Mal ve hizmet alımlarının içinde kod listesine girmiş kişilerin bulunmasının KDV düzenlemeleri açısından etkisi

03.12.2009 - Akif AKARCA / Dr.Mehmet ŞAFAK

Geçen hafta (26.11.2009 tarihinde) yayımlanan "Sahte veya yanıltıcı belge düzenleme veya kullanmanın sonuçları" başlıklı yazımızda, bu belgelerin anlamları, bu tür belgelerin kullanım nedenleri ve bu belgelerin düzenlenmesi ya da kullanılması durumunda karşılaşılacak yaptırımların neler olduğu açıklanmaya çalışılmış ve bu kapsamda bu tür belge kullanımlarının katma değer vergisi uygulamalarına etkileri konusuna da değinilmişti.

Anılan yazımzda da belirtildiği üzere; sahte veya yanıltıcı belge kullanımının artması Gelir İdaresi'ni önleyici tedbirler almaya sevketmiş ve bu tür belgeleri düzenleyenler, kullananlar ve durumu şüphe uyandıran mükellefler gruplanarak izlemeye alınmıştır. Öte yandan, Gelir İdaresi'nce mükelleflerden elektronik ortamda alınan ve mal ve hizmet alımlarını içeren Ba Formları taranarak, Gelir İdaresi'nce izlenmekte olan mükelleflerden mal ve hizmet almış mükellefler belirlenmiştir. Bu çerçevede, vergi daireleri tarafından bu mükelleflere gönderilen yazılarda; geçmiş yıllarda mal aldıkları firmalar hakkında olumsuz tespit (Kod'a girmiş firma) bulunduğu belirtilerek, düzeltme beyannamesi verilmesi veya 84 seri nolu KDV Genel Tebliği düzenlemeleri kapsamında açıklama yapılması istenmektedir. Keza anılan yazılarda, mükelleflerin 5811 sayılı "Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun" hükümlerinden yararlanabilecekleri, bütün bunların yapılmaması halinde incelemeye sevk edilebilecekleri ve kod listelerine alınabilecekleri belirtilmektedir.

Gelir İdaresi'nin bu uygulamaları kayıt dışını önleme ya da haksız yere yapılacak vergi iadelerine ya da indirimlerine engel olma amacı yanısıra, kanımızca, mükellefler üzerinde baskı oluşturarak, Varlık Barışı'ndan yararlanmalarını sağlama ya da kamu bütçesine bu şekilde ilave gelir yaratma amacını da taşımaktadır.

Gelir İdaresi'nin "kod listeleri" uygulaması hukuken tartışmalı iken ve mükellef ile Gelir İdaresi arasında pek çok ihtilaf yaşanmasına ve açılan davalarda bu tür uygulamanın yasalara da uygun olmadığı yönünde yargı kararları çıkmasına neden olmuş iken, vergi dairelerince mükelleflere bu tür yazılar gönderilmesi, özellikle iade talebi olmamış mükellefler açısından, 84 nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'ndeki düzenlemelere de uymamaktadır.

Bilindiği üzere; Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 29. maddesinde indirim konusu yapılacak katma değer vergileri konusu hükme bağlanmış ve anılan maddede Maliye Bakanlığı'na vergi indirimi uygulamasında doğabilecek aksaklıkları, vergi mükerrerliğine ve vergi muafiyetine meydan vermeyecek şekilde, bu kanunun ana ilkelerine uygun olarak giderme ve indirimle ilgili usul ve esasları belirleme yetkisi tanınmıştır. Anılan kanunun 32.maddesinde ise, katma değer vergisinden istisna edilen bazı işlemlerle ilgili olarak yüklenilen, ancak indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergilerinin mükellefe iadesine imkan tanınmış ve bu iadelerin Maliye Bakanlığı'nca tespit edilecek esaslara göre bu işlemleri yapanlara iade edileceği belirtilmiştir.

Öte yandan, Vergi Usul Kanunu'nun "Vergi Kesenlerin Sorumluluğu" başlıklı 11. maddesinin 3. fıkrasında; mal alım ve satımı ve hizmet ifası dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda olanların, bu yükümlülükleri yerine getirmemeleri halinde verginin ödenmesinden,

-alım satıma taraf olanların,

-hizmetten yararlananların ve

-aralarında doğrudan veya hısımlık nedeniyle ya da sermaye, organizasyon veya yönetimine katılmak veya menfaat sağlamak suretiyle dolaylı olarak ilişkide bulunduğu tespit olunanların müteselsilen sorumlu olacakları hüküm altına alınmıştır.

Bu madde hükmü uyarınca, mal veya hizmet satın alanlar, bu alımları üzerinden satıcıya ödemiş oldukları katma değer vergisi için, şayet satıcı bu vergiyi vergi dairesine ödemesi gerekirken bir şekilde ödememişse, satıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulabileceklerdir. Başka bir deyişle; vergi dairesi böyle bir tespitin yapılması halinde, alıcıdan da bu katma değer vergilerini isteyebilecektir.

84 nolu KDV Genel Tebliği'nin başlangıcındaki "Kapsam ve Dayanak" paragrafında; bu tebliğin, KDV Kanunu'nun yukarıda belirttiğimiz 32. maddesinin Maliye Bakanlığına, Devlet Harcama Belgeleri Yönetmeliği'nin "geri verilecek paralar" ile ilgili 52'nci maddesinin de Gelir İadresi Başkanlığı'na verdiği yetkiye dayanılarak, KDV Kanunu'nun 11'inci maddesinin a, b ve c bendinde belirlenen ihracat ve ihratcat sayılan işlemlerden doğan katma değer vergisi iadesi taleplerinin değerlendirilmesi ve sonuçlandırılmasına ilişkin esasları düzenlediği açıkça belirtilmiş ve bu iadelerin yapılmasında "Genel Esaslar" ve "Özel Esaslar" ayrımı yapılarak, Tebliğin I nolu bölümünde genel esaslar çerçevesinde iadelerin nasıl yapılacağı, II nolu bölümünde ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge (SMİYB) düzenleme veya kullanma fiili ile doğrudan veya dolaylı olarak ilgisi bulunan mükelleflere özel esaslar çerçevesinde iadelerin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla, anılan tebliğin "II-Özel Esaslar" başlığı altında yapılan düzenlemeler iade talebinde bulunan mükelfler için geçerli olup, iade talebi olmayan, başka bir deyişle, satın alıdığı mal ya da hizmet nedeniyle ödediği katma değer vergilerini sadece indirim konusu yapan ve iade talebi de bulunmayan mükellefler için geçerli değildir. İade talebi olmayan mükellefler için Vergi Usul Kanunu'nun yukarıda değindiğimiz 11. maddesindeki müteselsil sorumluluk kapsamında yapılabilecek işlemlerin neler olduğu ve bu işlemlerde hangi esasların uygulanacağı ise, 84 Nolu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin "III- Müteselsil Sorumluluk" bölümünde açıklanmıştır. Anılan tebliğ bölümünde de özellikle belirtildiği üzere; müteselsil sorumluluk müessesesi ile katma değer vergisi iadelerinin doğrudan bir ilişkisi bulunmamaktadır.

Anılan tebliğ bölümünde ifade edildiği üzere; alıcılar, katma değer vergisi dahil toplam işlem bedelini;

- 4389 sayılı Bankalar Kanunu hükümlerine göre faaliyette bulunan banka veya özel finans kurumları vasıtasıyla ödemeleri ve banka veya özel finans kurumuna yapılacak ödeme sırasında düzenlenecek belgede satıcının (veya adına hareket edenlerin) adı- soyadı (tüzel kişilerde unvanı) ile banka veya özel finans kurumundaki hesap numarasını ve vergi kimlik numarasını doğru olarak yazdırmaları,

- ödemenin çekle yapılmış olması halinde Türk Ticaret Kanunu'nun 697'nci maddesinin birinci ve ikinci fıkrasına uygun olarak çek düzenlemeleri ve lehine çek keşide edilenin vergi kimlik numarasını yazmaları,

halinde müteselsil sorumluluk uygulaması ile muhatap tutulmazlar. Dolayısıyla, kendi alımları ile ilgili doğrudan yapılmış bir inceleme ve bu inceleme neticesinde bir tespit bulunmadan, sadece, Vergi İdaresi'nce kod listelerine alınmış olan kişi ya da kurumlardan alımları olduğu belirlenmiş mükelleflerin, bu alımlarına ilişkin ödemelerini yukarıda belirtildiği şekilde banka vb. Kurumlar aracılığıyla ya da çekle yapmış olmaları (bu ödemelerini ispat eder durumda olması) ve de anılan dönemlerde katma değer vergisi iadesi talebinde bulunmamış olması durumunda, bunlar hakkında ilgili dönem beyannameleri için düzeltme istenmemelidir. Söz konusu mükelleflerin alım yaptığı kişi ya da kurumların "sahte belge düzenleyen" konumunda bulunması halinde bile, kanımızca, mükellefin doğrudan bu alımları için yapılmış bir inceleme ve bunun neticesinde ortaya çıkmış olumsuzluk söz konusu olmadıkça, aynı şekilde hareket edilmeli ve ilgili dönem beyannameleri için düzeltme yapılması talep edilmemelidir. Çünkü, anılan kod listelerine alınan ve "sahte belge düzenleyen" olarak adlandırılan kişi veya kurumların hangi dönemlerdeki ya da hangi işlemlerinin sahte belge düzenleme kapsamında olduğu, bu tür yazıları mükellefe gönderen vergi dairelerince de bilinmemekte, mükellefin bu bilgileri alabilmesi ve bunlara dayanarak kendini savunabilmesi hiç mümkün olmamaktadır. Halbuki, mükellefin bizzat kendi alımlarına ilişkin olumsuzluklar inceleme ile belirlenmiş ve bu durum, alıcı mükellefe yapılacak vergilemenin dayanağı olmuş olursa, mükellefin gerektiğinde dava yolu ile haklarını savunması da mümkün olur. Örneğin, bir dönemde 10 adet satış yapmış olan kişinin bu satışlarından sadece birinin sahte olduğu belirlenmiş olsa bile, bu mükellef "sahte belge düzenleyenler" kod listesine alınmakta ve bu kişiden alım yapan diğer mükelleflerin bu alımları gerçek olsa ve ödemeleri de banka aracılığıyla yapılmış olsa bile bu alımlara ilişkin katma değer vergilerinin indirim katma değer vergisinden çıkartılarak düzeltme yapması istenmektedir. Dolayısıyla, bu tür istekler haksız uygulamalara yol açmakta ve dürüst mükelleflerin haksız yere vergilenmesine ve cezalandırılmasına yol açmakta, bu da dürüst mükelleflerin yasalara ve uygulayıcılara olan güven duygusunu zedelemektedir.

Halen yapılmakta olan uygulamaların Gelir İdaresi'nce bir kez daha gözden geçirilmesi ve hukuksuz uygulamalara meydan verilmeyecek tedbirlerin alınmasında büyük yarar vardır. Aksi takdirde, hem mükelleflerin hak ve hukuk kavramları aşınacak hem de haksız yere kod listelerine alınanların uğrayacakları ticari itibar ve müşteri kayıpları telafi edilemeyecek boyutlara ulaşacak ve çok yakın zamanda kod listelerine girmeyen mükellef bulmak mümkün olamayacaktır.

Belki de bu tür sorunların ve haksızlıkların giderilebilmesinde en etkili olabilecek yöntem, haklılığı yargı yoluyla ortaya çıkmış mükelleflere, uğradıkları ticari kayıpların da telafi edilebileceği tazminat öedemelerine yargı tarafından hüküm verilebilmesi olacaktır.