30 Ağustos

  • Konbuyu başlatan konsilyer
  • Başlangıç tarihi
K

konsilyer

Ziyaretçi

(83 yıl ile ilgili bir resim bulamadım şu an)

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL HİLMİ ÖZKÖK'ÜN


30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLAMA MESAJI


( 30 Ağustos 2005 )



Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin değerli mensupları,


Ebedi Başkomutanımız Yüce Atatürk’ün önderliğinde kazandığımız Büyük Zafer’in 83 ncü yıl dönümünü coşkuyla kutlamanın heyecanı içindeyiz. Bu Büyük Zafer Yüce Türk ulusuna ve onun kahraman ordusuna kutlu olsun.


Türk tarihinin en görkemli zaferlerinden birisi olarak kabul edilen 30 Ağustos Zaferi; “bağımsızlık” hedefine kilitlenmiş bir ulusun, yokluk içinde olmasına rağmen, azim ve kararlılıkla, karşısındaki büyük gücü eriterek askeri açıdan ulaştığı son noktayı ifade etmektedir. Muharebe meydanında bir destan yaratarak tüm dünyanın gözlerini kamaştıran Türk ordusu, bu zaferle tarihte yeni bir sayfa açarak Türk Kurtuluş Savaşının öyküsünü unutulmayacak eserler arasına sokmuştur. Öyle ki bu zaferin etkileri, bölgesel sınırları aşarak, giderek küresel bir nitelik kazanmış; Türk Kurtuluş Savaşının öyküsü başka ulusların yönetimi altında ezilen diğer ulusların fertleri arasında da elden ele, dilden dile dolaşarak, bağımsızlık mücadeleleri için bir esin kaynağı oluşturmuştur.


Zedelenen ulusal onur bu zaferle tekrar onarılmış ve Türk ulusunun çağdaşlaşma yolunu aydınlatan ve Ulusu modern çağın gerektirdiği siyasî, hukukî, ekonomik ve sosyal alandaki reformlarla buluşturan Türk Devriminin meşalesi yakılmıştır. Yeniden doğuşla birlikte ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti’yle de ülkemizi çağdaş ülkeler arasına sokacak en önemli kritik eşik aşılmıştır.


Büyük Zaferin kazanılmasından bu yana geçen 83 yıllık süre içerisinde, ulus olarak çok zor ve çalkantılarla dolu bir süreçten geçtiğimizi görüyoruz. Bu süreçte, bizi ilerlemekte olduğumuz yoldan çıkarabilecek çok sayıda engelle karşılaştık. Zaman zaman özgüvenimizi yitirmek üzere olduğumuz noktalara yaklaştık. Ancak her defasında da ulus olarak bu engelleri başarıyla aşarak, Büyük Atatürk’ün gösterdiği istikamette kalmayı başarabildik.


Bugün de ülkemiz, içinde bulunduğu zor coğrafyada çeşitli iç ve dış problemlerin derinden etkilediği zor bir süreçten geçmektedir. Ancak, bu durum hiçbirimize karmaşık ve çözümsüz görünmemelidir. Karşı karşıya kaldığımız problemleri içinden çıkılmaz ve çözümsüz olarak görenlere 83 yıl öncesini bir kez daha okumalarını, o günkü hal ve şartlarla günümüzdekileri karşılaştırmalarını ve ulaşılan başarının itici gücünü keşfetmelerini öneririm. Bu onlara özgüven ve cesaret verecektir. Bugün bizi bekleyen en büyük tehlikelerden biri de, içeriden ve dışarıdan maksatlı olarak yapılan menfi psikolojik harekat uygulamalarının toplumu yozlaştırıcı, ayrıştırıcı ve ümitsizleştirici sonuçlarıdır. Unutmayalım ki, benzer uygulamalar 83 yıl önce de vardı ve hedef yine ulusa güç veren temel değerlerdi. Ancak, 83 yıl önceki kadro, ülkü birliğini sağlayıp, farklılıkları bir yana koyarak mükemmel bir ekip çalışması sergileyerek ve doğru hedefe kilitlenerek bu psikolojik saldırıları tümüyle etkisiz kılmıştı. O kadro, o günlerde karşılaşılan sorunlar için soğukkanlı, akılcı ve her ihtimali inceden inceye düşünerek çözümler üretmişti ve özellikle halkı o günkü kısıtlı haberleşme ortamına rağmen, sürekli bilgilendirerek, çözümleri halkla birlikte uygulamıştı. Bu bağlamda, Atatürk’ün şu sözlerini çok önemsiyorum ve bu sözlerin gelecek nesillere de ışık tutmasını diliyorum;


“Bir milletin ki siyasi terbiyesinde, sosyal terbiyesinde, vatan sevgisinde noksan vardır, öyle bir millet, egemenliğini lüzumu derecede kuvvetle elinde tutamaz.”


Bu bağlamda, küreselleşmenin olumsuz etkilerinin, toplumun geleceklerine olan güvenini sarsıcı sonuçlar doğurduğu günümüzde, toplumsal güveni artıracak ve istikrarı kalıcı hale getirecek çözümün, Anayasa’nın “değiştirilemeyecek hükümleri” olarak sayılan maddelerine sıkı sıkıya bağlılıktan geçtiğine inanmaktayız. Biz bu niteliklerde oluşabilecek en küçük bir aşınmayı, dışı sağlam görünen bir meyvenin için için çürümesine benzetiyoruz. Unutmayınız ki, içte çürüme başlayınca durdurmak çok zordur. Bu anlamda, toplumu düşünsel anlamda sürekli diri kılacak, zor anlarımızda kendi gücümüzün farkına varmamızı sağlayacak ve özgüvenimizi yüksek tutacak Atatürkçü Düşünce Sisteminin de önemini vurgulamak isterim. Çünkü bu düşünce sistemi kendi içinde sürekli bir dinamizm içermektedir. Bunun anlamı, kendi içine kapanmadan gelişmeleri sürekli izlemek, değerlendirmek ve bunları akıl süzgecinden geçirmek, gelişime ve değişime ayak uydurmaktır. Bu anlayış, dogmalardan uzak bilimsel bir yaklaşımı ifade etmektedir. Bu özelliğiyle Atatürkçü Düşünce Sistemi, genç nesiller için gelecekte de rehber olmaya devam edecektir.


Diğer taraftan, içinde bulunduğumuz süreçte, ulus olarak sahip olduğumuz avantajları iyi kullanarak yakaladığımız dinamizmi ve özgüveni devam ettirmek büyük önem taşımaktadır. Artık kendimizi olduğumuzdan aşağıda görme alışkanlığımızı terk etmeliyiz. Bu bağlamda, ulusu sürekli dinamik tutan, geri kalmışlıktan kurtaran ve bölgesinde çok farklı bir konuma taşıyan ana itici güç, Büyük Atatürk tarafından ulusa verilen “Çağdaş Medeniyetler Seviyesine Ulaşma” vizyonudur. Atatürk bu vizyonu, ulusa bilinçli olarak vermiştir. Atatürk, geri kalmışlığın, maddi ve manevi çöküntünün içinden çekip çıkardığı ulus için geriye dönüşü olmayacak yegane istikametin “çağdaş medeniyet” olduğunu düşünmüştür. Bu vizyon sayesindedir ki Türk ulusu, karanlık cereyanların etkisinden sıyrılarak bugünlere ulaşabilmiştir. Bugünkü AB’ne üyelik hedefimiz de esasen bu vizyonun bir aşamasıdır. AB Üyeliğini, Ulu Önder ATATÜRK’ün bizlere vermiş olduğu “Türkiye’yi çağdaş uygarlığın ilerisine taşıma hedefi” için önemli bir araç olarak görmekteyiz.


Büyük Zaferin 83 ncü yıldönümünü kutladığımız bu mutlu günde tekrar vurgulamak isterim ki, Türk Silahlı Kuvvetleri gelecekte de; çağın şartlarından ve yaşamakta olduğumuz değişimden kaynaklanacak reformları zamanında yaparak, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine yürekten bağlılığı, özgün disiplini, köklü gelenekleri, pragmatik, itidalli, kararlı yaklaşımı, güçlü temsili ve modern yapısı ile bir taraftan ülkemizdeki huzur ve istikrarın sürdürülmesine; diğer taraftan da bölgesel üstünlüğümüzün idamesine ve dünyanın çeşitli bölgelerindeki ulusal menfaatlerimizin korunmasına katkılarda bulunmaya devam edecektir.


Bu duygu ve düşüncelerle; bütün bu başarının mimarı, ulusumuzun ebedi önderi, Büyük Komutan Atatürk başta olmak üzere, bu eşsiz zaferin elde edilmesinde emeği geçen, Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm mensuplarını, yüce milletimizin isimsiz kahramanlarını, vatanı ve ulusu uğruna seve seve canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anarken, kahraman gazilerimize ve emekli personelimize saygılarımı sunar, komuta etmekten gurur duyduğum Türk Silahlı Kuvvetlerinin değerli mensuplarının Zafer Bayramını yürekten kutlarım.
 
K

konsilyer

Ziyaretçi
(...)

Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.

Kan içindeydi yüzü gözü.

Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.

(...)

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü

ve şu türküyü duydu :

Dört nala gelip Uzak Asya?dan

Akdeniz?e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benziyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dávet bizim...

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim...

Nazım Hikmet

(Kuvayı Milliye Destanı?ndan)
 
K

konsilyer

Ziyaretçi


Kod:
Yönetmen
Ziya Öztan 
Senaryo
Turgut Özakman 
Görüntü Yönetmeni
Colin Mounier 
Müzik
Muammer Sun 
Yapım
1998, Türkiye , 120 dk. 
Oyuncular
Rutkay Aziz , Savaş Dinçel , Hülya Aksular , Yeşim Alıç 

 
Savaş sonrasında Türkiye Cumhuriyeti`ni kurmaya çalışan Kuvva-i Milliye`cilerin mücadeleleri anlatılıyor.
eğer bu akşam trt gösterirse muhakkak izleyin
 
K

konsilyer

Ziyaretçi

Kurtuluş (6 Bölüm)

Yapımcısından yönetmenine, oyuncusundan figürasyonuna titizlikle hazırlanmış muhteşem ve dev bir yapım...

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın destanı...
Kahramanlıkları, sevgileri ve acılarıyla bir ulusun, haklı ve onurlu direnişi.

1. CD "Şu Çılgın Türkler"
2. CD "İki Ateş Arasında"
3. CD "Diriliş"
4. CD "Kan Seli"
5. CD "Sonun Başlangıcı"
6. CD "Kurtuluş"

Cumhuriyet (Hediyedir)

Cumhuriyet filmi yakın tarihimizin en önemli yıllarını anlatır: 1922-1933.

Lozan Konferansı, Vahdettin'in kaçışı, işgalcilerin İstanbul'u boşaltmaları, Cumhuriyet'in ilanı, halifeliğin kaldırılması, Terakkiperver Parti'nin kapatılması, şapka devrimi, tekkelerin kapatılması, Şeyh Sait isyanı, İzmir suikasti, Menemen olayı, yazı devrimi, millet mekteplerinin açılması, kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması, Atatürk'ün çok partili hayata geçişi bir daha denemesi, Serbest Fırka'nın kurulması.

Film siyasi olayların yanında Mustafa Kemal Paşa'nın bu güne kadar hiç görüntülenmemiş olan özel yaşamını anlatır. Annesinin ölümü, Latife Hanım ile evlenmesi, kavgaları, ayrılması, Fikriye Hanım'ın intiharı, manevi çocukları ile ilişkileri ilk kez bu filmde ekranınıza yansıyacaktır. (kapak yazısı)

'Cumhuriyet', bu dönemi tabu olmaktan çıkarıyor ve insani boyutlarıyla ele alıyor. -Radikal-

"Cumhuriyet Filmi türlü oyunlara, dayatmalara, karanlık faaliyetlere, isyanlara, cinayetlere, suikastlara rağmen gerçek kurtuluşun, çağdaşlaşmanın ve ulusallaşmanın savaş kadar heyecan verici hikayesidir. -Turgut Özakman- (Senarist)


Açıklama:
Yönetmen: Ziya Öztan
Senaryo: Turgut Özakman
Oyuncular: Taner Barlas, Kutay Köktürk, Müşfik Kenter, Yaman Tarcan, Uğur Polat, Alev Sezer, Mehmet Aslantuğ, Nurettin Şen, Hikmet Karagöz, Altan Erkekli, Mehtap Anıl, Yaşar Cemil Akın, Levent Ülgen, Koray Ergun, Münir Akça, Aslı Seçkin, Kenan Bal, Yüksel Arıcı
Müzik: Muammer Sun
Görüntü Yönetmeni: Colin Mounier
Yapımcı: Ümit Elverici
Orijinal Dili: Türkçe


destek olalım ki devamları gelsin, yaşam salt mevzuat değil
 
Üyelik
28 Ağu 2005
Mesajlar
3
Hepinizin Zafer Bayramı Kutlu Olsun!

Hint Müslümanlarının Bengal Kemsinden(bugünkü BANGLADEŞ) ünlü şairi NAZRUL İSLAM ın MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ‘ün hürriyet simgesi oluşunu anlatan şiiri:

(1921)





KEMAL PAŞA





Hamiyetli annenin cesur evladı.

Kemal’in erkek sesi kükremektedir.

Kan içen ifritlerin korkak feryadı.

Karanlık denizlerde titremektedir.



Harikalar yarattın sen Kemal kardeş,

Harikalar yarattın mucizeye eş.



Kılıncınla mübarek ol Kemal paşa

Cehenneme gönderin düşmanı, yaşa!

Kükre! kuvvet ve bize kutsal hıncından

Söyle! Korkmayan var mı Türk kılıncından.



Kudretli Kemal’lere muhtacız biz de,

Şahlanan bayrak oldun sen içimizde.

Zayıfların sesine kim önem verir,

Kana susayan düşman güçle devrilir.



Bu mavi uçlu süngü deşmeye hazır,

Düşmandan hıncımızı Kemal almıştır.



Çok yaşa sen Bozkurdum! Yaşa kahraman!

Ayağının altında zalime aman

Verme! Ez! Acıma, ez! ah, hain düşman!

Bak! güneş bile kızıl doğar ufuktan.



Mehmetçiğe leke ha! Haris köpekler!

Kalleşçe saldırdınız hür bir vatana

Ama bu toprakları Bozkurtlar bekler

Cehennemlerin dibi az bile sana.



Hür ruhlu insanlara,hür bir ülkeye,

Zehirli yılan gibi sokuldun.



Baş verir; hürriyeti vermez Türkiye,

İşte kardeş Kemal’den belanı buldun



Felek bile çevirdi yüzünü sizden,

Tuzağına düştünüz kahramanların.

Ne ahmakça saldırış! gücünüz yokken,

Dizginini tutmağa Türk atların.



Gökyüzünü kaplayan iki bulut var,

Biri karanlık mavi, Biri kırmızı.



Kanınızdan bulaşmış göğe karalar,

Kin ve nefret bürümüş damarlarınızı.

Leş akbabalarının kanı mavi su

Vahşi hayvan sürüsü,vahşet ordusu:



Ölümü kucaklayan,toprağı öpen,

Genç kahraman askerler şehit olurken

Arkadan vurularak kalleşcesine

Gökler kapandı Allah! Allah! Sesine



Onlar şehit oldular …ya siz korkaklar!!

Sırtınızda Tanrının kılıcı şaklar.

Şahlanmış süngüsü Türk Mehmetçiğin

Savaş meydanlarından tez kaçın gidin..



Cesur insan kanını bilirmisiniz?

Bakın nekadar sıcak ,kırmızı ,taze..

Bu cesur topraklarda neydi işiniz?

Bu dağların tek taşı çok gelir size..



Cezanızı verdiye , kardeş Kemal

Burada hürriyet vardı ,burada istiklal

Bizde haykırıyoruz hürriyet diye,

Ya herkese hürriyet,yada hiç kimseye..



Bak kızlar sesleniyor pencerelerden

-“sen kimsin ey kahraman ,hangi zaferden?”

bu kadar gösterişli kim olabilir?

Bu heybetli kahraman KEMAL’imizdir..



Bizlere bayram bugün ,evler süslensin

Evin en güzel süsü KEMAL’İM SENSİN..

Harikalar yarattın mucizene eş,

Mucizeler yarattın sen KEMAL KARDEŞ….

Sömürge olmayacağımızı, köleleştirilemeyeceğimizi kanıtladığımız Kurtuluş Savaşımızın tüm mazlum (ezilen,sömürülen) ülkelere ve halklara örnek olmasını istemişti Atatürk. O yüzden Bagladeşli Nazrul İslam'ın şiirini göndermek istedim.

Şiirin aslı ve giriş kısmındaki not, Yahoo Mailing Groups'tan Milliyetçiinsiyatif grubunun Muhammet Ali adlı üyesi tarafından adı geçen gruba postalanmıştır.
 
K

konsilyer

Ziyaretçi

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.


Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.


Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.


Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.


Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.


Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.


Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.


Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.


Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.


Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.

Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.
 
Üyelik
8 Haz 2005
Mesajlar
788
GENÇLİĞE HİTABE

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927
 
Üyelik
7 Haz 2005
Mesajlar
287
Konum
kuşadası
sayın forumdaşlarım yapmış olduğunuz bu çalışmalar için çok teşekkür ederim. kurtuluş şavaşımızı gençlere ve çocuklara geniş olarak anlatmalıyız ki bu günlerde yabancı hayranlığı ve yabancı marka bağlılığı fazlasıyla olduğu zamanda lozan görüşmelerinde ismet İNÖNÜ' ye bir başbakanın dediği acaba oluyormu diye düşünüyorum.ki demiş olduğu söz ileride vermiş olduğumuz kazanımları daha sonra sizden fazlasıyla alacağız demişti.30 ağustos zafer bayramı herkese kutlu olsun.ne mutlu türküm diyene
 
K

konsilyer

Ziyaretçi
atay muhasebe' Alıntı:
.......lozan görüşmelerinde ismet İNÖNÜ' ye bir başbakanın dediği acaba oluyormu diye düşünüyorum.ki demiş olduğu söz ...........
İSMET İNÖNÜ'NÜN LOZAN ANTLAŞMASI KONUŞMASINDAN.

Başvekil oldum Lord Curzon'un sözünü hatırımdan çıkarmam. Lord Curzon

ve Amerikan murahhası üçümüz oturuyorduk. Lord Curzon "Mudahaleden

memnun ayrılmıyoruz" dedi. "Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar

etmeyecek misiniz, bunu neyle nasıl yapacaksınız? Para bir bunda var bir

de bende, geleceksiniz diz çökeceksiniz para isteyeceksiniz,

reddettiklerinizin hepsini cebimden çıkarıp size göstereceğim"
dedi. Bunu

devleti idare ettiğim sürece aklımdan hiç çıkarmadım.
 
K

konsilyer

Ziyaretçi
AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR
ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ.

İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI
Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve deemokrasisini borçlu
olduğu insan: ATATÜRK...

Kod:
Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat 
rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş... 

Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak 
şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine 
gidememiş... 

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde 
Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu... 

Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan 
ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş... 

Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini 
etekli ponpon kızlar da yokmuş... 

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra 
timsah yürüyüşü de yapmamışlar... 

Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep 
bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacaklarıda 
cep telefonundan öğrenememiş! 

Atatürk için üzülüyorum. 

Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye 
Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti .. 

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp 
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı. 

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı. 


Atatürk'e acıyorum... 

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra 
değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah... 

Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının 
mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken... 

Bunları yapmadı Atatürk... 

Keyif çatmadı... 

Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı... 

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. 

O ISE SADECE BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI. 

BÜTÜN SUÇU 2 KADEH RAKI IÇMEKTI O KADAR.....
 
Üyelik
1 Haz 2005
Mesajlar
367
Merhaba,

Değerli Konsilyer arkadaşımın çaba ve çalışmasına katılıyorum.....

Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk'ün özdeyişlerinden biri ile katkıda bulunmak istiyorum...



Kod:
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım. 

Mustafa Kemal Atatürk





İyi çalışmalar dileğiyle,
 
O

Ogün Güneş

Ziyaretçi
Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
rasladık. Atatürk attan inerek bu ihiyar kadının yanına sokuldu.

- Merhaba nine

Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

- Merhaba dedi.

- Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle bir duralayıp,

- Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?

Paşa gülümsedi.

- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip
nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.

- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç
bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana
bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.

- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?

- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da.... Benim iki oğlum
gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez
görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi
Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı
Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan
belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadını birden yüzü
sertleşti.

- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim
vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını
onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi
istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun
sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol
paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen
efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı
bulacağım yeri deyiver. Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok
duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek,

- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm,
benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum
anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni
buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.

Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi
de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul
gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın
ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket
çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e
uzattı;

- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana
hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.

Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.

Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;

"Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün.
Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun."
_________________________________________________

Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi: '' Ekselans dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.'' der. Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a:'' Paşa İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlar hazır mıyız?'' der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve '' Biz hazırız Paşam. '' diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve: '' Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay'ı gelip alabilirler.''
_________________________________________________

Tarihimiz sayisiz savaslarla doludur. Biz bu savaslardan baskaldirip ne memleketi imar edebilmisiz, ne de kendimiz refaha kavusmusuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda oldugu kadar düsmanlarimizdadir da. Çünkü basta moskoflar olmak üzere düsmanlarimiz hep söyle düsünürlerdi :

- Türklere rahat vermemeli ki, baska sahalarda ilerleyemesinler...

Bunun için de sik sik basimiza belalar çikarirlar, savaslar açarlar, Balkan milletlerini istiklal diye kiskirtirlardi.

Biz böyle durmadan savasirken de o zamanlar askere alinmayan gayri müslimler durmadan zenginlesirlerdi.

Onlarin neden zengin, bizim neden fakir kaldigimizi bir köylü, Atatürk'e verdigi kisa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmistir.

Atatürk, mMersin'e yaptigi seyahatlerden birinde, sehirde gördügü büyük binalari isaret ederek sormus :

- bu kösk kimin ?
- kirkor'un...
- ya su koca bina ?
- yargo'nun
- ya su ?
- salomon'un...
Atatürk biraz sinirlenerek sormus :

- onlar bu binalari yaparken ya siz nerede idiniz ? Toplananlarin arkalarindan bir köylünün sesi duyulur :

- biz mi nerede idik ? Biz Yemen'de, Tuna boylarinda, Balkanlarda Arnavutluk daglarinda, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savasiyorduk pasam...

Atatürk bu hatirasini naklederken :

- hayatimda cevap veremedigim yegane insan bu ak sakalli ihtiyar olmustur, der dururdu.
_________________________________________________

Muallimler ankara'da bir içtima yapmislar, içtimaa iki üç muallim hanim da istirak ederek salonda ayri bir yere oturmuslardi.

Muallim hanimlarin içtimaa gitmelerini hos görmeyen meclis'in sariklilari gaziye sikayete gidiyorlar.

Gazi kizarak :
- "kimmis muallimler cemiyeti reisi ? Çagirin onu !"

Ve Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girinci gürleyen bir sesle çikisiyor :
-"siz muallimler içtimamda ne yapmissiniz ? Ne ayip sey bu ?"

Mazhar Müfit sasakalir. Gaziden bu hareket mi beklenirdi ? Sariklilar muzaffer bir besaretle gülüyor. Sariklilar nes'e içinde gazinin sesi hep ayni tonda devam ediyor.

- "olur sey degil olur sey degil !"

Mazhar Müfit hala ayakta ve hala ne diyecegini sasirmis bir halde cevap vermeye çalisiyor :
-"efendim vallahi... "

- "birak birak ben hepsini biliyorum; içtimaa muallime hanimlarida çagirdiniz. Fakat onlari niye ayri siralara oturttunuz ? Sizin kendinize mi itimadiniz yok, türk haniminin faziletine mi ? Bir daha öyle ayrilik gayrilik görmeyeyim, anladiniz mi ?
_________________________________________________
Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa?ya gidiyordu. Kalabalik bir halk kitlesi iskelede etrafini çevirmis bulunmakta idi. Bir kadinin, elinde bir kagitla Atatürk?e yaklastigi görüldü. Ihtiyar, zayif bir kadindi. Ata?nin yolunu keserek titrek bir sesle:
- beni tanidin mi ogul? Dedi. Ben sizin Selanik?te komsunuzdum. Bir oglum var; devlet demiryollarina girmek istiyor. Siz onu alsinlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oglumu yine ise almamis..ne olur bir kere de siz söyleseniz.
Atatürk?ün çelik bakisli gözleri samimiyetle parladi... Elleriyle genis jestler yaparak ve yüksek sesle :
- oglunu almadilar mi? Dedi. Ben tavsiye ettigim halde mi almalidar? Ne kadar iyi olmus... Çok iyi yapmislar... Iste Cumhuriyet böyle anlasilacak...
Kadin kalabaligin içinde kaybolmustu. Ve Atatürk adeta vecd (çosku) dolu bir sesle:
- iste Cumhuriyetten bekledigimiz netice... Diyordu.
_________________________________________________
Atatürk bu engin insanlik duygusu ile milletlerin istiklali prensibine olan gönülden saygi ve bagliligini izmir?e girdigi sirada da göstermisti... O?na İzmir?de Karsiyaka?da bir ev hazirlanmisti ki, bu evde isgal esnasinda Yunan krali Konstantin?de kalmisti... Evin sahibinin oglu ile hazirlikta çalisanlarin bazi yakin akrabasi Yunanistan?da esir bulunuyorlardi; isgal esnasinda, bütün Türkler gibi çok izdirap çekmislerdi; içlerinden yaraliydilar ve yunanlilardan öç almak atesiyle yanip tutusuyorlardi. Bu duygularin etkisi altinda evin dis merdiveninin üzerine, muzaffer baskomuta?ninin basip geçmesi için, ipek bir düsman bayragi sermislerdi...
Atatürk yere serili bayragin önünde durmustu; etrafinda bulunan kadin-erkek izmirliler, kendisini içeriye girmeye davet ediyor, gözleri yaslarla dolu:
?buyurunuz, geçiniz, bizim öcümüzü yerine getiriniz. Yabanci kral bu evden içeri, bizim bayragimiza basarak girmisti; siz lütfedin, bu karsilikla o lekeyi silin. Burasi bizim sehrimizdir, bu ev sizin evinizdir, bu hak sizindir? diye yalvariyorlardi.
Hiçbir durumda benligini ve sagduyusunu kaybetmeyen civanmert insan; kendilerine en tatli bakis ve sesi ile:
?o, geçmiste hata etmis; bir milletin iskitlalinin timsali olan bayrak çignenmez, ben onun hatasini tekrar edemem,? cevabini vermisti ve ancak bayragi yerden kaldirttiktan sonra beyaz mermerlere basarak içeri girmisti...
_________________________________________________
Sivas kongresi sonrasi, heyeti temsiliye?nin Ankara?ya gelmesi kararlastirildiktan sonra Mustafa Kemal ve Hüseyin Rauf beraberlerindekilerle ankara?ya geldiklerinde keçiören yolu üzerindeki ziraat mektebi?ne misafir edilmislerdi. Daha sonra Mustafa Kemal Ankara istasyonundaki gar müdürlügü binasina yerlesti. Burasi hem evi, hem çalisma yeriydi.

O tarihlerde ankara vilayetinin sehir merkezi kale ve onun hemen çevresi idi. Keçiören, Etlik, Dikmen, Ayranci?da bag evleri vardi. Bunlar arasinda Çankayada papazin bagi olarak adlandirilan iki katli ev Mustafa Kemal?e armagan edildi ve o da evi ordu?ya devrederek evin adi ordu köskü oldu. Iki katli binaya 1924?de ilaveler yapildi fakat bina isitilamiyor idi. Zafer, inkilaplar, cumhuriyet, dünyanin üzerimizde toplanan gözleri, Mustafa Kemal?in müstesna sahsiyeti, mütevazi de olsa yeni bir devlet baskanligi konutunu zorunlu kiliyordu.

Mustafa Kemal yeri kendi seçti, kayalar düzenlendi, dis cephe pembe rengin hakimiyetinde, içerde yesilin her tonu ile ve planin esasi Mustafa Kemal?in olan yapi 1932?de tamamlandi ve ayni yilin haziran ayinda da tasinildi.
Pembe köskün dösenmesi için bütçede pek mütevazi para vardi. Gazi, gerekli olani sahsi imkanlari ile karsilama karari aldi ve kendisine tavsiye edilen o günlerde beyoglu istiklal caddesinde bir türk?ün açtigi dekorasyon magazasi sahibi Selahattin Refik beyi ankara?ya davet etti. Binayi gezdirdi, arzularini açikladi ve kendisinden teklif istedi.

Kisa süre sonra kendisine sunulan tasariyi inceledi, muhatabi konuyu gerçekten biliyordu ve anladi ki, kendisini taniyanlarca da uyarilmisti. Buna ragmen teklifleri hazirlayanlari kirmadan ülkenin mütevazi imkanlarini izah edebilmis olmanin rahatligi içinde feragatlar istedi. O sirada ata?nin yaninda olan Ankara belediye baskani asaf İlbay bey Ata?nin su açiklamasini kaydeder.
?biliyorsunuz burasi cumhurbaskanligi köskü... Mülkiyeti devletin... Benden sonra buraya meclisin veya belki milletin dogrudan seçecegi zatlar gelecek. Bu esyalarin parasini benim sahsen verdigimi sizler biliyorsunuz ama, yarin bunu bilmeyenler içinde yanlis hükümler veren olmaz mi? Memlekete en zaruri hizmetlerin yapilamadigi bütçe darligi içinde israf yapildigini düsünenler bulunmaz mi? Bir endisem de karar mevkinde olanlarin sahsi arzularini devlete yükleme mevzuunda beni emsal göstermelidir. Bunu hiç istemem.?
Sonra Selahattin Refik bey?e döner:
?sahsi imkanlarin olsa bile, böyle mekânlara asgari masraflarla rahat ve zevkli tefrisi tercih etme tercihindeyim. Beni anliyorsunuz zannederim.? Der.
_________________________________________________
Atatürk bir sabah florya?dan dolmabahçe sarayina dönüyor. Yesilköy istasyonunun önünden geçerken birdenbire otomobili durduruyor ve basyaver?e:
- sorunuz, tren var mi? Diye emir veriyor.
O sirada tren hemen hareket etmek üzeredir, hep birlikte otomobilden inip yanindakilerle trene biniyor. Karar ani verildigi ve tatbik edildigi için bu trene binis hemen kimsenin nazari dikkatini çekmiyor. Bir müddet sonra, her seyden habersiz olan kondüktör ata?nin bulundugu kompartimana geliyor. Kafileyi görünce çekilmek istiyor. Ata hemen sesleniyor;
- vazifeni yap! (yanindakileri göstererek) bu efendilere niçin bilet sormuyorsun?
Yanindakiler cevap verirler.
- pasam biz mebusuz. Tren bileti almayiz. Parasiz seyehat ederiz.
Ata hayretle:
- bu imtiyazi hiç begenmedim, der. Çok ayip ve acayip bir kaide. Çok güzel halkçilik!
_________________________________________________
Kurtdereli...

Atatürk, ünlü güreşçi Kurtdereli'ye ödül olarak 1000 liralık bir İş Bankası çeki veriyor. Altını Kemal Atatürk diye imzalıyor, zaten çeklerde resmi de var. Pehlivan çeki İş Bankası' na götürüyor; kendisine 1000 lirayı ödüyorlar. Muazzam bir para.

Ama Kurtdereli hala bekliyor. "Ne bekliyorsun pehlivan?" diye sorduklarında çeki beklediğini söylüyor.
"Parayı aldın, çek bizde kalacak" diyorlar.
"O zaman alin 1000 liranızı, verin çekimi" diyor. "Onda Atatürk'ümün imzası var." Ve parayı iade edip Atatürk imzalı çeki sevgiyle cebine yerleştirerek gidiyor.
_________________________________________________
Samsun?dan havza?ya gidiyorduk. Altimizda, birinci dünya harbi?nden kalan benz marka bir otomobil vardi. Söför de Türk degildi. Yola çiktik, biraz sonra motorda bozukluk oldu ve araba durdu. Otuzalti yasinda zaferler kazanan kumandan Mustafa Kemal Paşa?nin ne demek oldgunu arkadaslari bilirler. Kizdi ve asabilesti. Söförü azarladi ve kendisi makinayi harekete geçirmege ugrasti. Tabi muvaffak olamadi.
Ben, doktor Refik Saydam ve Kazim Dirik bir kösede duruyorduk. Dogrusu, içimizden neden ise karistigina hem üzülüyor, hem sinirleniyorduk. Içimizden geçeni anlamis gibi bize bakti ve dedi ki:
- on sene sonra sizinle, kendi yaptigimiz yollarda, Türk söförleri bizi istedigimiz yerlere götürecekler!
Biz sustuk. Içimizden geçenlerin ne oldugunu bilmem anlatmak lazim mi? Aradan tam on yil geçti. Ben birinci umumi müfettis idim. Diyarbakir?a gelmisti. Bir yolda giderken gene otomobil bozuldu. Kafile durdu. Beni yanina çagirdi ve Türk söförle islemeye baslayan makineyi isaret etti:
- vaadimi yerine getirdim!
_________________________________________________
Atatürk birgün dolmabahçe?den gizlice çikar Topkapi sarayi müzesine gelir. Müzeyi gezmek ister. Kendisini kapiciya tanitir, fakat kapici henüz saat 9 olmadi, memurlar da gelmedi Atatürk degil, kim olursan ol, bekleyeceksin der.
Hiç süphe yokki , kapici atatürk'ü tanimamis ve birden fazla bu sözlere muhatap bulundugu için gelenin Atatürk olabilecegine inanmamistir. Fakat bu anekdotta mühim olan nokta Atatürk'ün kapicinin sert cevabi karsisinda israr etmeyerek ,bir kenara çekilip, saatin 9 olmasini ve memurlarin gelmesini beklemesidir.
_________________________________________________
Ankara'da yakici bir yaz günü idi Atatürk beraberinde arkadaslari ve yaverleri oldugu halde Kizilcahamam'a giderken Kazan köyü yakinlarinda durmus ve otomobilinden inmisti. Köyün kadini, genci, yaslisi, ihtiyari köylerin içinden geçen, sosede duran bu yabanci konuklari görünce hep kosustular. Kimi su seyirtti, kimi ayran , bunlardan biri, gügümünden aktardigi soguk ayrani ata'ya uzatti:
- bir soguk ayran içermisiniz,dedi.
Bu çorak iklimin kavurdugu yüzünde bronzlasmis Türk kadinin en bariz ifadelerini tasiyan, bir türk anasi idi. Bögrüne sikistirdigi kundagi biraz daha bastirdiktan sonra, sag elindeki ayran bardagini uzatti, bekledi. Ata'si, ayrani kana kana içmis ve biran durakladiktan sonra ona :
- senin kocan kim ? Diye sormustu
Köylü kadini,yüzü tunçlasmis, elleri nasirli bir Türk anasi Ankara'nin kendine has sivesi ile kocasinin Sakarya harbinde bogazindan yaralanmis bir cengaver oldugunu söyledi. Ata bir soru daha sordu :
- ne zaman dogdun?
- 1919'da Atatürk Samsun'a çiktigi zaman dogdum.
Ata, bir an düsündü. Yil 1934 idi. Kadinin bu ifadesine göre 15 yasinda olmasi lazim gelirdi. Halbuki karsisindaki kadin 25 yaslarinda görünüyordu tekrar sordu :
- nasil olur
- evet , nasil olurdu .bu sati kadin hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin isgal altinda geçirdigi aci yillari ima ederek:
- evet pasam,ondan evvel yasamiyordum ki !
Bu espiri ata'yi bir hayli düsündürdü. Ayrilirken yaverine kadinin ismini ve adresini not ettirdi.daha sonra biz sati kadini büyük millet meclisine giren ilk kadin milletvekili olarak görmekteyiz.
_________________________________________________
 
Üyelik
30 May 2005
Mesajlar
614
Konum
istanbul
Selamlar

30 Ağustos Zafer Bayramınızı kutlar, Bu zaferin temeli olan Milli şuurumuzun gençliğimizin benliğinde artarak yer almasını dilerim.

(ogün kardeşe resimler için çok çok teşekkürler. Emeğine sağlık.)

saygıyla
 
O

Ogün Güneş

Ziyaretçi
Ynt: 30 Ağustos

Başlığı ilk 2005 te açmışım, ama bu gün içimde bir buruklukla 30 Ağustosu anıyorum, kutlayamıyorum....
 
Üyelik
6 Eyl 2005
Mesajlar
1,802
Konum
İstanbul
Ynt: 30 Ağustos




Bağımsızlık
(İstiklâl)



Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin
temel ruhudur. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir.
Bu vazifeyi yüklenirken, tatbik kabiliyeti hakkında şüphe
yok ki çok düşündük. Fakat netice olarak edindiğimiz görüş
ve iman, bunda, muvaffak olabileceğimize dairdir. Biz, böyle
işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin işledikleri hatalar
yüzünden, milletimiz sözde mevcut zannolunan bağımsızlığında
kayıtlı bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi, medeniyet dünyasında
kusurlu gösteren neler düşünülebilirse, hep bu hatadan ve
bu hataya uymadan doğmaktadır. Bu hataya uyma neticesi; mutlaka,
memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve bütün yaşama kabiliyetinden
soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz; yaşamak isteyen,
haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya
uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya tahammül edemeyiz.
Bilgin, cahil, istisnasız bütün millet fertleri, belki içinde
bulundukları güçlükleri tamamen anlamaksızın, bugün yalnız
bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını
akıtmaya karar vermiştir. O nokta; tam bağımsızlığımızın temini
ve devam ettirilmesidir.

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette
siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri
her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir.
Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet,
millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından
mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna
erişeceğimiz inancında değiliz.
 
Üyelik
6 Eyl 2005
Mesajlar
1,802
Konum
İstanbul
Ynt: 30 Ağustos

1923

Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle
aldatmamış olmakla övünç duyuyorum. "Yapacağım. Yapacağız.
Yapabiliriz" dediğim zaman onların gerçekten yapabileceğime
inanmıştır. Nitekim Sakarya Muharebesi başlamadan evvel
"Düşmanı memleketimiz içinde boğacağız" demiştim.
Bana bazı mühim sayılan yerlerden müracaatlar vâki olarak
"milleti beyhude yere kırdırmayınız" demişler;
Romenlerden, Bulgarlardan, Yunanlılardan bahsederek kurtuluşumuzu
geleceğe bırakmanın uygun olacağını söylemişlerdi. Fakat
milletin kabiliyetini, imanını gözönüne alarak onlara "Hayır,
yapacağız!" demiştim. Şimdi de milleti refaha, ilerlemeye,
memleketi mutluluğa sevketmek için mevcut kabiliyetimizi
gözönünde alarak "Bunu da yapacağız!" diyorum.

1923

Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım.
Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan
bir şair gibi değil, onları söylemekliğim bu milletteki
kabiliyet unsurlarını bilmekliğimden idi.

1925

İngiliz ateşemiliterinin sorduğu bir sorunun cevabıdır:
Anasının
ve babasının asilliğiyle iftihar eden Tedoz, İtalya yarımadasına
inmek isteyen Türk Attillâ'ya, barış görüşmesinden önce
sormuş:
"Siz
hangi asîl ailedensiniz?" Attillâ da ona cevap vermiş:
"Ben asîl bir milletin evlâdıyım!" İşte benim
cevabım da size budur!"

Türk milleti büyük bir arslandır. Biz hepimiz onun tüyleri
arasına sıkışmış ve sığınmış göz ile görülmez küçük varlıklarız.
O arslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri
ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek... İşte bizim
için iftihar edebilecek rol budur.

1931

Ben batı milletlerini, bütün dünyanın milletlerini tanırım.
Fransızları tanırım, Almanları, Rusları ve bütün dünyanın
milletlerini şahsen tanırım ve bu tanışmam da harb sahalarında
olmuştur, ateş altında olmuştur. Ölüm karşısında olmuştur.
Yemin ederek size temin ederim ki, bizim milletimizin manevî
kuvveti bütün milletlerin manevî kuvvetinin üstündedir.

1920

Türk milleti, güzel her şeyi, her medenî şeyi, her yüksek
şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, herşeyin
üstünde tapındığı bir şey varsa, o da kahramanlıktır. Bu
sözlerim şüphesiz bugünkü uyanık Türk gençliğinin kulaklarında
yüksek ve tesirli akisler yapacaktır. Yüksek huylarına ehemmiyetle
baktığım Türk çocuklarından daha az şey istemem.

Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz,
zekiyiz, çalışkanız, yüksek maksatlar uğrunda ölmesini biliriz.

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet
ayrı ayrı şeyler değiliz. Ve şunu kat'i olarak söyleyeyim
ki bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için herşeye girişir
ve bu gaye uğrunda her fedakârlığı yaparsa, muvaffak olmaması
mümkün değildir. Elbette muvaffak olur. Muvaffak olamaz
ise o millet ölmüş demektir. Şu halde millet yaşadıkça ve
her türlü fedakârlıkta bulundukça muvaffak olamaması hatıra
gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz.

1919

Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim
kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren,
fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim
ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin
avıdır.
 

Benzer konular

Üst