Orhan Pamuk Hakkında

Üyelik
1 Haz 2005
Mesajlar
51
İşte aydınlatılmış bir yazarımız. "Borsalarınızı kimler yönetiyor" konusunu okuyanlar "aydınlatılmış" sözü ile ne demek istediğimi anlıyacaklar.

İstihbarat dünyasında "kuş yumurtası üretmek" diye bir deyim vardır. Diyelim ki X ülkesinde bundan 20 sene sonra yapmak istediğiniz uzun vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size çeşitli provakatörler lazım ve en güvenilir provakatör kendi yetiştirdiğinizdir. Bu iş için yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli bir "yumurta" bulunur.

Mesela bu genç üniversitede devşirilir ve aşama aşama önce öğretim görevlisi daha sonrada medya parlatmaları ve şirket sponsorluklarıyla ülkede sözü dinlenen bir Profesör haline getirilir. Gerekirse tüm araştırma ve kitapları da eline hazır olarak verilir.

Ülkedeki insanlar bu kişinin yazdığını sandıkları muhteşem eserleri okur ve ona olan saygıları artar. Böylece yumurta kuluçka aşamasını bitirmiş ve çatlayıp güzel bir kuş olma zamanı gelmiştir.

Belirlenen zamanda bu profesör medya yoluyla müthiş radikal açıklamalar yapmaya başlar ve tüm ülkeyi karıştırır.

Aynı anda kendisi gibi yetiştirilen diğer yumurtalarda farklı faaliyetlere girişirler. Neyse konu uzun benim yerim dar ama ilgilenenler için Doğu Bloğunun çöküş dönemine bakmalarını salık veririm.

Bu alakasız konudan sonra gelelim Orhan beye.

Ferit Orhan Pamuk Beyin (kimsenin bilmesini istemediği göbek adı Ferit'tir) aslında ülkesine bu kadar muhalif olmasına bir sebep yoktur. Hani fakir ve hayatını zorluklar içinde geçirmiş, içerde yatmış birisi olsa belki anlayacağım ama Orhan Pamuk sülalece aristokrat tabakasına mensuptur ve bugün eleştirdiği devletin çok ekmeğini yemiştir.

Mesela dedesi Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir ve özellikle Atatürk,İnönü dönemlerinde yapılan demiryolu hamlesinde büyük ihaleler alıp kısa zamanda zengin olmuştur. Oğulları bu koca servetin büyük kısmını sefahatle tüketseler de Orhan Pamuğun zengin bir hayat sürmesine yetecek kadar servet kalmıştır. .

Peki Orhan Pamukta oluşan bu sistem düşmanlığı nereden kaynaklanıyor ve acaba "yapay" bir düşmanlık mı sorularına cevap arayalım.

Orhan Pamuğun hayatının ilk evrelerine baktığımız zaman koca bir başarısızlık olduğunu görüyoruz. 30 yaşına kadar iki okul değiştirmiş ve sırf askerliğini kısa dönem yapmak için Gazetecilik okumuş bir insan. İlk başlarda ressam olmak isterken sonra yazarlığa sarıyor. Yıllarca evinin odasına kapanarak ödüller alan ama kimsenin para vermek istemediği romanlar yazıyor. Tam artık buraya kadarmış aşamasına geldiği anda sihirli bir değnek değmiş gibi Orhan Pamuğun kitapları satmaya ve yurtdışında tanınmaya başlıyor.

Peki bu sihirli değnek acaba nerede değmiş olabilir. Benim kanaatimce bu değneğin izini Amerika'da sürmek lazımdır.

Amerika'ya gitmeden önce Orhan Pamuk üzerinde derin etkileri olduğu anlaşılan birisinden bahsetmek lazım. Bu kişi Orhan Pamuğun erkek kardeşi Şevket Pamuk.

Şevket Pamuk Orhan Pamuğun ilk dönemlerinin aksine oldukça başarılı bir insan. Amerika'da Yale, Berkeley gibi sağlam üniversitelerde ekonomi okuduktan sonra Türkiye'de bir çok üniversitede ders veren Şevket Pamuk, Osmanlı ekonomisi üzerinde tanınmış bir uzman. Kendisi pek çok yabancı üniversitede Osmanlı ve Türkiye ekonomisi üzerine dersler vermiş.

Bu üniversitelerden en ilginci İsrail'de bulunan Negev Ben Gurion üniversitesi. İsmini İsrail'in ilk başbakanı, İsrail'in kurucularından ve hatta anarşik faaliyetleri yüzünden Osmanlı tarafından Filistin'den kovulacak kadar fanatik siyonist olan David Ben Guriondan almıştır.

Üniversitenin derslerini MOSSAD'ın da ilgiyle takip edip raporlar hazırlattığı bir "Ortadoğu Çalışmaları" bölümü bulunmakta. İşte sayın Şevket Pamuk böylesine kaliteli bir bölümde (!!!) ders verebilecek kadar yetenekli bir ekonomi uzmanımız.

Ben Gurion üniversitesinin başında 14 sene Dünya Bankası'nda çalışmış ve daha sonra bu başarılarından ötürü Rotary ve Lions klüplerinin 2000 yılının adamı olarak seçtikleri Prof.Avishay Braverman bulunmakta. Böylesine başarılı bir ekonomistin yönettiği üniversitede ekonomi dersi vermenin önemini anlamışsınızdır. İşte Orhan Pamuğun kardeşi Şevket Pamuk bu kadar değerli bir hocamız.

Evet biz Orhan Pamuğun Amerika yolculuğuna dönelim gene.

1985-1988 arasında tam üç sene Amerika'da kaldı Orhan Pamuk. Bu dönemde Amerika'da harıl harıl kitap yazmanın dışında çok önemli bir kursu da başarıyla bitirdi.Bu kurs Iowa üniversitesi bünyesinde verilen International Writing Program (IWP) isimli çok ilginç bir kurs.

Kursun amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve kendilerinde potansiyel görülen yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları.

Bu "iyiliksever"programın bünyesinde her sene 20 kadar yazar ağırlanıyor.

İşte Orhan Pamuğun bu kurstan sonra hayatı değişti. Yani onun deyimiyle "Bir kursa gitti hayatı değişti". Bu arada kurstan 2004 senesinde mezun olan bir başka Türkün ismi de MAHİR AKTAŞ, aklınızda bulunsun çünkü geleceği parlak.

İnsan düşünmeden edemiyor bu üniversite bu kadar insanı çağırıp onları aylarca yedirip içirecek ve ağırlayacak parayı nereden buluyor diye.

Cevabı basit.

Bu yazar eğitim kursu programının baş sponsoru Amerikan Dışişleri Bakanlığı.

Orhan Pamuğun şansı Amerika'da bundan sonra oldukça açılıyor.

Baktığımız zaman Orhan Pamuğun Amerika'da basılan kitaplarının tamamına yakını aynı yayınevinden çıkmış. Bu yayınevi Random House.

Yayınevinin sahipleriyse dünyaca ünlü Alman Bertelsmann yayıncılık. Bertelsman'ın kurucusu ve şu anda emekli hayatı süren dünyanın en zenginlerinden Reinhard Mohnda sihirli değnek örneklerinden. Bay Mohn İkinci Dünya Savaşı'nda general Rommelin Afrikakorps birliğinde asteğmen olarak savaşıyor. Burada Amerikalılara esir düşerek Kansasda bir esir kampına tıkılıyor. O zamana kadar kitaplara ilgi duymayan Mohn biranda kitap sever oluveriyor. Savaştan sonra komünizm tehdidi altındaki ülkesine dönen Mohn aniden bir yayınevi açarak ilahi kitapları ve dini kitaplar basmaya başlıyor. İşte Bertelsmanın kuruluşu böylesine mütevazi.

1991 senesinde emekli olduğu zaman Bertelsmann dünyanın en büyük yayıncılarından ve kendisi de karun kadar zengin. Bu Amerikalılar asteğmen Mohn'a esir kampında ne yedirdilerse adam başarının sırrını buluveriyor bir anda. Bertelsman'ın bir diğer ilginç özelliği Doğan Holding'le 2001 senesinde Müzik piyasasına yönelik bir ortaklığa gitmeleri. Bu ortaklığın tüm görüşmeleri bizzat Aydın Doğanın kızı Hanzade tarafından yapıldı. Buna göre şu an Türkiye'de yayınlanan pek çok yabancı müzik albümü hep bu ortaklığın sayesinde Türkiye'ye ulaşıyor.

İşte bu büyük grup Orhan Pamuğu çok sevmiş olacak ki tüm kitaplarını satsa da satmasa da ısrarla onlar basıyorlar.

Orhan Pamuğun en büyük başarılarından biri de dünyaca ünlü IMPAC Dublin ödülünü almış olması. Bu ödül öylesine basit bir plaket değil tabii ki. Çünkü ödül jürisi "Benim adım Kırmızı" kitabını öylesine beğenmiş ki birde hediyesi olarak 115 bin dolar vermişler.

Peki bir Türk yazarına kendisiyle aynı mesleği yapan çoğu meslektaşının hayatları boyunca bir arada göremeyeceği meblağı veren kurumun arkasındaki güç kim.

Bu şirket ödüle ismini veren IMPAC şirketi.

IMPAC tüm dünyada yaygın yönetim danışmanlığı hizmetleri veren bir Amerikan şirketi. Yönetim danışmanlığı adı altında güzel istihbarat hizmetleri verdiği de bilinir. Şirketin başındaki Dr James Irwin İrlanda'yı ve kitapları çok sevdiği için böylesine güzel bir ödül ortaya çıkarmış ve her sene başarılı bir yazara bu ödül veriliyor.

Edebiyatsever dostumuz bay Irwin çok da aktif birisi. Kendisi Amerika'nın önde gelen Cumhuriyetçilerinden ve Amerikan ordusuyla arası harika. O kadar harika ki Amerikan Askeri akademisi West Point'den üstün hizmet ödülü almış.

Orhan Pamuğa verilen ödülün sponsoru bay James Irwin "International Democratic Union" derneğinin de baş üyesi ve muhasebecisi. Bu dernek dünya çapındaki merkez sağ partileri bir araya getirmek için kurulmuş.

Kurucuları arasında Ronald Reagan, Margaret Thatcher, Baba George Bush, Helmut Kohl ve Jack Chirac gibi önemli isimler de bulunmakta.

Derneğin Türkiye'den de iki üyesi var. Bunlar Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi. Derneğin şu anki başkanı Avustralya'nın Amerikan yanlısı başbakanı John Howard.

James Irwin bunun dışında Washintonda bulunan "Center for Democracy" derneğinin de üyesi. Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirme amacındaki bu derneğin en ilginç siması artık hepimizin tanıdığı Henry Kissinger. Kissinger dendi mi o demokrasinin nasıl geleceğini hepiniz tahmin edersiniz herhalde.

Orhan Pamuğun otuz yaşlarına kadar odasından çıkmayan biri olarak çok büyük aşamalar kaydettiği büyük bir gerçek. Şu anda kazandığı ünün ve paranın keyfini çıkarmakla meşgul. Taksim meydanına yakın ve muhteşem boğaz manzaralı teras katında yeni eserleriyle uğraşıyor. Duvarlarında Japon edebiyatına kadar tasnif edilmiş yüzlerce kitap bulunan lüks dairesini sadece çalışma amaçlı kullanıyor ve bazen de yakın dostlarıyla yemek yiyor. Bu eve sık sık gelen yakın dostlardan biride Yahudi asıllı Amerikan gazetecisi Jeri Liber di. Bu şahsiyeti hafızası güçlü olanlar hatırlayacaklardır. Kurucusu olduğu insan hakları izleme komitesini temsilen Türkiye'deki insan hakları ihlallerini konu alan bir rapor yazmıştı. Sonra bu rapor kitap haline de dönüştürüldü. Bu raporda Türk ordusunun Kürtlere katliam yaptığını iddia edilmiş ve Türk ordusuna açıkça "serseriler" diye hitapta bulunulmuştu. Bu kitabın çevirisini yapan Ertuğrul Kürkçü ve Ayşe Nur Zarakoğlu hakkında dava açılınca Jeri Liber onlara destek vermek için hemen Türkiye'ye gelerek mahkemelere katılmıştı.

Herhalde Sayın Orhan Pamuğun fikirlerinin oluşmasında Jeri Liberle özel teras katında yaptığı yemekli sohbetlerin büyük etkisi olmuştur....
 
Yukardaki yazıyı ve bu yazıyı bir siteden aldım paylaşmak istedim
....................................

Doğru mu bunlar Pamuk?

Orhan Pamuk CNN Türk'te 'Söz Sizde' programına katıldı. Programa katılan bir öğrencinin reklam arasında Pamuk'la geçen diyaloğu herkesi hayretler içinde bıraktı.

İşte Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi Fatih Güner'in ağzından olayın hikayesi:

Söz Sizde programı için üniversitemizden öğrenci isteyen CNN Türk, gazetecilik onuruna hiç yakışmayan bir davranışta bulunarak, gerçek konsepti konuğa soru soran üniversite öğrencilerinden oluşan bir forumu, konuğun kendi kendini aklamak için çektiği bir manifestoya dönüşmüştür. Bu gazetecilik ahlakına sığmayan bir davranıştan öte, düşünen, fikir üreten ve sorgulayan üniversite öğrencilerinin program esnasında bir dekora dönüşmesi durumudur.

Programa giderken konuğun Orhan Pamuk olduğunu öğrendiğim andan beri nihayet sorularımı sorabileceğimi ve cevap alabileceğimi düşünmüştüm. Oysa programın sunucusu Tayfun Ertan ve programın yapımcısı olan Ferit (soyadını bilmiyorum) Bey'lerin bunu zaten daha önceden planlamış olduğunu ve bu programın tamamıyla Orhan Pamuk'un son zamanlarda kendine yöneltilen suçlamaları reddedeceği bir oturuma dönüştüğünü gördüm. CNN Türk, eğer Orhan Pamuk'un kendine yöneltilen suçlamalara karşı vereceği cevapları dinlemek istediyse, onu özel bir programa alıp öğrencilerle yüzleştirmemeliydi. Oysa "öğrenci forumu" programına çıkardığın konuğunun öğrencilerin sorusunu kabul etmemesi hem Orhan Pamuk'un hem de CNN'in büyük isimlerine yakışmayan bir davranıştır.

Program esnasında soracağımız soruların daha önceden kağıtlara yazılması istendi, ve biz de orada 4 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi 8 Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi olarak sormak istediğimiz soruları kağıtlara yazdık. Bu uygulamanın programın sadece ilk bölümünde olacağı, sonraki bölümlerde ise istediğimiz soruyu mikrofonu isteyerek sorabileceğimizi bize programdan önce zaten söylemişlerdi. Oysa programın birinci ve ikinci bölümünde konuşulan konularla ilgili yazmış olduğumuz sorular sunucu Tayfun Ertan'ın masasında olmasına rağmen o sorulara hiç sıra gelmedi. Ve programın ikinci reklam arasında gazetecilik mesleğine hiç yakışmayan davranışlar sayın Tayfun Ertan tarafından sergilenmeye başlandı.

Öncesinde Orhan Bey reklam arasına girdiğimiz anda Tayfun Ertan'a 30.000 sayısı hakkında çok fazla üstüne geldiğini gayet kızgıın ve sert bir biçimde söyledi ki zaten program başladığından itibaren korkusu gözlerinden okunuyordu. Tayfun Ertan ise toplum gözünde bağımsızlığını koruyormuş gibi görünen bir gazeteci olmasına rağmen ve istediği soruyu sormakta özgür olmasına rağmen Orhan Pamuk karşısında alttan almaya başladı. Orhan Pamuk, önündeki bir kağıdı Tayfun Bey'in yüzüne sallayarak daha bunlardan bahsetmedik dedi. Programda konuşulacak konular o kağıtta yazılıydı sanırım ve bunların hiçbiri atlanmak istenmedi çünkü Orhan Pamuk toplum mahkemesinde kendini savunmalıydı. Uzunca bir süredir televizyona çıkıp demeç vermediği için de bu hem Orhan Pamuk'un kendisi için hem de Tayfun Ertan'ın büyük gazetecilik başarısını göstermek için gerekliydi.

Bu sırada ayağa kalkıp Orhan Bey'e sorularım olduğunu söyledim, ve Orhan Bey'de soruları görmek istedi. Yazdığım kağıtları ona verdiğimde ise bir anda parlayarak bu sorunun olmayacağını hatta hepimize dönerek hiçbir soru olmayacağını sinirli bir dille söyledi. Tayfun Ertan ise bu konuyagayet ilgisizdi, o sırada kulaklığıyla ilgilenmekteydi. Nitelikli ve kişilik haklarına herhangi bir zarar dokundurmayacak olan yazmış olduğum soruları aşağıda kelimesine dokunmadan yazdım.

Sorularımı soramayacağımı anladığım an, ayağa kalkıp Orhan Pamuk'un kendisini aklamasına yardım etmek için asla arkasında onu desteklediğimi belirten bir "pankart açmadığımı", ve Orhan Pamuk kendi manifestosunu çekerken arkasında "dekor" olmayacağımı söyledim. Bu yapılan hareketin ne Orhan Pamuk'un ne de CNN'in büyük isimlerine yakışmadığını da belirtip programı terk ediyor olduğumu söyledim.
Kanal D'nin kantininde oturup programın bitmesini bekledim, ve programın bittiğini öğrendiğimde, stüdyoya geri döndüm ve Orhan Pamuk'a dönük olarak Türk gençliğinin sesini kesmeye kalktığı için O'nu tebrik ettiğimi ve kimsenin düşünen Türk gençliğini sindirmeye kalkamayacağını belirtip bu işin burada başlamadığını ama burada da bitmeyeceğini söyledim.

O sırada programın yapımcısı olduğunu düşündüğüm Ferit Bey'in bana attığı buz gibi bakışı ise hayatım boyunca unutmayacağım.

Bu yazıyı yazıp Doğan Grubu'nun medya organları hariç, objektif olduğuna güvendiğim tüm gazetecilere ve medya organlarına gönderdim, çünkü insanlar o programda olanları öğrenmeli diye düşünüyorum. Düşünen Türk gençliğini ne CNN Türk ne de Orhan Pamuk sindirmeye kalkamaz, midesine oturur.

Programda sormak istediğim fakat Orhan Pamuk'un sansürüne katılan sorular aşağıdaki gibidir.

"Muhafazakar ve aşırı milliyetçi diye nitelendirdiğiniz kesimi, Batı'ya sırtını dönmekle suçluyorsunuz ve bu fikrinizi son 200 yıllık tarihimizde kendimizi hep Batı'ya kabul ettirmeye çalışmamıza bağlıyorsunuz. Oysa ki Atatürk hiçbir zaman Batı'ya Türkiye'yi kabul ettirmek için uğraşmamıştı ve yüzü de her zaman Doğu'ya dönüktü, bunu kendisi de belirtmişti. "Muasır medeniyet" ten kasıtı ise "çağdaş medeniyet"ti, Batı değildi. Buna dayanarak Atatürk'ün de aşırı milliyetçi ve muhafazakar olduğunu düşünürsek, aşırı milliyetçi ve muhafazakar olmanın nesi kötü?"

"Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük yazarlardan biri olarak hakkınızda açılan davanın düşmesini beklediğinizi söylediğiniz ama sizin yargılandığınız anayasa maddesine takılıp yargılanan sizden başka 50 tane daha yazar olduğunu da belirttiniz. Peşinden hakkınızda açılan dava yüzünden Türkiye'nin AB'ye girmesi konusunda pürüzler yaşanabileceğini söylediniz. Peki neden diğer 50 yazarın yargılanması Türkiye'nin AB yolunda engel teşkil etmiyor da, sizinki bir ayrıcalığa sahip oluyor? Ermeni yazar Hrant Dink'in hakkında açılan dava da önemli bir örnek değil mi?"

Fatih GÜNER
Bahçeşehir Üniversitesi
İletişim Fakültesi
Görsel İletişim Tasarımı Bölümü 3. Sınıf Öğrencisi
 
Sayın H.Murat helal olsun

Yazınız için teşekkürler.

Saygılarımla, selamlar.
 

Benzer konular

Üst