteliğini taşıyan borçların KDV karşısındaki durumunun da yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde irdelenmesi gerekmektedir. Öncelikle, niteliği KVK'nın 12'inci maddesine yapılan örtülü sermaye tanımına uysa dahi ortada açık bir şekilde bir finansman hizmeti bulunmaktadır. Örtülü sermaye müessesesi yalnızca bir vergi güvenlik müessesesidir ve iki taraf arasında gerçekleşen işlemin gerçek mahiyetini değiştirmemektedir. Yapılan işlemin gerçek mahiyeti ve gerçek amacı finansman hizmetidir, yalnızca verilen borç KVK'nın 12'inci maddesinde sayılan örtülü sermaye şartlarını taşımaktadır. Bu nedenle verilen finansman hizmeti katma değer vergisine tabidir ve söz konusu finansman hizmetinin karşılığı olarak ödenen kur farkı ve faizler üzerinden de KDV hesaplanması gerekmektedir. Verilen borcun örtülü sermaye niteliğini taşıması nedeniyle söz konusu borç üzerinden hesaplanan ve/veya ödenen faizlerin kar payı olarak değerlendirilmesi ve buna göre işlem yapılması gereği söz konusu faiz tutarları üzerinden KDV hesaplanmasına engel teşkil etmemektedir.
Buna göre baştan örtülü sermaye niteliğinde olduğu belli olan borçlanma nedeniyle A şirketi tarafından B şirketine ödenen ve/veya hesaplanan kur farkı ve faiz tutarı üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

Alıntı : vergidunyasi Maliye HUD yayınları.