Kod adı mükellef


Vergi sistemimizin özellikle son dönemlerde yeniden yaratılan kavramlarından bir tanesi olan kod listeleri mükelleflerin korkulu rüyası haline geldi. Bir şekilde bu kara listelerde yer alan mükellefler artık çeşitli vergi senaryolarının da konusu haline geliyorlar. Herkesin çok iyi bildiği örnekler artık basında da sıkça yer almaktadır. Yıllardır süregelen uygulamalar artık öyle bir noktaya gelmiş durumda ki yakında neredeyse kod listelerine girmeyen mükellef kalmayacak gibi görünüyor. Sadece bu listelere girmek değil, çıkmak da bir başka dert. Bunun için de çeşitli ihtimallerin gerçekleşmesi gerekiyor. Örneğin ödeme, teminat gibi malî sonuçların yanında olumlu rapor da gerekebilmektedir. Mükelleflere göre ise koda bir kere girildi mi çıkmak neredeyse imkânsız olarak değerlendirilmektedir.

Kod listeleri Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından oluşturulan bir çeşit bilgi bankasıdır. Temel olarak İdare tarafından 84 numaralı KDV Genel Tebliği esas alınmakta ve bu listelerde bulunan mükelleflerden yapılan alımlar nedeniyle ek vergi yükümlülükleri söz konusu olabilmektedir. Kod listeleri ve kapsamları şöyledir:

Kod 1: Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge (SMİYB)düzenlediği vergi inceleme raporu ile tespit edilen mükellefler ile bunların ortakları ve kanuni temsilcilerinin kurdukları veya ortak oldukları şirketler.

Kod 2: SMİYB kullandığı vergi inceleme raporu ile tespit edilen mükellefler.

Kod 3: SMİYB düzenlediği vergi inceleme raporu ile tespit edilen kurumlar vergisi mükelleflerinin kanuni temsilcileri ve düzenleme fiiliyle ilgisi olduğu tespit edilen ortakları.

Kod 4: Bastırdıkları yasal belgelerin zayi olduğunu, kaybolduğunu veya çalındığını bildiren mükellefler.

Kod 5: Vergi daireleri tarafından yapılan tespitler sonucunda,

5/1: Haklarında rapor bulunmamakla birlikte SMİYB düzenlediği konusunda tespit bulunan mükellefler,

5/2: Haklarında rapor bulunmamakla birlikte SMİYB kullandığı konusunda tespit bulunan mükellefler.

5/3: Yapılan yoklamalarda bilinen adreslerinde bulunamayan ve yeni adresleri tespit edilemeyen mükellefler.

5/4: Defter, belge ibraz etmeyen veya incelemeye sevk edilenler ile birden fazla döneme ilişkin olarak KDV beyannamesini (süresinden sonra verenler hariç) vermeyen mükellefler.

Kod 6: Taklit edilen mükellefler listesi kendisi hakkında herhangi olumsuz bir tespit veya rapor bulunmadığı halde, belgeleri taklit edilen mükellefler.

Kod 7: Mükellefiyetleri bulunmayan ancak üçüncü kişiler veya diğer tüzel kişilikler vasıtasıyla sahte belge organizasyonu içerisinde bulunan ve sahte fatura ticareti yapanlar.

Kod 8: Yapılan yoklamalarda adreslerinde bulunmadıkları tespit edildiğinden 2004/13 seri numaralı "Uygulama İç Genelgesi" gereğince mükellefiyeti re'sen terk ettirilen mükellefler.

Kod 9:

9-1: SMİYB düzenlediği vergi inceleme raporu ile tespit edilen ve haklarında "Form 11" düzenlendiği için VEDOP ortamında bakanlık listesinde yer alan mükellefler.

9-2: SMİYB kullandığı vergi inceleme raporu ile tespit edilen ve haklarında "Form 11" düzenlendiği için VEDOP ortamında bakanlık listesinde yer alan mükellefler.

Mükelleflerin haklı olarak şikâyet ettikleri hususların başında ticari hayatta ilişkide bulundukları firmaları takip etme yükümlülüğünün de kendilerine yüklenmiş olması gelmektedir. Zira daha önce alışveriş yapılan bir firma daha sonra defterlerini ibraz edememişse, karşı firma herhangi bir sebeple kod listelerinde yer alıyorsa, mal alınan firma adresinde bulunamıyorsa veya birden fazla döneme ilişkin beyannamesini vermiyorsa bu durumlarda sorumluluk alıverişin tarafı olan mükelleflere yüklenmekte ve kendilerinden bu duruma dayanarak ek vergi istenmektedir. Mükelleflerden talep edilen düzeltme beyannamesi yanında faiz de istendiğinden rakam oldukça büyümektedir. Bu durumu mantıksız ve haksız bulan mükellefler bakımından ise basında görüldüğü üzere yeni vergi incelemeleri ve listelere yazılma riski gündeme gelmektedir. Maliye'nin takibatının sebep olacağı itibar kaybını dikkate alanlar durumu kabullenmekte, fakat çoğunluğunu karşı tarafın durumunu bilmeyen iyi niyetli olanların oluşturduğu bu mükellefler bakımından itibar kaybeden aslında İdare olmaktadır. Zira vergisini ödeyen mükelleflerden aynı vergi bir kere daha ve faiziyle talep edilmektedir.

Yaptıkları alımlar sebebiyle faturalarını zamanında, banka gibi İdarece de kabul gören bir yöntemle ödeyen ve vergi yükümlülüklerini doğru ve zamanında yerine getiren mükelleflerin bu kapsamda olmasının getirdiği rahatsızlık İdare bakımından da görülmekte olduğundan bu konuda çeşitli açıklamalar yapılmıştır. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, kasım ayında yaptığı açıklamalarda kod listesinde yer alan firmalardan alım yapan firmaların banka ve çek yoluyla ödeme yapması halinde yeniden KDV talep edilemeyeceğini belirtti. Bu kapsamda bir başka ihtimal de örneğin naylon fatura alması sebebiyle kara listede olan firmaların daha sonra bu listelerden çıkması durumunda listeden çıkan firmadan fatura alan firma da takibattan kurtulmuş oluyor. Bu iki durum var ise iyi niyetli mükellefler bakımından yaratılan sıkıntıların azaltılması mümkün olabilmektedir. Adresinde bulunamayan bir firmadan alım yapanlar bakımından ise alımın bulunamama tarihinden önce olması durumunda yine aynı koruma sözkonusu olmaktadır.

Bu durum aslında çok uzun zamandır süren bir uygulamanın trajikomik sonuçlarıdır. Kod adı verilen bu kara listelerin hukukî bir zemini bulunmamaktadır. Maliye Bakanlığı'nın kendi iç işleyişi bakımından uygun bulduğu bu bilgilerin dış dünyada asli bir vergileme sebebi olarak yansıtılması veya bu şekilde anlaşılmasına yol açacak şekilde icraat yapılması son derece sakıncalıdır. Yıllardan beri söylediklerimiz gerçekleşmiş, durum artık neredeyse bütün mükelleflerin içinde bulunduğu bir çıkmaza dönüşmüştür. Her İdare bu tür listeler hazırlayabilir. Hatta kişilerin dahi hafızalarında bu tür listeler oluşabilir. Fakat bunu temel vergilendirme gerekçesine dönüştürmemek gerekir. Zaten İdare de bunun hukuka aykırı olacağının farkına varıp bunu asıl gerekçe göstermemekte, yapılacak izahatlara göre veya mükelleflerin kendi arzularına göre demek suretiyle yine mükellefler bakımından zayıf taraf olan incelemeye maruz kalmamak veya ticari itibar kaybı yaşamamak korkusu ve sonucundan faydalanmaktadır. Mükelleflerin bilgi noksanlığı da buna eklenince aynı vergiler bir kez daha ödenmektedir. Yargı yolu dahi mükelleflere çare olamamakta, bu aşamada geçen uzun süreç mükellefler bakımından zamanında fayda sağlayamamaktadır.

İdare işlemlerinde yine tebliğleri esas almakta, buna karşın vergi daireleri farklı uygulamalar getirebilmektedir. Bu durum daha sonra iyileştirme olarak mükelleflere yansıtılmakta, mükellefler de lehlerine bir durum ortaya çıkmış gibi boş yere sevinmektedirler. Oysa hâlâ hukuk sistemi, hukukun üstünlüğü, normlar hiyerarşisi, anayasal düzenlemeler, mükellef hakları, uluslararası hukuk normları gibi çeşitli kavramların vergi sistemimizde yerleşmediği görülmektedir. Kod listeleri de bu kavramların çok uzağında olup uygulamada mükellefler aleyhine yaratılan ve amacını aşan bir sonuç oluşturmuştur. Bu durumun bir an önce düzeltilerek bunun mükellefler bakımından vergi koyma aracı olarak kullanılmasının önlenmesi gerekmektedir. Bunun yerine İdare tamamen kendi iç işleyişine yönelik olarak farklı formüller geliştirerek mükellefleri değerlendirebilir. Vatandaşlardan gelen bunca tepkiyi duymak gerekir.

Hakan ÜZELTÜRK

VERGİ ve HUKUK