Şirketleşmek, vergi avantajı sağlar mı?


Gittiğim her yerde yeni işyeri açacak kişilerin, "Şirket kurup Kurumlar Vergisi mükellefi mi yoksa Gelir Vergisi mükellefi mi olayım, hangisi daha avantajlı?" sorularıyla karşılaşıyorum.


Önceki yıllarda, hayat standardı esası geçerli olduğu için kolaylıkla Kurumlar Vergisi mükellefi olunmasını tavsiye ediyorduk. Çünkü hayat standardı esasına göre Gelir Vergisi mükellefleri ticari faaliyetten zarar etseler dahi belirli tarifeler üzerinden vergi ödemek durumundaydılar. Hatta araba sahibi olma, yurtdışına çıkma gibi durumlarda bu tarife daha da yükseliyordu. Şimdi ise hayat standardı uygulanmıyor. Vergi mevzuatı haksızlığa mahal vermemek maksadıyla birbirine paralel düzenlemelere sahip. Bu yüzden ikilem içerisinde kalanlara tavsiyem kendi şartlarına göre değerlendirme yapıp, kararlarını öyle vermeleri yönünde olacak.

Bilindiği üzere Kurumlar Vergisi Kanunu yenilenirken oran yüzde 20'ye indirildi. Sabit olan bu oran, matrah ne olursa olsun aynı miktarda uygulanacak. Bu vergi oranı indirimine paralel olarak Gelir Vergisi oranları da aşağı çekildi ve yüzde 15'ten başlayarak kademeli şekilde artan oranlı bir tarife uygulanması yönüne gidildi. (Oranlar için tıklayınız) Nihayet matrahın 44 bin 700 yeni lirayı da aşması halinde bu tutarı aşan kısma, yüzde 35 oranında vergi hesaplanacak. Bu rakam ve oranlar topluca değerlendirildiğinde vergi oranları açısından Kurumlar Vergisi avantajlı hale gelmektedir.

Tabii bu değerlendirmeyi yaparken sadece beyan edilen matrahı değil, geçirilmesi muhtemel bir incelemede çıkacak ilave gelir farkını da düşünmek gerekiyor. Gelir Vergisi mükellefi incelenmeye alındığında bulunacak ilave gelir (matrah) farkları dilim atlanmaya sebep olabilir. Bu da yüzde 35 oranda bir nispetle vergilenme sonucunu doğurabilir. Oysa şirketlerde böyle bir durum söz konusu değil. İlave ne kadar gelir farkı beyana eklenirse eklensin yine yüzde 20 üzerinden vergi hesaplanır. Sözgelimi 43 bin yeni lira gelir beyan eden bir şahsın gelir beyanına inceleme sonucunda ek gelir ilave edilince ödeyeceği vergi artacak. İlave vergiye tekabül eden aynı rakam, şirketler için ise sınırlı kalacaktır.

Diğer yandan; Kurumlar Vergisi de gerçek kişilerin gelirlerinin bir ön vergilenmesi olarak değerlendirilebilir. Çünkü şirketler elde ettikleri kazancı ortaklarına dağıtmaları halinde yüzde 15 oranında vergi kesintisi yapmak zorundalar. Bu durumda şirketlerden kâr payı olarak gelir elde edenlerin ödeyeceği vergi yükü yüzde 30'ları geçiyor. Ama şu da var ki Türkiye'de şirketler yıllarca kâr dağıtımı yapmıyor; dolayısıyla kesinti yoluyla ek bir vergi yükü ile karşı karşıya kalıyorlar. Başka bir ifadeyle sadece Kurumlar Vergisi ödemekle iktifa ediyorlar.


Ahmet YAVUZ