Şiir Olurda Fıkra Olmaz mı?

Üyelik
31 May 2005
Mesajlar
653
Konum
ank
Not: Sayın Forum Üyeleri Lütfen Din, Dil, Irk, Siyaset vb. Konularda Başkalarını Küçük Düşürecek Fıkralar Yazmayınız. Aksi Takdirde Mesajınız Yönetim Tarafından Silinecektir. (ADMIN)
------

merhaba arkadaşlar

öncelikle sevgili heerdem başlıgına kesinlikle rakip değilim ...
benim için şiirin yerini hiç bişey tutmaz

arkadaşlar bu başlıgı meslegin vermiş oldugu stresi biraz olsun bastırmak için yazdım ..bu yogun tempodan biraz olsun uzaklaştıracak kahkahası bol yazılarınızı bekliyorum bekliyorum...

]Ve Bill Gates ilginç benzetmesi;


Bill Gates Microsoftsun bir seminerinde bilgisayar sektöründeki gelişmenin hızını anlatmak için şöyle bir benzetme yapmış. "Eğer Volkswagen firması son 25 yıl içinde bilgisayar sektörü kadar hızlı gelişmiş olsaydı bugün 500 dolara alacağımız arabalara 25 dolarlık benzin koyup dünya turu atmamız mümkün olacaktı"

Birkaç gün sonra VW firmasının bir basın açıklaması yayınlanmış."Eğer otomotiv sektörü Bill Gates in işletim sistemi gibi gelişmiş olsaydı, her alacağımız arabada tek koltuk olacak, diğer koltuklar için ekstra lisans parası ödemek zorunda kalacaktık; arabamız sadece bizim ürettiğimiz benzinle çalışacak; gösterge tablosundaki tüm ikaz ve uyarı ışıkları yerine üzerinde ARABANIZ GEÇERSİZ BİR İŞLEM YÜRÜTTÜ VE KAPATILACAKTIR yazan tek bir lamba olacaktı. Ayrıca her kazadan sonra arabanın hava yastıkları açılmadan önce bir düğmenin üzerinde HAVA YASTIKLARI AÇILACAK EMİN MİSİNİZ diyen bir ışık yanacaktı"


[/b]
 
Üyelik
30 May 2005
Mesajlar
615
Konum
istanbul
Sayın Ayaşar


estafurullah. keşke rakip olunsa da daha güzel daha hoş şeyler ortaya çıksa.

esasen şiirde tek yarış vardır.

ben mi sana sevgimi daha iyi

daha zarif ifade edecem yoksa sen mi-dir

tabii bence :D

bu arada ben şiir konusunda bir hizmet yapabilmişşem ne mutlu bana

esasen bu hizmeti 40 kusur mesaj yazarak konuyu devam ettiren şiir dostları yapmıştır.

keşke bir başkası da çıkıp Türk Sanat Müziklerinden dizeler sunsa

"duydumki unutmuşşsun

gözlerimin rengini"

ya da bir başkası çıksa da "ah şu Türkler ve dostluk" konusu gibi hoş hikayeler yazsa... :wink:

ben kardeşiniz acizane nerde bir güzellik nerde bir yardımlaşma varsa katkı da bulunmak isterim

o yüzden içerik olarak biraz affımı rica edeceğim bir fıkra sunacağım.

yok yok nam-ı kemal fıkrası değil

Bir öğrenci, lojistik ve organizasyon dersinin yazılı sınavından kalıyor.

Öğrenci: Siz beni cezalandırıyorsunuz. Bunu hiç anlıyor musunuz?

Profesör: Evet tabi ki.Yoksa nasıl profesör olabilirdim?

Öğrenci: İyi o zaman. Size birşey sormak istiyorum. Eğer doğru cevabı verirseniz, ben kötü notumu alıyorum ve gidiyorum. Fakat bununla beraber eğer cevabı bilemezseniz bana iyi not vereceksiniz.

Prof: Anlaşıldı tamam. Sor bakalım.

Öğrenci:Yasal olupta mantıklı olmayan nedir? Mantıklı olupta ama yasal olmayan nedir? Ve de ne mantıklı ne de yasal olmayan nedir?

Profesör iyice bir düşündükten sonra hiç bir cevap veremiyor. Ve o öğrenciye iyi not vererek onu geçiriyor.

Daha sonra profesör en iyi öğrencisini çağırıyor ve ayni soruları ona soruyor.

Öğrenci hemen cevap veriyor:

"Siz 63 yaşındasınız ve 35 yaşındaki bir bayanla evlisiniz. Bu yasal ama bununla beraber mantıklı değil.

Karınızın 25 yaşında bir dostu var, bu gerçi mantıklı ama yasal değil.

Siz, karınızın dostuna iyi bir not veriyor ve onu geçiriyorsunuz oysa ki o sınıfta kalmıştı. Bu ise ne mantıklı ne de yasal."
:D :D :D

değerli arkadaşlar bu fıkrayı özellikle seçtim.

sebebini nasip olursa sonra belirtecem

sevgiyle
 
Üyelik
31 May 2005
Mesajlar
653
Konum
ank
sayın heerdem

aman haa !!! n.kemalı bu işe karştırmayalım sakın
karizmayı cizdirmeyelim sonra ..
bu arada fıkran güzel teşekkürler ..
 
Üyelik
14 Haz 2005
Mesajlar
133
merhaba arkadaşlar,
bu sabah mailime gelen çok hoş fıkra


Moşe ile David, alı al moru mor hahamın odasına dalmışlar.

Daha merhaba bile demeden konuya girmiş Moşe:

- Haham Efendi, siyah, bir renk midir, değil midir?

Haham biraz düşünmüş, karar verememiş. "Gelin benimle" demiş, yandaki odaya geçmişler. Haham iki meslektaşını daha çağırmış, oturup uzun uzun Tevrat'ı incelemişler, sonunda kararlarını tebliğ etmişler :

- Evet, siyaha bir renktir diyebiliriz, çünkü siyah diğer renkleri
içermeyen bir renktir.

- Teşekkür ederim Haham Efendi, demiş Moşe, ama bitmedi, peki beyaz bir renk midir?

Haydiii!

Bu sefer şehrin ileri gelen hahamlarını da çağırmışlar, bir odaya
kapanmışlar, saatlerce Tevrat'ı inceleyip tartıştıktan sonra, kararlarını açıklamışlar:

- Evet, beyaz da bir renktir, ana renklerin birleşmesinden oluşan bir
renktir!


David'e dönmüş Moşe heyecanla:

- Yaaa, gördün müüü! Sana sattığım o televizyon bal gibi de renkli!
 
Üyelik
1 Haz 2005
Mesajlar
81
CESARET

Bir gün havacıların karacıların ve
denizcilerin en yüksek komutanları
askerlerinin cesaretlerini birbirlerine
ispatlamak için toplanmışlar.
Karacıların komutanı bir asker çağırmış.
Asker "emret komutanım" diyerek yanına gitmiş.
Komutanı yere yatmasını
İstemiş. Daha sonra da bir tanka askerin
üzerinden geçmesi için emir
vermiş.
Asker kılını bile kıpırdatmadan yattığı yerde
beklemiş ve malumunuz
ezilmiş.
Komutan diğerlerine dönerek 'işte cesaret'
demiş.
Havacıların komutanı bir asker çağırmış. Asker
yine 'emret komutanım'
diyerek komutanının yanına gitmiş. Komutanı
helikoptere binmesini
emretmiş.
Asker helikoptere binmiş ve havalanmış. Daha
sonra komutanı askere aşağıya
paraşütsüz atlamasını emretmiş.
Asker de emre itaat etmiş ve atlamış. Yere
çakılmış ve can vermiş. Komutan
da diğeri gibi dönerek 'işte Cesaret' demiş.
Sıra gelmiş denizci komutana. Denizci komutan
askerini çağırmış. Asker 'ne
var lan' demiş.
Komutan 'gel buraya' emrini vermiş.
Asker ona 'hade len' demiş.
Komutan diğer komutanlara dönerek 'işte
cesaret' demiş.

Hep sevgiyle ve gülerek kalın. :lol:

Saygılar,

SMMM
Dilek KARACA
 
Üyelik
30 May 2005
Mesajlar
615
Konum
istanbul
önce kızdım

:yumruk :yumruk :yumruk

sonra okurken gayri ihtiyari güldüm

:twisted: :twisted: :twisted:

sonra tekrar

:patlat :patlat :patlat


lütfen :D

* Sorma digerleri neyse ama bu Turkler herseylerini bana emanet
etmisler de
ondan der..
:puanla

saygıyla....
 
Üyelik
31 May 2005
Mesajlar
653
Konum
ank
Bob Fenster'in "Salaklığın Tarihi" kitabından örnekler
*Arizonalı bir adam kelepçelerle oynarken kendini
kelepçeledi ve
anahtarı bulamadı... Kendisini kurtarmak için çilingir
çağırmak yerine
polisi arayınca başı belaya girdi... Onu kelepçeden
kurtaran polisler,
ödenmemiş bir kefalet borcu bulunduğunu belirleyince
onu yeniden
kelepçelediler...

*Gillette şirketi 1902 yılında güvenli jilet satmaya
başladığında
yüzlerce erkek satın aldı... Sonra da bu jiletlerin
sakallarını
kesmediğini söyleyerek onları çöpe attılar... Gillette
yetkilileri,
mutsuz müşterilerin tıraş olmadan önce jiletin
sarıldığı kağıdı
çıkarmadıklarını fark ettiler...

* Chevrolet, yeni model arabası için "Nova" ismini
buldu ama sonra
arabayı Latin Amerika'da satamayacakları anlaşıldı...
Çünkü "Nova",
İspanyolca'da "gitmez" anlamına geliyordu...


* 1932 yılında Los Angeles olimpiyatlarında Fransız
atlet Jules Noel'in
disk atmada kırdığı olimpiyat rekoru sayılmadı...
Çünkü atisi izlemesi gereken bütün hakemler, sırıkla
yüksek atlama
yarışmasını izlemek için arkalarını dönmüşlerdi...

* 1840'da ABD başkanlığına seçilen William Henry
Harrison, çok soğuk
bir günde Washington'da açık havada düzenlenen göreve
başlama töreninde
şapka ve palto giymeyi reddederek yaptığı uzun konuşma
sonucu zatürre
oldu... Yeni başkan sadece bir ay görev yaptıktan
sonra öldü...



* Meksika'daki bir sağlıklı yasam merkezinin sahibi,
vasiyetine
mezarlığın sigara içilmeyen bölümünde gömülmek
istediğini ısrarla
ekletmeye çalıştı.


* 1971'de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon
bilim adamları,
büyük bir yağmur fırtınası efekti yapmak için bir
tepeyi yangın
hortumlarıyla adam akıllı suladılar. Bu yüzden tepenin
çökmesi sonucu
meydana gelen heyelanda, dört bilim adamıyla 11
izleyici hayatini
kaybetti.



* Fransız ordusu, askerlerin mayın tarlalarında
yürüyebilmelerini
sağlayan patlamaya dayanıklı botlar icat etti. Fakat
botlar o kadar
ağır ve içinde yürünmesi o kadar zordu ki, askerler
mayınlarla havaya
uçmadan önce pusuya yatan düşman askerleri tarafından
vuruluyorlardı.

* 1985'de New Orleans'li cankurtaranlar o yıl şehrin
havuzlarında
kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti
verdiler.
Partide konuklardan biri boğuldu.



* 1975'de İngiliz bir çift televizyonda en sevdikleri
programı
izlerken erkek yarim saat süren bir gülme krizi sonucu
kalp krizi
geçirerek öldü... Eşi, cenazeden sonra programın
yapımcılarına bir
mektup yazarak, kocasını hayatinin son dakikalarında
bu kadar mutlu
ettikleri için teşekkür etti.



* 1983'de mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San
Diego'lu bir kadın
polislere eğer onu bırakmazlarsa morarana kadar
nefesini tutacağını
söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten
ölünceye kadar
nefesini tuttu.
 
Üyelik
1 Haz 2005
Mesajlar
81
Türklere ne öğretilemez

doğruluğunu bilmem ama hoş.

"İngiliz kralı VIII. Edward İstanbul'a Atatük'ü ziyarete geldiği zaman,
Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce,
-"Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur,
onu bilen birisini, yahut bir aşçı bulunuz !...dedi.

Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o
şekilde düzene koydular... Akşam kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk'e dönerek:

- "Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere'de
zannettim" diyerek memnuniyetini bildirdi. Sofraya hep Türk
garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak,
elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de
halılara dağıldı.

Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral'a
:
- "Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!"
dedi. Bütün sofradakiler Atatürk'ün bu sözlerine hayran oldular.
Atatürk garsona da "vazifene devam et" emrini verdi.

Saygılar,

SMMM
Dilek KARACA
 
Üyelik
30 Haz 2005
Mesajlar
362
Bir fıkra da benden.

Bir adam misafirliğe gider, akşam da kalması gerekir.
Ev sahibi misafire;

- Evimiz dar iki odası var. Biri yatak odamız, eğer istersen diğer odada bebekle beraber yatabilirsin, der.

Misafir odada beğeğin gece ağlayacağını, rahat uyuyamayacağını düşünür ve;

- Gerek yok der, koridora bir yatak serin ben burada yatarım, der.

Ev sahibi olurmu öyle der ama ısrarlar sonucunda yatağı sererler ve misafir koridorda yatar.

Sabah, misafir üzerinden birinin geçtiğini görür. Kafasını kaldırır bir bakar ki sarışın mı sarışın güzel mi güzel, kısacası ahu gibi bir kız. Ve sorar,

- Sen kimsin güzelim

Kız cevap verir,

- Benim adım Bebek amca, ya siz kimsiniz

Adam bir ah çektinden sonra cavap verir.

- Ben de eşeğim yavrum eşek.
 
Üyelik
1 Haz 2005
Mesajlar
81
Argo kelimeler için şimdiden özür dilerim.

Bilimsel olarak

Karadenizli Temel ile Adanalı Birol birlikte tatile çıkarlar.
Fethiye'de, Kelebekler Vadisi'nde kamp kurarlar. Aksam güzel
bir yemek yiyip sonra uykuya dalarlar. Bir kaç saat sonra Birol uyanır ve Temel'i de dürtükleyip uyandırır.

Temel uyku sersemidir:
-"Ne oldu? Ne istisun?"
-"Temelciğim. Yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle."
Temel gökyüzüne bakar ve cevap verir:
-"Ha punun içun mu uyandirdun benu?. Paktum iste. Milyonlarca yilduz cörirum...İsıl isıl parliyan milyonlarca yilduz..."

Birol tekrar sorar:
-"Peki, bu sana neyi gösteriyor?"

Artık iyice uykusu kaçan Temel biraz düşünür ve filozofça cevap verir:

-"Teolojik olarak Allah'ın kudretinu ve kendu acizliğimuzu cörirum. Felsefi olarak, evrenun sonsuzluğunu ve onun karşisındaki önemsizliğimuzu cörirum.

Astironomik olarak galaksilerun, yıldızlarun, gezegenlerun varliğini corirum. Meteorolojik olarak pucün havanun çok güzel olacağinu cörirum. Yilduzlarun konumuna bakarak da gecenun körü ve saatin 3 olduğunu, penu luzumsuz yere uyandirduğunu cörüyurum...niye sordun punu paa? Ha sana neyi costerur?",

Birol cevaplar:-"Ulan hıyar, çadırımızı çalmışlar..."

Saygılar,

SMMM
Dilek KARACA
 
Üyelik
8 Haz 2005
Mesajlar
788
Kardeş
Bir zamanlar, birbirine bitisik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardes vardi.Günlerden birgün bu iki kardes arasinda bir anlasmazlik basgösterdi. Iki kardes arasinda o zamana degin ilk kez görülen anlasmazlik, giderek büyüdü ve kardesler arasinda ayriliga neden oldu.Iki kardes, birbirlerine yalnizca küsmekle kalmadilar, yillardir ortaklasa kullandiklari tarim makinelerine degin sahip olduklari tüm araç gereçlerini ve mal varliklarini da ayirdilar. Küçük bir yanlis anlama sonucu baslayan anlasmazligi izleyen ayrilik,giderek büyüyen bir uçuruma dönüstü ve en sonunda yerini, karsilikli kullanilan hos olmayan sözlere birakti.Bunun arkasindan da beklenenler oldu ve kardesler arasinda önce siddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yasanmaya basladi.Bir sabah, bu iki kardesten büyügünün kapisina bir usta geldi.Elinde büyük bir marangoz çantasi vardi.
Ev sahibinden geçici bir is istedi:
-Yapilacak ufak tefek bir isiniz varsa, size yardimci olmak isterim,dedi.
-Elimden hemen her is gelir. Birkaç gün çalisirim, isi bitiririm.Büyük kardesin aklina o an bir "is" geldi.
-Evet, sana göre bir isim var` dedi ve küçük
kardesinin çiftligini isaret etti.
-Su derenin karsisindaki çiftlik, komsumundur. Daha dogrusu,benim küçük kardesime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftligimle onun çiftligi arasinda bir otlak vardi.Sonra
o, buldozeriyle oraya irmak bendi
yapti ve simdi aramizda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayiran bir dere var.Is isteyen adam, büyük kardesin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu:
-Benden ne yapmami istiyorsunuz? dedi.Büyük kardes önce kuskusunu, sonra da kararini
açikladi:-Kardesim bunu, bana aci vermek için yapmis olabilir,dedi.-Fakat simdi ben, onun yaptigindan daha büyük bir sey yapacagim.Bunlari söyledikten sonra adami aldi, ahirlarin oldugu yere götürdü ve duvarin dibinde yigili duran kütükleri gösterdi: -Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasinda üç metre yükseklikte
bir çit yapmani istiyorum , dedi.
-Kaç gün çalisirsan çalis, nasil yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki,
gözlerim kardesimin çiftligini artik görmek zorunda kalmasin.Is arayan usta, basini salladi:-Sanirim durumu anladim, efendim, dedi.
-Simdi bana çivilerin, kazma küregin yerini gösterin ki hemen isime baslayayim.Büyük kardes ustaya kazma, küregin ve çivilerin oldugu yeri gösterdikten
sonra, alisveris yapmak için kasabaya gitti. Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek,çivileyerek sikı bir biçimde çalismaya koyuldu.Aksam günes batarken o isini bitirmis, çiftlik sahibi büyük kardes ise alisverisini tamamlamis, kasabadan dönüyordu. Çiftlige gelir gelmez ustanin yaptiklarina bakti ve saskinliktan gözleri, yuvalarindan firlayacakmis gibi açildi. Karsisinda, yapilmasini istedigi çit yoktu ama,derenin bir yakasindan öteki yakasina uzanan görkemli bir köprü vardi. Biri kendi çiftliginin topragina,
öteki küçük kardesinin çiftliginin topragina oturtulmus saglam iki ayak üzerinde,yanlarindaki
korkuluklarina varincaya dek tüm
ayrintilariyla yapilmis ve tam anlamiyla "ustaisi" denilecek kusursuzlukta bir köprü uzaniyordu.Büyük kardes, hâlâ geçmeyen saskinligiyla bu köprüyü seyrederken,karsidan
birinin geldigini gördü. Dikkatle baktiginda gelen kisinin, komsusu, yani küçük kardesi oldugunu anladi.Kardesi, kollarini iki yana açmis olarak köprünün karsi ucundan kendisine dogru yürüyordu.-Benim sana karsi yaptigim bunca haksizliga ve söyledigim bunca kötü sözlere karsin sen, bu köprüyü yaptirarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan oldugunu gösterdin,dedi agabeyine.-Simdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarini açarak bana gel...Köprünün iki ucundan ortaya dogru yürüyen kardesler,köprünün ortasinda bir
araya geldiler ve özlemle kucaklastilar. Büyük kardes bir ara arkasina baktiginda,çantasini toplayip, oradan ayrilmakta olan ustayi gördü.
-Gitme, dur, bekle, diye seslendi ona.
-Sana yaptiracagim birkaç is daha var, çiftligimde...
Usta gülümsedi;-Ben buradaki isimi tamamladim, gitmem gerek, dedi ve ekledi:-Yapmam gereken daha çok köprü var. Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasin,Köprüleri kurduktan sonra da, yikilmamasi için sık sık bakimini yapin, yani sevdiklerinize zaman ayirin, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin."
 
Üyelik
20 Haz 2005
Mesajlar
31
Bizim Temel seyis imiş. Bir gün camiye geliyor hiç kimse yok. Hoca, buna diyor ki

- Senden başka kimse yok. Ne diyorsun vaaz etmesem uygun olmaz mı?

- Ben seyisim bu işlerden anlamam. Ama benim 20 atım var. Hepsi kaçıp gitse, biri kalsa, o birine yine bakarım. Senin de tek cemaatin olsa ona vaaz etmelisin.

Hoca, birkaç saat vaaz ediyor, Temel’in canı çıkıyor. Hoca Temel’e soruyor:

- Nasıl vaazımı beğendin mi?

- Ben seyisim, vaazdan anlamam. Nezaket icabı dinledim işte. Ancak ben bir atıma da bakarım dedim ama, yirmi atın suyunu yemini bir ata verip de onu çatlatmam.
 
Üyelik
31 May 2005
Mesajlar
282
Konum
İst.
Şakadan Hoşlanmam

ŞAKADAN HOŞLANMAM

Nasrettin hoca pazarda dalgın yürüyormuş.etrafındaki esnafları seyrediyor.bu sırada ensesine bir tokat geliyor. Hoca tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş neyse toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını dönmüş.

Bir bakmış ki hocanın 2 katı hayvan gibi bir adam. Hoca durmuş bir yutkunmuş önce,sonra:
- bana senmi vurdun? demiş adama.
Adam: - ben vurdum lan ne olacak demiş.
Hoca: - şakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş
Adam: - ciddi vurdum napacan?!
Hoca: - Aman aman, öyle olsun... Çünkü şakadan hiç hoşlanmam da ...
 
Üyelik
2 Ağu 2005
Mesajlar
18
Kurabiye Hırsızı

Bir gece kadının biri bekliyordu
havaalanında,Daha epeyce zaman vardı,
uçağın kalkmasına. Havaalanındaki
dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye
alıp, buldu kendisine oturacak bir yer.
Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki,
yine de Yanında oturan adamın olabildiğince
cüretkar bir şekilde aralarında duran
paketten birer birer kurabiye aldığını gördü,
ne kadar görmezden gelse de.
Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan
kurabiyesini yerken,Gözü saatteydi,
"kurabiye hırsızı"yavaş yavaş tüketirken
kurabiyelerini.Kulağı saatin tik tak
larındaydı ama yine de engelleyemiyordu
tik tak lar sinirlenmesini.Düşünüyordu kendi
kendine, "Kibar bir insan olmasaydım,
Morartırdım şu adamın gözlerini!"
Her kurabiyeye uzandığında, adam da
uzatıyordu elini.Sonunda pakette tek bir
kurabiye kalınca "Bakalım şimdi ne yapacak?"
dedi kendi kendine. Adam, yüzünde asabi
bir gülümsemeyle Uzandı son kurabiyeye
ve böldü kurabiyeyi ikiye. Yarısını
kurabiyenin atarken ağzına, verdi
diğer yarıyı kadına.
Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın
elinden ve "Aman Tanrım, ne cüretkar
ve ne kaba bir adam,Üstelik bir teşekkür
bile etmiyor!" Anımsamıyordu bu kadar
sinirlendiğini hayatında,
Uçağının kalkacağı anons edilince bir iç
çekti rahatlamayla.Topladı eşyalarını
ve yürüdü çıkış kapısına,
Dönüp bakmadı bile "kurabiye hırsızı" na.
Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna,
Sonra uzandı, bitmek üzere olan kitabına.
Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı
şaşkınlıkla. Duruyordu gözlerinin önünde
bir paket kurabiye! Çaresizlik içinde
inledi, "Bunlar benim kurabiyelerimse eğer;
Ötekiler de onundu ve paylaştı benimle her
bir kurabiyesini!" Özür dilemek için
çok geç kaldığını anladı üzüntüyle,
Kaba ve cüretkar olan,"kurabiye hırsızı"
kendisiydi işte.
 
Üyelik
31 May 2005
Mesajlar
653
Konum
ank
TEMEL & BUSH

Temel, Amerika'nin durduk yerde Irak'a saldirmasindan rahatsiz
olmustur.
Bir yolunu bulup baskan Bush'a telefon eder:

Alooo! Ben, Temel olarak size savas acayrum haberunuz olsun!"

Bush, gulerek yanitlar:
"Hehehe...kac kisilik bir ordun var ki?"
Temel dusunur:
"Hmmm...kayinpirader Idrus, halaogli Tursun, kaavedeki
arkadaslar...."
yanit verir: "9 kisidur daa!"
Bush içinden kis kis guler ve ciddi olmaya calisarak:
"Temel bey, sizin 9 kisilik ordunuza karsilik
Amerikan ordusu tam 2 milyon askerden olusmaktadir!" der.
"Hmmm..." der Temel:
"Sizu pir sure sonra arayacagum."

Aradan birkac gun gecer ve Temel, Bush'u yeniden arar: "Baskan,
savas ilanimuz gecerlidur. Bir miktar ekipman hazirladuk size karsi!"
Bush, ilgiyle sorar:
"Neymis bunlar?" "Hacan, bizim Tursun'un tiraktoru, benim
cakaralmaz
tufek bi de kavedeki arkadaslardan birinin bicerdoveri..."

Bush guler:
"Iyi ama benim tam 150 bin tankim, 30 bin ucagim ve 10 bin
askeri
gemim
var! Haaa, ayrica bu arada askerlerimizin sayisi da 3 milyon
oldu!"
Temel yeni gelisme karşısında biraz sıkılmıştır:
"Tamam, bir müddet sonra sizu yeniden arayacagum."

Birkac hafta sonra Temel, Bush'u yeniden arar:
"Baskan, savas ilanumuzu ceri alayrum."
Bush merakla sorar:
"Neden?"
Temel, moralsiz bicimde yanitlar:
"Cenevre anlasmasinu incelemisuzdur. 3 milyon savas esirini
barinduracak
yerimiz yoktur...
 
Üyelik
31 May 2005
Mesajlar
282
Konum
İst.
Azerbaycan fıkrası

Ağa, kahyasına atını teslim edip uyumuş.Bu kahya uyuyup da atı çaldırmasın diye, iki de bir inip kahyayı kontrol ediyormuş.İnmiş aşağıya.Bakmış kahya düşünüyor…Ne düşünürsen kahya ? demiş.”Düşünerem ki ağam, bu kazıkları toprağa çakarlar, ordan torpak çıkar, bu torpak nere gider ?”
Ağa kahyanın bomboş şeyler düşünmesine aldırmamış, onu “uyanık” gördüğü için sevinip
yatmış.Sabah kalktığında bi de bakmış ki kahya atı çaldırmış.Kahyanın elinde altın semeri.
Ne düşünürsen kahya demiş? Düşünerem ki ağam, bu semeri sen mi vuracaksın, ben mi vuracağım şehre gitmek için!...

Not:Nihat Genç’in “ Köpekleşmenin Tarihi “ kitabından alınmıştır.
 
Üyelik
7 Haz 2005
Mesajlar
2,171
Konum
İstanbul
Kim kopya çekti

TARİH dersinin yazılı sınavında sıfır alan öğrenciye, babası nedenini sorduğunda;

- Hoca, yanımdaki arkadaşın kağıdından baktığım gerekçesiyle sıfır vermiş.

- Peki oğlum baktın mı?

- Hayır baba, kesinlikle bakmadım.

- Peki oğlum, ben yarın okula gelir ve hocanla görüşürüm.

Baba ertesi gün, tarih hocası ile görüşerek, oğluna haksızlık yapıldığını söyleyip, notunun düzeltilmesini ister. Bunun üzerine Hoca, ‘Gelin sınav kağıdına birlikte bakalım. Arkadaşının kağıdından kopya çektiğini size ispat edeceğim’ der.

Kağıdı bulup, okumaya başlar.

- Bakın birinci soru ‘İstanbul’u kim hangi tarihte fethetmiştir?’ şeklinde. Oğlunuzun arkadaşı ‘Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında’ diye yazmış. Oğlunuz da aynısını yazmış.

- Bunda ne var Hoca Hanım, ikisi de doğru cevap. Ayrıca, yanındakinin oğlumun kağıdına bakmadığı ne malum?

- Bir saniye, devam edelim, göreceksiniz. İkinci soru ‘Osmanlılarda, duraklama devrinin başladığı anlaşmanın adını ve tarihini belirtiniz. Oğlunuzun yanındaki ‘Karlofça Anlaşması 1699’ yazmış. Oğlunuz da aynısını yazmış!

- Bunda ne var Hoca Hanım. İkisi de doğru cevap. Ayrıca yanındakinin oğlumun kağıdına bakmadığı ne malum?

- Bir saniye, devam edelim göreceksiniz. Üçüncü soru ‘Pön Savaşlarının sonuçları nedir?’ Oğlunuzun yanında oturan arkadaşı ‘Cevap-3: Bilmiyorum’ diye yazmış. Oğlunuz ne yazmış ‘Cevap-3: Ben de bilmiyorum!..’

Not : Değerli Şükrü Kızılot'un 04.12.205 tarihli yazısından alıntıdır. Kendisine bizleri gülümseten fıkraları için teşekkür ediyorum.
 
Üyelik
7 Haz 2005
Mesajlar
877
Konum
Zonculdak
İki fıkra da benden

İki tüccar arkadaş İstanbul’a mal almak için gelmişler. Kapalı çarşı civarında dolaşırken bir öbürüne
-Bu Yahudiler ticarette neden bu kadar başarılı oluyorlar. Diye sormuş.
Arkadaşı da ona “Bunu öğrenmek mi istiyorsun gel göstereyim” demiş ve onu fincancılar semtine götürmüş. Bir Türk’ün işlettiği dükkana girmişler. Tezgahtara “arkadaşım solaktır acaba sizde kulpu sol tarafta olan fincan bulunur mu?” diye sormuş. Tezgahtar da ona “yok beyim fincanlarda kulp hep sağ tarafta olur bulamazsın” demiş.

Türklerin işlettiği birkaç dükkana daha gitmişler hepsi aynı cevabı vermiş. Sonunda arkadaşına “gel bir de Yahudi’nin dükkanına gidelim bakalım ne olacak” demiş. Yahudi’nin işlettiği dükkana gidip aynı soruyu sorduklarında tezgahtar bir fincanı tabağı ile almış ve kulpunu sola çevirip, “var paşam buyur” demiş.
-------------------------------------
Öğretmen sınıfta asi davranışları olan öğrenciye “yarın velin okula gelecek” diye tembih etmiş.

Veli okula gelince öğretmen ona oğlunun bu halini anlatıp şikayet etmiş. Veli öğretmeni dinlemiş ve

"- Ya hoca ben buna her zaman söylerim, oğlum bak köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin diye ama büyük sözü dinleyen yok ki bu zamanda…”

demiş.
 
Üyelik
31 May 2005
Mesajlar
653
Konum
ank
Kadınları anlamak

ADAMIN biri, California'da bir kumsalda yürürken ayağı eski bir lambaya takılmış. Adam lambayı kumların içinden çıkarmış, ovalarken, içinden cin çıkmış.

Adam çok şaşırmış, cin başlamış konuşmaya "Beni lambadan kurtardın. Dile benden ne dilersen..."

Adam oturmuş ve bir süre düşünmüş ve "Her zaman Hawai'ye gitmek istedim ama uçaktan korkarım ve deniz beni çok tutar. Benim için Hawai'ye köprü yap böylece arabayla oraya gidebileyim" demiş.

Cin gülmüş ve "Bu imkansız. Bu işin lojistiğini düşün! Köprünün ayakları nasıl Pasifik'in dibine ulaşabilir? Ne kadar beton gerektiğini, ne kadar çelik gerektiğini düşün. Hayır, başka bir dilek düşün" demiş.

Adam tamam demiş ve gerçekten güzel bir dilek düşünmeye başlamış. En sonunda:

"Dört kere evlendim ve boşandım. Bütün karılarım her zaman duyarsız olduğumu ve onunla ilgilenmediğimi söylerdi. Bu yüzden, kadınları anlayabilmeyi diliyorum... Nasıl hissettiklerini ve neden ağladıklarını, birşey söylemedikleri zaman gerçekten ne istediklerini... Onları nasıl gerçekten mutlu edebileceğimi bilmek istiyorum..."

Cin cevap vermiş:

"Köprü iki şeritli mi olsun dört şeritli mi?"
 
Üst