ŞİRKET ORTAĞININ SORUMLULUĞU

SORU: Şirket ortağı olmaktan başka vasfım yok. Limited şirket ortağı idim. Ortağım yurt dışına kaçtı. Bu şirketten dolayı hem para cezası hem hapis cezası çıktı. Benim nereden başlamam lazım cezayı yattıktan sonra parayı ödemenin ne anlamı var. Bir de diğer ortağım gittiği ülkenin vatandaşlığına geçmiş. Bu nedenle tüm cezalar bana çıkıyor. Suçumuz naylon fatura kullanmak. Bu işten dolayı 15 ay hapis cezası almışım. Bir defa ifademe başvurdular, ifademi verdim dava sekiz yıl sonra sona ermiş. Ben bulunamamışım. 2006 Martında cezam gazete yoluyla tebliğ edilmiş. Bu şirketin bütün cezasını ben mi çekeceğim? Bunalıma girdim.

YANIT: Türk Ticaret Kanunu'nun 503. maddesinde yer alan tanımlamadan da anlaşılacağı üzere "İki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret ünvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirkete limited şirket denir."

Ortak sayısı ikiden az ve elliden fazla olamaz. Ortakların sayısı sonradan bire iner veya şirketin zaruri organlarından biri mevcut olmazsa, münasip bir müddet içinde bu eksiklikler tamamlanmadığı takdirde ortaklardan birinin veya şirket alacaklısının talebi üzerine mahkeme şirketin feshine karar verir.(Türk Ticaret Kanunu madde:504)

Aynı kanunun 540. maddesinde hükme bağlandığı üzere "Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdur."

Limited şirketler "Ortaklardan birinin talebi üzerine ve muhik sebeplerden dolayı mahkeme kararı ile infisah eder."

Diğer yandan Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca "Limited Şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar."

Ayrıca Vergi Usul Yasası'nın 10. maddesi uyarınca da "Tüzelkişilerle, küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve Cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir."

Limited şirkette şirketi temsile yetkili olanlar müdürlerdir. Dolayısıyla şirketin tüm işlerinden dolayı müdürler sorumlu olmaktadır.

Sonuçta; limited şirkette müdürler şirketin idaresinden sorumlu oldukları gibi Vergi Usul Yasası'nda hürriyeti bağlayıcı ceza ile müeyyidelendirilmiş bulunan naylon fatura kullanma suçundan dolayı da sorumlu olmaktadırlar.

Limited şirket ortağı olmanın ve aynı zamanda eğer sözleşmede aksine hüküm yoksa müdür sıfatına da haiz olunması dolayısıyla ortaklardan birinin yapmış olduğu hukuka aykırı işten dolayı da sorumlu olması mevcut hukuki düzenlemeler gereğidir.

Esasında, söz konusu olayın oluşumu sırasında konuya vakıf olmamak veyahut da özellikle naylon fatura kullanımı ile ilgili olarak ortaya çıkan yargılanma aşamasında gerekli özeni göstermemiş olmanız kanımızca sorunuzda belirttiğiniz sonuçları ortaya çıkarmıştır.

Bu nedenle konuyu uzman bir ceza hukukçusu ile görüşmeniz daha yararlı olacaktır. (V. Seviğ)


MUHASEBECİLİK MESLEĞİNİN GELECEĞİ

SORU: Acaba muhasebe mesleği sığ bir meslek midir? Bu mesleğin geleceği nasıl olacak? Mesleğin katiplik kısmından yöneticilik kısmına geçmesi için ne yapılması gerekiyor?

YANIT: Muhasebe mesleğini sadece basit bir hesap işleyiciliği olarak kabul etmemek gerekir. Çünkü bir işletmenin belli bir zaman kesiti içerisindeki mali performansını belirlemek için yapılan işlemler dizesi ve bu işlemlerin sonuçlarını değerlendirmek ve raporlamak muhasebe mesleğinin uğraş alanı içerisindedir.

Muhasebe ve Mali Müşavirlik mesleği dünya üzerinde de önemli atılımlar yapmaktadır. Bu bağlamda dünyada hızla önem kazanan bir uğraş alanı haline gelen söz konusu mesleğin içerisinde yükselmek mümkün bulunmaktadır. (V. Seviğ)


YARGI KARARLARINDA DAMGA VERGİSİ

Danıştay 7.Dairesi E.2005/4229 K.2006/3369 T.13.11.2006

Otel işletmeciliği yapan davacının, seyahat acenteleriyle yaptığı kontenjan sözleşmelerinden doğan damga vergisini beyan etmediğinden bahisle hakkında yapılan tarhiyatın iptali talebi ile açtığı davada mahkemece, sözleşmelerde gösterilen rakamlardan hareketle hesaplanan para üzerinden yapılan tarhiyatın yerinde olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş, davacı şirketçe, damga vergisine tabi tutulan kağıtların sözleşme niteliği taşımadığı, teklifname olduğu ileri sürülmüştür. Damga Vergisi Kanuna ekli 1 sayılı tabloda, mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknamelerden belli parayı ihtiva edenler nispi, bu belgelerden belli parayı ihtiva etmeyenler ile teklifnameler ise maktu vergiye tabidir. Borçlar Kanununun 1. ve 11. maddelerine göre, karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını ifade eden akdin oluşabilmesi için, bir tarafın irade beyanı olan icabın karşı tarafça kabul edilmesi gerekmektedir. Ancak, gerek şekil şartının bulunmadığı, gerekse şekil şartına uyulmasının zorunlu olduğu hallerde düzenlenecek kağıtların, diğer şartların varlığı halinde damga vergisine tabi tutulacak olması; bu kağıtlardan, yazılı şekilde yapılan icabın yer aldığı kağıdın teklifname, icaptan ayrı olarak yapılan kabulün yer aldığı kağıdın mukavele yerine kaim mektup, yazılı olarak yapılan icap ve kabulün birleştiği kağıdın ise mukavele olması; ayrıca anılan Kanunun 18. maddesine göre de, şekli kanun ile düzenlenmemiş bulunan kağıtların mahiyetlerinin tayininde kağıdı düzenleyenlerin o kağıda verdikleri adın değil, kağıdın içerdiği asıl işlemin niteliğinin ve amaçlarının dikkate alınması gerektiğinden, davacının üzerinde vergi hesaplanan kağıtlardan bazılarının teklifname olduğu iddiasının doğruluğunun saptanması için, söz konusu kağıtların asıllarının getirtilip incelenmesi gerekirken, Mahkemece eksik incelemeye dayanılarak verilen kararda yasal isabet yoktur.



Danıştay 7.Dairesi E.2002/2760 K.2005/2751 T.16.11.2005

Davacı Banka ile X arasında toplu konut kredisi kullanmak amacıyla 6.8.1998'de kredi sözleşmesi imzalanmış, 10.8.1998'de kredi sözleşmesinin son sayfasına ipotek tesis ve tescil işlemi yapılmış, davacı Banka bu ipotek işlemi nedeniyle doğan damga vergisini beyan ederek ödemiş, ancak akdedilen kredi sözleşmesi nedeniyle doğan damga vergisini ödemediğinden bahisle hakkında cezalı tarhiyat yapılmıştır. Damga Vergisi Kanunu'nun 1, 3, 4 ve 6. maddelerinin değerlendirilmesinden, aynı kağıttan anlaşılması gerekenin aynı imzalar üzerindeki metinde, aynı asıldan doğma, birden fazla akit ve işlemin bulunması olup, işlem tamamlandıktan sonra aynı kağıt üzerinde ikinci işlem yapılmış olmasının işlemlerin aynı kağıtta toplandığı anlamına gelmeyecek olması; Medeni Kanunda, ipoteğin, gayrimenkul rehni olarak tanımlanmış olması; Damga Vergisi Kanununa ekli (I) sayılı Tabloda da, rehin senetleri, nispi damga vergisine tabi tutulmuş olup, Rehinin, rehin verenle üçüncü kişi ya da kişiler arasında mevcut bir borcun ödenmesini sağlamak amacıyla alacaklısı lehine verilen güvence olması ve Kanunda, damga vergisini rehinden bağımsız olarak doğuran asıl borca ilişkin kağıt yanında rehin senetlerinin de damga vergisine tabi tutulmuş olması karşısında, Kanun Koyucu'nun, rehin senetlerini, asıl borcu doğuran işleme bağlı ve bir asıldan doğma olarak görmediği açık olduğundan, aynı kağıt yaprağı üzerine, kredi sözleşmesi ile bu sözleşmeden doğan alacağı temin amacıyla, bir gün sonra yapılan ipotek işleminin, kredi sözleşmesinden ayrı olarak damga vergisine tabi tutulması gerekmekte olup, yapılan tarhiyatta isabetsizlik yoktur.



Danıştay 7.Dairesi E.1999/3374 K.2000/1069 T.13.4.2000

Davacı şirketçe sehven kurumlar vergisi borcuna karşılık yatırılan tutarın, gelir stopaj vergisine mahsubu esnasında damga vergisi kesintisi yapılması nedeniyle, ödenen tutarın gelir stopaj borcunu karşılamadığından bahisle, davacı şirket adına ödeme emri düzenlenmişse de; 488 sayılı Kanunun 1. ve 3. maddelerine göre, bir kağıdın damga vergisine tabi olması için, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen işaret konmak suretiyle düzenlenen ve bir hususu ispat etmeye yarayan bir kağıt niteliğinde olmasının ve (1) sayılı tabloda yer almasının gerekmesi, oysa olayda kamu alacağının mahsubu nedeniyle vergi dairesince düzenlenen alındının, Damga Vergisi Kanununa bağlı (1) sayılı tabloda yer alan kağıtlar arasında olmayıp, davacı şirketçe yazılmak, imzalanmak veya imza yerine geçen işaret konulmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispata yarayan bir belge de olmaması sebepleriyle, vergi dairesinin iç işlemi niteliğinde olan mahsup alındısının damga vergisine tabi tutulmasına hukuken olanak olmadığından, ödeme emrinin iptali gerekmektedir.

Veysi Seviğ - Bumin Doğrusöz

Referans / 26.03.2008