kamu işçi maaş

Konu: Kar marjı

  1. #1
    Üyelik tarihi
    Nisan.2011
    Mesajlar
    155

    Kar marjı

    Üstadlar selam,
    Piyasadan almış olduğum bir malı mesela 100.TL. maliyetli bir malı. Maliyetine 100.TL.ye veya zararına 80.TL.ye satış yaptığımda sıkıntı olurmu. Kar marjı zorunlu ise bu oran kaç acaba? Bana yardımcı olurmusunuz.


  2. #2
    Üyelik tarihi
    Aralık.2011
    Mesajlar
    53

    Ynt: Kar marjı

    Şirketlerin birincil hedefi süreklilik ve kar elde etmektir tabiki ancak zararına satış olmaz diye bir durum da söz konusu değil ilk maddenin yanında yardımcı giderleri yükleyince zarar çıkıyorsa o şekilde beyan edilebilir. kolay gelin.

  3. #3
    Üyelik tarihi
    Nisan.2011
    Mesajlar
    155

    Ynt: Kar marjı

    ticaret firmasıyız X A.Ş.'den alıyor XX LTD.'ye satıyorum. Anladığım kadarıyla serbest piyasa koşullarında bir sıkıntı yok bu zararına satışta.

  4. #4
    aşkınbulduk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    aşkınbulduk isimli Üye şimdilik offline konumundadır Forum Müdavimi
    Üyelik tarihi
    Aralık.2008
    Mesajlar
    2.355

    Ynt: Kar marjı

    piyasada o mal kaçdan gidiyorsa o fiyattan kesin..
    Ne Mutlu Türküm Diyene!

  5. #5
    Tahsin Kurt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Tahsin Kurt isimli Üye şimdilik offline konumundadır Forum Müdavimi
    Üyelik tarihi
    Nisan.2007
    Mesajlar
    7.803

    Ynt: Kar marjı

    Selamlar
    Her ne kadar; serbest piyasa ekonomisi var,alan razı satan razı olduktan sonra isteyen istediği fiyata alır satar desekte,kazın ayağı maalesef öyle değil.A.Ş. yada Ltd. ya da şahıs olsun,kimden alıp kime sattığınız önemli değildir.Önemli olan EMSAL BEDEL diye bir uygulamanın ve bunun sonucunda da devletin önemli bir gelir kalemi olan KDV uygulamasının olduğudur.
    Kısaca, zararına satış, geçerli ve haklı bir sebebi dayandırılamadıkça problem çıkaracağı aşikardır.
    Uzuncası ise aşağıda alıntıladığım yazıdır.

    EMSALİNE GÖRE DÜŞÜK BEDELLE SATIŞTA KDV



    Yazar:Erdoğan ÖCAL*

    Yaklaşım / Ağustos 2010 / Sayı: 212



    I- GİRİŞ

    KDV Kanunu?nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, ?Bedelin emsal bedeline veya ücretine göre açık bir şekilde düşük olduğu ve bu düşüklüğün mükellefçe haklı bir sebeple açıklanamadığı hallerde de, matrah olarak emsal bedeli veya ücreti esas alınır.? hükmü yer almaktadır. Bu hüküm, bir taraftan akit serbestisine getirilen bir sınırlama olarak görüleceği gibi diğer taraftan da, içindeki; ?açık bir şekilde düşük olduğu? ve ?haklı bir sebeple açıklanamadığı? gibi ifadeler nedeniyle fazlaca öznel (subjektif) olarak nitelendirilebilir.

    Bu hükmün doğru okunması ve anlaşılması; günümüzde özellikle, transfer fiyatlandırması ve örtülü sermaye uygulamalarına paralel olarak daha da önemli hale gelmiştir.

    Aşağıdaki ayırımlarda bu konu hakkındaki görüşlerimize yer vereceğiz. Başlangıçta, aynı maddede yer alan bedeli bilinmeyen ya da bedelsiz yapılan teslimlerin konumuzun dışında kaldığını belirtmeliyiz.

    II- BİR VERGİ GÜVENLİK ARACI OLARAK EMSAL BEDELİ

    Bizce emsal bedelinin(1) ne olduğu ve nasıl hesaplanacağından önce, hangi hallerde mükellefin uyguladığı bedel ya da ücretin kabul edilmeyerek, emsal bedeli üzerinden KDV hesaplanabileceği üzerinde durmalıyız.

    Bu hüküm her şeyden önce, aynı Kanun?un 20. maddesinin, ?Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedeldir? hükmüne ters düşmektedir. Satıcı ve alıcı bir mal ve ya hizmet alımı için serbest iradeleriyle bir ?satış akdi? yapmışlardır. Bu satış akdinin önemli unsurlarından biri olan bedel ya da ücret üzerinde anlaşmışlardır. Eğer bu mal satışı ya da hizmetin görülmesi KDV?nin kapsamı dışında ya da istisna değilse; kanunun öngördüğü oranın, üzerinde anlaşmaya varılan bedele (matraha) uygulanması suretiyle hesaplanan miktarda KDV?ye tabi olacaktır. Kanun koyucunun burada iki konuda endişesinin olması haklı karşılanabilir: İlki ya alıcı ve satıcı anlaşarak KDV yükünü azaltmak için bedeli, anlaştıkları ve fiilen ödenen bedelden düşük gösterirlerse; ikincisi, (özellikle hizmetlerde) takas halinde her iki işlemi gizleme yoluna giderlerse, doğru verginin ödenmesini nasıl sağlarım? Bunun cevabı bir vergi güvenlik aracının yaratılmasıdır. Bu da, KDV?de ?emsal bedeli? uygulaması ile sağlanmaya çalışılmıştır(2). Giriş bölümündeki açıklamalarımıza dönersek; bu akit serbestisine ters düşer mi? sorusuna cevabımız, aslında burada akitle belirlenen bedele müdahale edilmediği sadece bazı şartların varlığı halinde KDV hesaplamasının nasıl yapılacağının belirlendiği, ödenecek bedel (KDV hariç) değişmeyeceğinden, serbestiye bir müdahale sayılamayacağı yönünde olacaktır. Asıl üzerinde durulması gereken konu; gelir ve kurumlar vergileri uygulamasında da böyle bir aracın neden düşünülmediği, neden sadece KDV için böyle bir hükmün konulduğudur. Düşünün, bir satış işleminde bedel emsal bedelinden düşük diye emsal bedeli üzerinden cezalı KDV tarhiyatı yapılırken, gelir ya da kurumlar vergisi açısından (İlişkili kişilerle yapılan işlemlerdeki transfer fiyatlandırması hariç), -alıcı ve satıcı arasında bedel konusunda muvazaa(3) yapıldığı ispat edilemiyorsa- herhangi bir tarhiyat yapılamayacaktır!

    Açıkçası; kanun koyucu doğrudan vergiler açısından bedele itirazı, muvazaanın ispatı gibi zor bir şarta bağlarken, herhalde daha önemli gördüğü için dolaylı vergide (KDV?de) doğrudan bir kanuni ölçüye bağlama ihtiyacını duymuştur(4). 27. madde hükmü olmasa idi, KDV?de de muvazaanın ispatı halinde pekala bedel eleştirilebilecekti(5).

    III- EMSAL BEDELİNİN UYGULAMA ŞARTLARI

    İki koşul birlikte aranacaktır: ?emsal bedeline göre açık bir şekilde düşüklük? olmalı ve ?düşüklük mükellef tarafından haklı bir sebeple açıklanamamalı?dır. Giriş ayırımında da bahsettiğimiz gibi; ?açık bir şekilde düşüklüğün? ölçüsünün ne olduğu, örneğin % 5 ya da % 10 düşüklüğün ?açık? bir düşüklük kabul edilip edilmeyeceği belli değildir. Bu konu tamamen mahkeme içtihatlarına bırakılmış görülmektedir. Madde hükmünde belirli olan ise; her türlü düşüklüğün değil, ?açık? bir düşüklüğün bulunması şartıdır. Halbuki; nesnellik (objektiflik) açısından belli bir eşik (hoşgörü) oranının belirtilmesi uygun olurdu(6).

    İkinci koşul, yani ?haklın bir neden?le açıklanamaması, daha da öznel yorumlara yol açacak niteliktedir. Bizce haklı(7) olan bir neden sizce haklı görülmeyebilir? Gelin örnekler üzerinde beraberce düşünelim: Bir fabrikanın çalışanlarına ürettikleri ürünü belli bir indirim oranı(8) ile satması halinde, 27. madde açısından KDV emsal bedeli üzerinden mi hesaplanacaktır? Bir üretim işletmesi sahibi mükellefin, ?bu sektördeki uygulamaları dikkate alarak çalışanlarımı teşvik etmek için yapmak zorundaydım? gerekçesi haklı bir neden sayılacak mıdır? İşletme ilkeleri açısından çok doğru bir uygulama olduğu açık olup; sektörde yaygın olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılması ve kullanıldığının belgelendirilmesi halinde; işle ilgili endişelerin öncelikli olduğu ve bu uygulama sonunda dolayısıyla sağlanan vergi avantajının bir amaç değil ikincil bir sonuç olduğu dikkate alınarak, bu gerekçenin ?haklı? kabul edilmesi gerekir. Aynı mükellefin üretilen ürünü bir yakın dostuna emsalinden daha düşük bedelden satması, ticari bir endişenin sonucu olarak kabul edilemez; ancak, sosyal hayatın kaçınılmaz bir gerekliği olduğu da yadsınamaz. Burada belki; bu gibi satışların toplam satışlara oranının ve sağlanan vergi avantajının önemli miktarlara ulaşıp ulaşmadığının dikkate alınması, bir yargıya varmada yardımcı olabilir. Bu şekilde düşük bedelli satışların, iş ilişkisi içinde olunan kişilere yapılması halinde; yine piyasadaki genel uygulamaların ve rekabet şartlarının kaçınılmaz bir gerekliliği olup olmadığına bakılması gerekir. Ödeme gücü olmayanlara ya da yardım kuruluşlarına düşük bedelle yapılan satışların, amacı zaten belli olduğundan ayrıca bir ?haklı? neden araştırılmasına gerek olmadığı görüşündeyiz. Bu işlemlerin ortak noktası, akla uygun bir nedenle yapılmış olmaları ve alıcının belgelerde gösterilenden fazla bir ödeme yapma, ?yani muvazaa? olasılığının olmamasıdır. Dikkat edilirse, yukarıda verdiğimiz örnekler iş hayatının normal akışı ile ilgili olmayan işlemlerdir; pazarlama politikası çerçevesinde; mevsimlik indirimli satışlar, ekonomik kriz dönemlerinde yapılan indirimli satışlar, belli bir piyasaya girmek için yapılan ya da piyasadaki rekabet şartlarının zorlamasıyla yapılan indirimli satışlar için ayrıca bir açıklamada bulunulmaya ihtiyaç olmayacağını düşünüyoruz (Zaten bugüne kadar ki uygulama da bu doğrultudadır).

    Burada vurgulamamız gereken konu; ileri sürülen nedenin ?haklı? olup olmadığının araştırılmasında, aynen gelir ve kurumlar vergisindeki transfer fiyatlandırması analizlerinde olduğu gibi ekonominin ve piyasanın koşulları dikkate alınarak ?iş? ağırlıklı bir değerlendirme yapılmalıdır.

    IV- KDV MATRAHI VE İSKON-TOLU SATIŞLAR

    Bilindiği gibi; KDV Kanunu?nun ?Matraha Dahil Olmayan Unsurlar? başlığını taşıyan 25. maddesinin (a) bendi ?fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen ticari teamüllere uygun miktardaki iskontolar?ın KDV matrahına dahil olmayacağı hükmüne yer vermiştir. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız 27. madde hükmü ile bu madde hükmü arasında bir paralellik olduğu açıktır. Her ikisinde de amaç, ?muvazaa yoluyla ödenecek verginin düşük gösterilmesini önlemek?dir. Bu amaca, 27. maddede bedelin kendisinin emsal bedelden düşük olmaması koşulunu getirerek; 25. maddede ise, bedel emsal bedele uygun olsa dahi aşırı bir iskonto oranı ile emsalin altına düşürülmesini önleyerek ulaşılmaya çalışılmaktadır.Aslında; 25. madde hükmü; emsal bedelinden, faturada göstermek kaydı ile, ?ticari teamüllere uygun? bir iskonto kadar indirim yapılabileceğine de, bir anlamda izin vermiş olmaktadır. Zaten ?ticari teamüllere uygun? bir iskonto yapılması, 27. madde kapsamında da ?haklı bir nedene dayanan? (haklı) bir işlem kabul edilecektir. Ancak; iskonto uygulamasında da yine aynı sorunla yani, ticari teamüller uygun iskonto oranının ne olduğunun belirlenmesi ile karşı karşıya kalmaktayız. Anlaşılacağı üzere bu hüküm de, öznel niteliği nedeniyle anlaşmazlık çıkarma potansiyeline sahiptir. Kabul edilebilir iskonto oranını belirlemede de bundan önceki bölümde yaptığımız saptamanın yani; ekonomik ve ticari bir değerlendirmeye ihtiyaç olduğunun dikkate alınması kaçınılmazdır.

    V- EMSAL BEDELİ

    27. maddenin 3. fıkrasında, maddede bahsi geçen ?emsal bedeli ve emsal ücretinin Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tespit olunur? demektedir. VUK ?emsal bedelini? 267. maddede düzenlemiştir. Bu maddede sırasıyla üç yöntem yer almaktadır. Birinci yöntem ?ortalama fiyat esası? olup; aynı neviden malın içinde bulunulan ya da önceki aylardaki satış fiyatının ortalamasını alınması ilkesine dayanır. Bu yöntemin uygulanabilmesi için, aylık satış tutarının değerlemesi yapılacak mal satışının % 25?inden az olmaması gerekir. İkinci yöntem; maliyet bedeli esası olup; malın bilinen maliyetine toptan satışlarda % 5 ve perakende satışlarda % 10 gayrisafi kâr eklenmesiyle ulaşılan değer emsal bedeli kabul edilir. Bu yöntemin uygulanması sırasında; 27. maddenin 4. fıkrası hükmüne göre; genel idare giderlerinin ve genel giderlerden mamule düşen hissenin (maliyet) bedel(ine)e katılması mecburidir. Eğer bu ilk iki yöntemi uygulama olanağı yoksa son başvurulacak yöntem, takdir komisyonunca emsal berdelinin takdiridir.

    Bu yöntemlere kabaca baktığımızda bile; ilk yöntemin pekala piyasa şartlarını yansıtabileceği, ancak; aynı neviden mal satışı uzun süreden beri yapılmıyorsa ya da yapılmakla beraber satış koşulları (vadeli/vadesiz, kısa/uzun vadeli, FOB/CİF, büyük miktar/küçük miktar, devamlı/bir defalık müşteri gibi) çok farklı ise, yine doğru bir emsal bulunmasına yardım edemeyeceği açıktır. İkinci yöntem; tamamen sektör ve piyasa şartları dikkate alınmadan % 5 ya da % 10 gibi bir gayrisafi kâr oranının dikkate alınmasını koşul koştuğundan; gayrisafi kâr oranı farklı olan sektörler ve piyasalarda, gerçeğe uygun bir emsal bulunmasını sağlamaktan uzaktır. Son yöntem takdir yöntemi ise; takdir komisyonlarının bugünkü yapı ve çalışma yöntemleri dikkate alındığında belki de en sağlıksız sonucu verecek yöntem olarak kabul edilebilir.

    Ekonominin gerçekleri ve piyasanın koşullarından uzak olarak belirlenecek bir emsal bedeli ile karşılaştırmak yapmak yanlış sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenle; çağdaş işletme disiplininin önerdiği ve KVK?nın, 13. maddesiyle Türk vergi sistemine giren transfer fiyatlandırmasında kullanılan emsal bedelinin esas alınması önerilebilir. Böylece; transfer fiyatlandırması tarhiyatlarında kurumlar ve gelir vergisi yanında KDV tarhiyatı da yapılması gerekiyorsa, iki ayrı yönteme göre belirlenen emsal bedellerinin yarattığı karışıklık da ortadan kaldırılmış olacaktır(9). Zaten, kanun koyucu VUK?un 267. maddesine göre belirlenen emsal bedele güvense idi; transfer fiyatlandırmasında da; OECD?nin önerdiği emsalin belirlenmesi yöntemleri yerine bu hükme (VUK md. 267) gönderme yapmakla yetineceğinden hiç şüphemiz bulunmamaktadır.

    VI- SONUÇ

    Emsal bedeline uygunluk ilkesi, hem transfer fiyatlandırması ve hem de KDV açısından vazgeçilmez bir vergi güvenlik aracıdır. Ancak; tamamen şekli bir uygulama olarak ele alınarak, gerçek amacından uzaklaştırılması riski taşımaktadır. Konumuz olan KDV mevzuatındaki emsal bedeli uygulamasını dikkate aldığımızda; gerek emsal bedelin belirlenmesinde ve gerekse bu bedelle karşılaştırmada; şekilden çok öze inilerek bir çalışma yapılması gerekir. ?Öze inmekten? amacımız; emsal bedelini belirlerken, VUK?un 267. maddesindeki yöntemlerden hangisini kullanırsak kullanalım, ekonominin ve piyasanın bedelin belirlenmesini etkileyen tüm koşullarının; uygulanan bedelle emsal bedelinin karşılaştırılması yapılırken ise; aradaki farkın ?haklı? bir nedeninin olabileceği de dikkate alınmalıdır. Özellikle, mükellefçe ileri sürülen nedenin ?haklı? olup olmadığının saptanmasında, vergiden kaçınmaktan çok pazar şartları ve sosyal ilişkilerin öncelikli olup olmadığı ve açıktan bir ödemenin (hiç olmazsa olasılığının) olup olamayacağı üzerinde durulmalıdır. Kısaca hukuki deyimi ile ?ekonomik ve amaçsal? yorum yöntemi kullanılmalıdır.

    Ayrıca; VUK?un 267. maddesinde düzenlenen emsal bedelinin, bir çok halde gerçek emsal bedelinin belirlenmesinde yetersiz olacağı bu nedenle KVK?nın 13. maddesine paralel olarak bir düzenlemeye gidilmesinin zorunlu olduğu görüşündeyiz. Konuyla yakın ilgisi nedeniyle; artık bugünkü haliyle işlevini yerine getiremez olan takdir komisyonlarının modern bir vergi düzenine yakışmadığını belirtmek zorundayız.
    ***
    ****
    Saygılar






    Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla,ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlâna Celâlediin-i Rûmî)

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Motosiklet Kar Marjı Altında Satılmasında Ne Gibi Sorunlar Olabilir ?
    Konu Sahibi ahmetkocabaş Forum Türk Ticaret Kanunu
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 17.Kasım.2015, 16:05
  2. Kar marjı hakkında.
    Konu Sahibi zaferesenyurt Forum Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunu
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 29.Ekim.2010, 23:13
  3. Yurtdışındaki şantiyene yapılan ihracatlardaki kar marjı
    Konu Sahibi grandaevus Forum Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunu
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 15.Temmuz.2010, 10:30
  4. Reklam Dağıtımındaki Kar Marjı ve KDV Hesaplaması
    Konu Sahibi personel Forum TDHP-Muhasebe Uygulamaları ve Finansal Raporlama
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 27.Kasım.2007, 09:03
  5. Sektörlere Göre Ortalama Kar Marjı
    Konu Sahibi talcid Forum Diğer Vergi Kanunları
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 21.Ağustos.2007, 11:31

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36