[quote=Bumin Doğrusöz 01.09.2008 Referans][size=10pt]
Yanıltıcı belge, gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir. Sahte belge ise, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir.
Uygulamada ve Yargıtay anlayışında gerçek bir muamele veya duruma dayanan, muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe uygun şekilde yansıtan, ancak farklı taraflar arasında düzenlenen belgelerde yanıltıcı belge değil, sahte belge olarak kabul edilmektedir. Örneğin, A kişisinden yapılan bir mal alımı için, tarih, miktar, fiyat ve bedel olarak aynı unsurları içeren bir faturanın B kişisinden temini durumunda, B'den alınan belge sahte olarak kabul edilmektedir. Bize göre burada, gerçek bir ticari ilişki esas alınarak düzlenen bu belgenin yanıltıcı olarak nitelendirilmesi daha doğrudur. Ancak, Yargıtay içtihatları farklı yönde oluşmuştur.
Sahte veya yanıltıcı belge kullanmaksızın (Vergi Usul Kanununun 359. maddesine girmeyen fiillerle) vergi kaybına yol açanlara uygulanacak ceza, kayba uğratılan verginin bir katı tutarında idari para cezasıdır. Üstelik bu para cezasına karşı uzlaşma, indirim gibi çeşitli yollara müracaat etme olanağı da vardır. Buna karşılık sahte veya yanıltıcı belgeleri kullanan kişiye (hem gerçek kişi hem de kurum anlamında) kayba uğrattığı vergi tutarının üç katı idari para cezası uygulanmaktadır. Bu tür belgeleri kullananlar için ayrıca hürriyeti bağlayıcı ceza (hapis) da öngörülmüştür. Bu ceza, yanıltıcı belgede bir yıldan, sahte belgede üç yıldan başlamaktadır. Fiile hapis cezasının öngörülmesi, asliye ceza mahkemesinde sanık sıfatı ile yargılanma sonucunu doğrurmaktadır. Bu yargılanma ticari yaşamda, sonuç beraat dahi olsa, ticari itibarın kaybı anlamına gelmektedir.
Sahte veya yanıltıcı belge kullanımı, uygulamada gider veya maliyetleri artırma ve bu yolla vergi yükünü azaltma saikine dayanmaktadır. Bazen de, mal veya hizmet tedarik edilen kişinin belge vermemesi dolayısıyla, gider veya maliyetleri belgelendirebilme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
Sahte veya yanıltıcı belge kullanımında amaçlanan vergi yükünü azaltma sonucuna, bu tür belgeler olmadan da ulaşılabilir. Örneğin, amortismanlar şişirilebilir, kur yanlış dikkate alınabilir. Öte yandan mal veya hizmet alımları, belgeye bağlanamamış olsa dahi, deftere yine işlenebilir ve belgesiz alım olarak kaydedilebilir. Bütün bunlar da vergi suçudur, ancak hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirmeyen, idari para cezasının da sahte veya yanıltıcı belge kullanımına nazaran üçte biri oranında daha az cezayı gerektiren fiillerdir.
Öte yandan maliyetlerin veya giderlerin belgesiz olarak kaydedilmesinde, kaydedilen tutarların gelir veya kurumlar vergisi matrahının hesabında nazara alınması mümkündür. Zira bu vergiler açısından belge ikinci planda, ekonomik ve maddi gerçeklik ön plandadır. Burada önemli olan, belgeye bağlanamayan mal veya hizmet alımının gerçekten yapıldığının ve gider yazılan tutarın gerçekle (emsaller) uyumlu olduğunun kanıtlanmasıdır. Örneğin bir binaya asansör konulması, ancak asansörün ve montaj hizmetinin belgelenememesi durumunda, yapılan kaydın geçersiz sayılması, asansörlü binanın asansörsüz kabul edilmesi gibi maddi gerçeğe aykırı bir durum oluşturur. Danıştay anlayışında da, belgesiz bu harcamanın gider veya maliyet olarak nazara alınması yerindedir.
Ancak durum KDV açısından değerlendirildiğinde aynı sonuca ulaşmak mümkün değildir. Zira bu vergi, maddi gerçekle birlikte şekle (belge düzenine) de önem veren bir vergidir. Ödenecek KDV hesabında indirim müessesesinden yararlanma, gerçek bir mal ve hizmet alımının olması, belgeye bağlanmış bulunması ve bu belgenin ilgili dönemde deftere kaydedilmiş olması koşullarına bağlıdır. Bu nedenle KDV'de indirim müessesesinden belgesiz harcamalar için yararlanmak mümkün değildir.
Bu belgelere bazen kamu'ya fatura kesenler başvurmaktadır. Bilindiği gibi kamu'ya fatura kesenler, bu fatura bedellerini bazen aylar sonra tahsil etmekte, ancak bu arada vergi ödemeleri çıkmaktadır. Bu vergiyi karşılayamayanlar veya finansman yüküne katlanmak istemeyenler, vergiyi sahte/yanıltıcı belge ile yok etmeye çalışmaktadırlar. Böyle bir durumda o faturayı deftere yazmamak veya beyana aksettirmeyip, bedeli tahsil edildiğinde beyana aksettirerek pişmanlıkla vergiyi ödemek daha akılcıdır.
Sahte veya yanıltıcı belge kullanma oranının yüksekliğine karşılık, görüldüğü gibi bu tür belge kullanma tercihinin her hangi bir akılcı yönü yoktur. Kaldı ki günümüzde vergi idaresinin bu tür bir belgeyi saptama ve kullananı yakalama olasılığı, otomasyon sistemleri, kod listeleri ve mükelleflerin kendi elleri ile doldurdukları A-B formları sayesinde son derece yüksektir.
Sahte veya yanıltıcı belge kullanarak ileride yakalanıldığında hürriyeti bağlayıcı ceza riski taşımaktansa, idari para cezası da daha az olacak şekilde kayıt yapmak yahut matrahı oluşturmak, kanaatimizce daha akılcı bir davranıştır.
Gerçek satıcıdan belge alınamayan durumlarda da, sahte veya yanıltıcı belge kullanımına nazaran, belgesiz kaydın yaratacağı KDV maliyeti, hürriyeti bağlayıcı cezaya nazaran, katlanılabilecek bir yüktür. Zaten belgesiz alımlarda, genellikle KDV ödenmemektedir.