Alıntı http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?YZR_KOD=157&HBR_KOD=132976 Nickli Üyeden Alıntı
Veysi Seviğ
KDV mahsup işlemlerinde yaşanan sorunlar
20.11.2009 | Veysi Seviğ | Yorum


Katma Değer Vergisi (KDV) Yasası'nın 29'uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca "bir vergilendirme döneminde indirilecek KDV toplamı, mükellefin vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan KDV toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki dönemlere devrolunur ve iade edilmez." Ancak sözü edilen yasanın 28'inci maddesi uyarınca "Bakanlar kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı bakanlar kurulunca tespit edilen sınırı aşan vergi, bu mükellefin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin yüzde 51'i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir."
Diğer yandan KDV Yasası'nın 32'nci maddesinin ikinci fıkrası gereği olarak "Maliye Bakanlığı KDV iadesini, hak sahiplerinin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli daireler ve belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin yüzde 51'i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmelerden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsup suretiyle" sınırlayabilmektedir.
Uygulamada mahsup yoluyla iade işlemlerinde öncelikle mükellefler KDV alacaklarını gösteren, biharede mevcut borçlarını da mahsup dilekçelerine yazmak suretiyle bağlı bulundukları vergi dairesinden mahsup isteminde bulunabilmektedirler.
Bu dilekçeye örneğin Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı'nın Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü tahakkuk fişinin aslını eklemeleri gerekmektedir.
Vergi dairesi söz konusu dilekçede yer alan istemi uygun görürse bu takdirde mükellefin mevcut KDV alacağının; örneğin sosyal sigortalar prim borcuna mahsubu için ilgili bankaya "gönderme emri" ile talimat vermektedir.
Gönderme emri üzerine mahsuben vergi dairesince gönderilen miktar yazılmakta ve söz konusu gönderme emri üzerine ayrıca gönderilen saymanlığın adı, gönderilecek bankanın adı, nereye gönderildiği ve aktarıldığı yazılacaktır.
Söz konusu belge üzerine mahsuben gönderilen bedelin banka hesap numarasının doğru yazılması gerekmektedir. Aksi takdirde ilgili hesaba geçmeyen bedelin mahsup işlemine tabi tutulması mümkün değildir.
Uygulamada çoğu kez, alacaklı idarenin banka hesap numarasının gönderme emri üzerine doğru yazılmaması sonucu söz konusu mahsup işlemi süresinde yapılamamaktadır.
Örneğin ilgili vergi dairesinden sosyal sigortalar prim borcuna mahsup isteminde bulunan bir mükellefin gönderme emrine yazılı hesap numarasında yapılacak bir yanlışlık nedeniyle mahsup işlemi yapılamamakta, bunun sonucunda ilgili sosyal güvenlik kurumu birimi tarafından mükellef hakkında yasal işlemler yapılarak cebri icra yoluna gidilebilmektedir.
Böyle bir durumda iki kamu kurumu nezdinde gelişen bu tür hatalar nedeniyle mükellefler zarar görebilmektedir. Bir başka anlatımla gönderme emri üzerindeki hataların maliyetini çoğu kez mükellef üstlenmek zorunda kalmaktadır.
Mükellefin alacaklı olduğu kamu kurumu ile borçlu bulunduğu kurumun kamu kurumu özelliği taşımasına rağmen araya giren bankanın özel hukuk kurallarına tabi bir kurum özelliği taşıması dolayısıyla bu tür uyuşmazlıklar yine çoğu kez ticaret mahkemelerince çözümlenmeye çalışılmaktadır.
Vergi daireleri tarafından gönderme emirleri üzerine yazılan bilgilerin eksik veya hatalı olmasından dolayı ortaya çıkan ve ek mali yük getiren hallerde dahi gönderme emrinin hukuki özelliği nedeniyle çoğu kez bu tür olaylarda lehine ödeme emri düzenlenen mükellef üzerinde kalmaktadır.
Kanımızca KDV mahsuplarında, düzenlenen gönderme emirlerinin mükelleflerce de incelenmesi sağlanmalı, doğruluğu konusunda emin olunduktan sonra gerekli işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Yaşadığımız bir örnek olayda gönderme emri üzerine yazılan yanlış şube kodu nedeniyle gerekli mahsup işlemi yapılamamış, bunun sonucunda süresi içinde mahsup isteminde bulunan mükellef üzerine alacaklı konumundaki kamu kuruluşları tarafından haciz işlemi yapılmış, mükellefin haberi olmadan tüm mal varlıklarına tedbir konulmuştur.
Örnek olayımızda yargı mercii belirlenmesinde de sorun yaşanmış olup, seçilen yargı organları uyuşmazlığın çözümlenmesinde çekimser kalmışlardır.
Diğer yandan yine uygulamada mahsup işlemleri, bu tür yaşanan olaylar dışında mahsup işleminin yapılması sırasında bazı tercihlerin kullanılmasında da farklılık göstermektedir.
Bir başka anlatımla yasal düzenleme gereği yapılması gereken mahsup işlemleri uygulamada birçok sorunu da beraberine getirmiştir. Kanımızca konunun tüm yönleri ile gözden geçirilmesi ve yeniden genel bir düzenlemenin yapılması artık kaçınılmaz hale gelmiştir.