personel maaş programı

Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Tahsin Kurt

Fenomen Üye
Platin Üye
Üyelik
5 Nis 2007
Mesajlar
9,930
Konum
İstanbul
Selam arkadaşlar.
Sayın site yetkilileri izin verdiği ölçüde bu konu başlığı aldında ilginç veya komik bulduğum bazı bilgi veya olayları paylaşmak istiyorum.Eğer yetkililer izin verir ve diğer forumdaşlarda katılırlarsa memnun olurum.Burası da stres ve kafa dağıtacağımız bir alan olsun isterim.Ne dersiniz arkadaşlar?
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Bunları biliyor muydunuz?
* Hindistan'da oyun kağıtları yuvarlaktır.
* Çocuklar baharda daha fazla büyüyor.
* Ödemeli telefon konuşmalarının çoğu babalar gününde ediliyor.
* Ortalama bir pire, kendi büyüklüğünün 150 katı yüksekliğe zıplayabiliyor.
* Bu oranı tutturmak için bir insanin yaklaşık 30 metre zıplaması gerekli.
* Eğer barbie gerçekten yasasaydı vücut ölçüleri 97-72 82 cm olacaktı.
* İnsanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğuyorlar ama yetişkin olduklarında bu sayı 206 ya düşüyor.
* Her dört Amerikalıdan biri mutlaka televizyonda görünüyor.
* Uyurken, televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla
kalori harcıyoruz.
* Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
* Sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı vardır.
* Yıllara göre ortalama alındığında , her sene eşekler tarafından
öldürülen insan sayısı uçak kazalarında ölenlerin sayısından daha fazla.
* Kadınlar erkeklere oranla iki kat fazla göz kırpar.
* İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.
* Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır.
* İnsanlar beyinlerinin sadece %10'unu kullanırlar.
* Filler zıplayamayan tek memelidir.
* Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.
* Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.
* Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her
tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.
* Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.
* Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.
* Fareler kusamaz.
* Hapşırdığınız zaman, kalbiniz de dahil olmak üzere bütün vücut
fonksiyonlarınız bir an için durur.
* Tom Sawyer daktiloda yazılan ilk romandır.
* Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde
hiçbir değişime uğramamışlardır.
* Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi
asla sona ermez.
* Kediler ültrason seslerini duyarlar.
* Zürafaların ses telleri yoktur.
* Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.
* Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün
yaşayabiliyor.
* İngiltere'deki bütün kuğular kraliçenin malıdır.
* Kutup ayıları solaktır.
* Amerika'da satışa sunulan ilk cd, bruce springsteen'in "born in the usa"
albümüdür.
* Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.
* Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar.
* Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur.
* Zürafa 35 cm uzunlukta siyah bir dile sahiptir.
* Yunuslar bir gözleri açık uyurlar.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

* Kangurular geri geri yürüyemezler.
* Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.
* Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi Çinliler.
* Sineklerin beş gözü vardır.
* Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur
* Mexico City her sene 25 cm kadar batıyor.
* Buckingham sarayı'nda 602 oda bulunuyor.
* Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülke.
* Külot giymediği için Donald Duck'in çizgi filmlerinin Finlandiya'da
oynatılması yasaktır.
* Peru 'da hiç umumi tuvalet yoktur.
* Hitler ve Napolyon'un tek testisleri vardı.
* Newton, yer çekimi kanununu fark ettiği zaman 23 yaşındaydı.
* Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyon.
* Sağ elini kullanan insanlar sol elini kullananlara göre ortalama
dokuz yıl daha fazla yaşıyorlar.
* Bir big mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.
* Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük
salgılar.
* Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg.
* Ortalama bir insan hayatı boyunca iki yılını telefonda konuşarak
harcıyor.
* Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor.
* Ortalama bir buzdağının ağırlığı 20 milyon ton.
* 18 şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.
* İnsanlar yaşamları boyunca altı filin ağırlığına eşit miktarda yiyecek
tüketiyorlar.
* Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba'dır.
* Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan
yirmiden fazla sözcük vardır.
* En yakın oldukları noktada, Rusya ve Amerika'nın birbirlerine
uzaklıkları dört km 'den daha azdır.
* Central park'ta yüzmek yasalara aykırıdır.
* Kirli kar, temiz kardan daha kolay erir.
* New York bir zamanlar Amsterdam'dı.
* Virginia Woolf kitaplarının çoğunu ayakta yazmıştır.
* Pablo Picasso, parasızlık çektiği gençlik günlerinde yaptığı resimleri
yakarak ısınırdı.
* Suudi Arabistan'da hiç ırmak yoktur.
* Monako'nun ulusal orkestrası ordusundan daha geniş bir kadroya sahiptir.
* Sığırların dört tane midesi vardır.
* Zürafalar yüzemez.
* Sperm insan vücudundaki en küçük hücredir.
* Ortalama olarak, Amerika'da günde üç adet cinsiyet değiştirme operasyonu gerçekleşmektedir.
* İnsan beyninin % 80'i sudur.
* Victoria zamanında, kadınlar göğüslerini büyütmek için çilek banyosu yaparlardı
* Amerika'da her saat 40 kişi kanserden hayatını kaybediyor.
* Bir kromozom bir genden daha büyüktür.
* İleri doğru bir adım atıldığında, insan vücudundaki 54 kas çalışır.
* İnsan beyninin ortalama ağırlığı 1.3kg.
* Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.
* Yetişkin bir insan günde ortalama olarak 23 bin kez nefes alır.
* Kaşları yukarı kaldırmak için 30 kası harekete geçirmek gerekiyor.
* Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk körü oluyorlar.
* Döllenmeden doğuma kadar bir bebeğin ağırlığı beş milyon kat artıyor.
* Sadece bir tane kovboy filmi kadın yönetmen tarafından çekilmiştir
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

ASK ARITMETIGI
akilli erkek + akilli kadin = ask
akilli erkek + aptal kadin = iliski
aptal erkek + akilli kadin = evlilik
aptal erkek + aptal kadin = hamilelik

OFIS ARITMETIGI
akilli patron + akilli eleman = kar
akilli patron + aptal eleman = uretim
aptal patron + akilli eleman = terfi
aptal patron + aptal eleman = fazla mesai

ALISVERIS ARITMETIGI
Bir erkek kendisine gerekli olan urunu almak icin 1 liralik urune 2 lira oder.
Bir kadin kendisine gerekmeyen urunu almak icin 2 liralik urune 1 lira oder.

GENEL GEÇER FORMULLER VE ISTATISTIKI VERILER
Bir kadinin gelecek endisesi evlenene kadar surer.
Bir erkegin gelecek endisesi evlenince baslar.
Basarili bir erkek esinin harcayabileceginden daha fazla geliri olandir.
Basarili bir kadin boyle bir erkegi evlilige ikna edebilendir.

MUTLULUK
Bir erkekle mutlu olabilmek icin onu cok iyi anlamak ve az sevmek gerekir.
Bir kadinla mutlu olabilmek icin onu cok sevmek ve anlamaya calismamak gerekir.

UZUN YASAM
Evli erkekler bekar erkeklerden daha uzun yasar ama daha erken olmek isterler.

DEGISIM ORANI
Bir kadin kocasinin degisecegi inanciyla evlenir ama erkek degismez.
Bir erkek karisinin degismeyecegi inanciyla evlenir ama kadin degisir.

TARTISMA TEKNIKLERI
Kadin bir tartismada her zaman son sozu soyler. Bu sozden sonra erkegin soyleyecegi hersey yeni bir tartisma konusudur.

"EVLEN ARTIK" VIDIVIDISI NASIL KESILIR
Her dugunde yaniniza gelip sizi minciklayarak "Artik sira sende" diyen yasli akrabalara, cenazelerde aynisini yaparsiniz bir daha evlilik lafini agizlarina almazlar.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Neden Kaçmış?



Sürücü dikiz aynasında kendisini izleyen polisi görünce kaçabileceğini düşünüp basmış gaza.
Ancak polisi atlatamayacağını anlayınca, pes edip çekmiş kenara.

Polis arabasından inmiş. Bezgin, kızgın ve de küskün bir sesle:

- "Bana bak, çok yorgunum, üstelik keyfim de kaçık. Mantıklı bir özür söyle yoksa yaktım çıranı!"

Kısa bir ara ve Sürücü:

- "Karım geçen ay bir polisle kaçtı. Aynada sizin aracınızı görünce, kaçtığı polis, onu bana geri getiriyor sandım?"




Otoyoldaki teyze


ABD'de 22 no'lu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasından yolu izlerken bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve en az 50 km hızla gidilmesi gereken bu yolda aracın tam 22 km hızla gittiğini farketmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş. Aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermiş. Aracın peşinden gidip aracı durdurmuş. Bir de ne görsün? Aracı kullanan çok yaşlı bir teyze. Aracın arkasındaki koltuklarda da çok korkmuş 3 tane yaşlı teyze daha var. Polisi görünce yaşlı sürücü endişeyle:
-Polis bey,çok mu hızlı gidiyordum?
Polis:
-Hanımefendi, hızlı değil, tersine çok yavaş gidiyorsunuz ve bu tüm otoyol trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadarı ile 22 km hızla gidiyorsunuz. Yaşlı teyze:
-Ama otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve ben de bu kurala uymak istedim!
Polis:
-Teyzeciğim; o 22 otoyolun numarası. Bu yolda en az 50 km hızla gitmelisiniz.
Yaşlı teyze:
-Tamam,bundan sonra hızlanacağım.
Polis tam kendi arabasına giderken,gözü yine arkada oturan, hiç konuşmayan ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye kaymış ve sürücüye sormaya karar vermiş:
-Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim? Bu arkada oturanların nesi var? Çok korkmuş gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuşlar gibi!
Yaşlı teyze:
-Valla ben de anlamadım, 250 no'lu karayolundan çıktıktan beri böyleler...




Boşanma


Biri 95 yaşında biri 92 yaşında karıkoca, boşanmak için hakimin karşısına çıkmış.

Hakim üzülmüş, "Yapmayın ya" demiş "yetmiş yıllık evlisiniz
niye boşanacaksınız? "...

"Yok" demiş "adam biz çoktan boşanmaya karar verdikte çocuklar etkilenmesin diye, Ölmelerini bekledik.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Ahmet Bey, sabah saat 7.00'de

*Casio**masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.

*Puffy** yorganını kaldırdı.

*Hugo Boss** pijamalarını çıkarıp

*Adidas** terliklerini giydi.

*WC** 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.

*Clear** şampuan ve

*Protex** sabunuyla duşunu aldı.

*Colgate** ile dişlerini fırçaladı.

*BRAUN** ile saçlarını kuruttu.

*Bill's** gömleğini ve

*Pierre Cardin** takımını giydi.

*Lipton** çayını içti.

*Sony** televizyonda medya özetlerini ve

*flash** haberleri izledi. *

*Citizen** kol saatine b aktı. Aile fertlerine

*'BYE'** deyip

*Hyundai** otomobiline bindi.

*Blaupunkt** radyosunu açarak,

*rock** müziği buldu. Ağzına bir

*Polo** şeker attı. Şehrin göbeğindeki

*Mega Center** 'daki ofisine varınca,

*Toshiba** bilgisayarını çalıştırdı.

*Microsoft Excel'e** girdi.

*Ofisboy** 'dan

*Nescafe** 'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını

yatıştırmak için

*Grissini **yedi. Öglen

*Wimpy's Fast Food** kafeteryaya gitti. Ayaküstü,

*Coca Cola** ve **hamburgeri **mideye indirdi.

*Camel** sigarasını yakıp

*Star** gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı

*Image Bar'** a uğrayıp

*JB'** sini yudumladı, sonra köşedeki

*Shopping Center** 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği

*Ariel** deterjan,

*Ace** çamaşır suyu,

*Palmolive** şampuan,

*Gala** tuvalet kağıdı,

*Sprite **gazoz ve

*Johnson** kolonyayı alarak kasaya yanaştı.

*Bonus** kartıyla ödemeyi yaptı.
Hafta sonu eşi Münevver'le

*Galleria** 'ya giden Ahmet Bey,

*Showroom** 'ları dolaşıp

*Kinetix** ayakkabı, *

*Lee Cooper blue jean** satın aldı.

Akşam evde bir gazetenin verdiği

*TV Guide** 'a göz atan Ahmet Bey, kanallar arasında

*zapping** yaparak,

*First Class** ,

*Top Secret** ,

*Paparazzi** gibi programlar izledi. Aynı anda

*Outdoor** dergisini karıştırdı.

Uykusu gelen Ahmet Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti.
** 'Ne mutlu Türk'üm diyene!'** diye gerindi ve uyudu.

*Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Söz Söyleme Sanatı

Düşünmek ile konuşmak arasında çok fark vardır. Hatta yazmak arasında daha da çok fark vardır. Birçok insan bunlardan sadece birinde çok başarılıdır. Ama diğerine gelince biraz çekimser kalır bir türlü derdini anlatamaz. Bazı insanların analitik düşünce yapıları vardır. Anında olayı çözer. Bazı insanlar bu düşündüklerini kaleme almada inanılmaz beceri sahibidirler. Ama gel gör ki bir türlü derdini anlatamaz. Hepsini aynı beceri ile kullanan insanlar hayatta da çok başarılı olurlar. Düşünün ki olayı anında çözüyor ve bunu çok güzel ifade ediyor. Bir de çok güzel yazıya döküyorsa bence muhteşem olur.

Hepimizin başına zaman zaman gelmiştir. Aşırı sevgimizden kaynaklanan bir hırçınlık yaşarız. Karşımızdakine sevgimizi anlatmak yerine onu hırpalarız. Onu iteriz. Çünkü düşündüklerimizi bir türlü ifade edemeyiz. Ama ona mektup yazarsak harika derdimizi anlatabiliriz. Bazen eleştiri yapmak isteriz. Amacımız karşımızdakini çok sevdiğimiz için onun zarar görmesini istememizden kaynaklanır.

Ama öylesine bir eleştiri yaparız ki karşımızdakini ne kadar üzdüğümüzü farkına bile varmayız. Türkçe öylesine güzel bir dil ki gerçekten kullanmasını bilsek hiç kırmadan her şeyi söyleyebiliriz. Hatta bazen güzel bir şey söylediğimizi sanır karşımızdaki ama aslında ona hakaret etmişizdir. Aynı kapıya çıkan bir konuyu 2 yoldan da ifade edebiliriz. Biri çok kırıcı biri de sevecen olabilir. Kralın rüyasında olduğu gibi:

?Kral bir sabah uykudan uyandığında bir rüya gördüğünü hatırlamış. Hemen emir vermiş. Ülkenin en iyi rüya yorumcusunu bulun getirin demiş. Rüya yorumcusunu getirmişler. Kral rüyasını anlatmış. Yorumcu şöyle bir yorum yapmış;
- Kralım sizin bütün sevdikleriniz en yakın zamanda ölecekler.
Kral inanılmaz sinirlenmiş ve bağırmaya başlamış:
- Atın bu adamı dışarı. Bana başka bir rüya yorumcusu bulun.

Ülkeyi aramışlar taramışlar başka bir rüya yorumcusunu bulmuşlar. Yorumcuyu kralın huzuruna çıkartmışlar. Kral rüyasını anlatmış. Rüya yorumcusu kralın rüyasını şöyle yorumlamış;
-Kralım, sizin rüyanızın yorumu şöyledir. Siz çevrenizdeki bütün insanlardan daha uzun ömürlü olacaksınız.
Kral buna çok sevinmiş. Ona bir kese altın vermiş ve uğurlamış.?

Bakın aynı şeyi değişik şekillerde ifade ediş biçimi. Günlük hayatın içinde bazen hepimiz çok kırıcı olabiliyoruz. Çünkü söylemek istediğimizi zamanında ve iyi şekilde ifade edemediğimiz için. Bazen de zamanında cevap veremediğimiz için de üzülürüz. Keşke şöyle deseydim diye üzülürüz. Hazır cevaplık da farklı bir yetenektir. Buna örnek olarak da size komik bir hikaye anlatmak istiyorum:

?Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş. Profesör kaşlarını çatarak;
- Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamazlar!
Öğrenci:
- O zaman uçuyorum.
Profesör cevaba çok sinirlenmiş, sınavda öğrenciye takmış ve sınavının başarısız geçmesi için elinden geleni yapmış. Yalnız sınavda öğrenci tüm soruları mükemmel bir şekelde cevaplamış. Profesör öğrenciye sana son bir soru soracağım demiş:
- Yolda yürürken iki torba bulduğunu hayal et, birinde akıl var, diğerinde ise para var. Hangi çuvalı alırsın?
Öğrenci:
- Para olan çuvalı seçerdim.
Profesör:
- Ben akıl olan çuvalı seçerdim.
Öğrenci:
- Normal! Kimde ne eksikse onu seçer.
Profesör çok sinirlenmiş, öğrencinin not defterini alıp içine ?Öküz? yazmış. Öğrenci nota bakmadan odadan çıkmış. Bir dakika sonra öğrenci kapıyı aralamış;
- Sayın profesör, imzanızı atmışsınız, fakat notumu yazmayı unutmuşsunuz.

İyi konuşmak ayrıca konuştuğunuzu yerinde ve zamanında ifade etmek muhteşem bir beceridir. Bu konuda kitapçılarda kitaplar var. Söz söyleme sanatı başlığı altında bir çok bilgi bulabilirsiniz. Başarılar diliyorum.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Wi-Fi veya Kablosuz Yerel Alan Ağı (WLAN), kablo yerine 802.11a, 802.11b veya 802.11g radyo frekansı kullanan ve çeşitli kablosuz İnternet bağlantıları sağlayan orta boyutta bir BT ağıdır. Wi-Fi veya Yerel Ağ?ın olduğu yeri biliyorsanız, web içinde gezebilir, e-posta gönderip alabilir ve özel şirket ağınıza erişebilirsiniz. Bu ağ sürekli olarak hareket halinde olan durumundaki çalışanlar için idealdir. Son zamanlarda ev ve küçük ofislerde de, taşınabilir bilgisayar kullanımının artması sebebiyle kullanımı popülerleşmiştir.

*****

Doğa Derneği, Dünya Su Forumu öncesinde suyla ilgili doğru sandığımız 7 temel yanlışa dikkat çeken bir rapor yayınladı.

Türkiye?de ve dünyada su kaynaklarının yönetimi yedi büyük yanılgı üzerine inşa edilmiş ve bu yanılgılar kodlanmış mesajlar halinde pek çoğumuzun zihnine kazınmıştır. 5. Dünya Su Forumu sırasında da bu yanılgıların sıkça tekrar etmesi beklenmektedir. Dünya Su Forumu?nu sağlıklı bir şekilde izlenebilmesi için bu doğruların bilinmesi büyük önem taşımaktadır.Doğa Derneği, bu nedenle suyla ilgili doğru bildiğimiz yanlışları içeren bir rapor hazırlamıştır.

Suyla ilgili doğru bildiğimiz 7 yanlış:
1. Su boşa akmaz.
2. Çok baraj, çok kalkınma değildir.
3. Günümüzde göllerin kuruyor olmasının en temel nedeni küresel ısınma değil, yanlış tarımsal sulama projeleridir.
4. En çok su tasarrufu evde değil, tarlada yapılır.
5. Sulu tarım her zaman daha karlı değildir.
6. Nehirleri taşıyarak her zaman su sorunu çözülmez.
7. Türkiye?de doğayı yok eden en büyük etken orman yangınları veya çölleşme değil, yanlış su politikalarıdır.

Devlet Su İşleri (DSİ), bugüne kadar Türkiye?deki su kaynaklarının yönetimini büyük ölçüde bu 7 yanlış üzerine inşa etmiştir ve bu nedenle su kaynaklarımız hızla yok olmaktadır. Doğa Derneği, bu durumun değişebilmesi için su kaynaklarının yönetiminin havza ölçeğinde yapılmasını talep etmektedir. Türkiye göllerinin yarıya yakınının kurumasına neden olan, Türkiye?nin önemli doğa alanlarını tehdit eden yanlış su politikaları Türkiye?nin geleceğini tehlikeye sokacak kadar ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır.

Sulama ve baraj projelerinin gerek planlama gerekse uygulama aşamasında tarımsal, çevresel ve orta vadeli ekonomik etkileri göz ardı ettiğini belirten Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, bunun sonucunda, yer altı ve yer üstü sularının kalite ve miktarında son 20 yıl içerisinde ciddi azalmalar ortaya çıktığını söyledi.
Su konusunda Türkiye?de kamuoyunun bilimsel temeli olmayan ?suyumuz boşa akıyor? cümlesiyle yanıltıldığını bildiren Eken, bilinenin aksine doğada tek bir damla suyun boşa akmadığını kaydetti ve raporda belirtilen diğer yanlışlara dikkat çekti.

DSİ?nin yanlış su politikaları nedeniyle 20 yıl içinde Marmara Denizi büyüklüğünde (1,5 milyon hektar) sulakalanının kuruduğuna dikkat çeken Güven Eken ?Türkiye?nin su kaynaklarının her şeyden önce entegre havza yönetimi ilkesi doğrultusunda yönetilmesi gerekirken bunun yerine sularımız DSİ tarafından ihale ölçeğinde yönetilmektedir. Zaman kaybetmeden bu anlayış terk edilmelidir. Su kaynaklarına yönelik her türlü müdahalede gelecek kuşakların yaşam hakkını da dikkate alan üstün kamu yararı gözetilmelidir. Su yatırımlarında şirketlerin elde edeceği kazançlar yerine suyun doğal döngüsü ve akışından elde edilen ekolojik ve ekonomik kazanç dikkate alınmalıdır. Suyun kullanımında arzın yönetimi yerine talebin yönetilmesi benimsenmelidir. Aksi takdirde su bitecek, Türk bakacak? dedi.

****
KİMLER NE İCAT ETTİ

Akü ..Plante

Vinç..Romalı Vitruvius

Matkap..G. Sommeiller

Arşimed Burgusu..Arşimed

Robot..E. Sperry

Radyoaktivite..A. Becquerel

Radyum..Curie?ler

Ampul..Edison

Asansör..E. Otis

Balon..Montgolfier Kardeşler

Barometre..Toriçelli

Barut(Dumansız)..Schultre

Benzin Motoru..N. Otto

Bisiklet..K. Macmillan- J.K.Starley

Buhar Tribünü..Parsons

Buharlı Gemi(Gelişmiş)..Fulton

Buz Makinesi..Gorrie

Çelik(Paslanmaz)..Brearley

Çimento..Aspdin

Daktilo..C. Latham..

Denizaltı..John Holland

Dinamit..Nobel

Dinamo..Picinotti

Dizel Motoru..Diezel

Dokuma Makinesi..Hargreaves

Dürbün..Lippershey

Fotoğraf(İlk Şekli)..Niepce

Gramofon..Berliner

Hava Pompası..Guricke

Helikopter..Sikorski

Hesap Makinesi..Pascal

Hoparlör..Rice/Kellogg

Jet Uçağı..Ohain

Kağıt İmali(Selülozdan)..Dahl

Karbüratör..Daimler

Kauçuk..Goodyear

Kronometre..Harrison

Lokomatif..Stephenson

Matbaa..Gutenberg

Mikrofon..Berliner

Mikroskop..Janssen

Mors Alfabesi..Samuel Mors

Motosiklet..Daimler

Naylon..Du Pont Laboratuvarı

Neon Lambası..Claude

Otomobil(4 Tekerli)..Benz- Daimler

Paraşüt..Veranzio

Paratoner..Benjamin Franlin

Pikap..Edison

Pil..Volta

Planör..Otto Lilientahi

Projektör..Sperry

Radar..Taylor Ve Young

Radyo..Marconi

Renkli Film..Westcott

Roket..Goddard

Röntgen Tüpü..Coolidge

Sesli Film..Ernst Ruhmer

Sinema Makinesi..Lumiere Kardeşler

Telefon..Graham Bell

Teleskop..Kepler-Galileo-

Televizyon..Baird

Telgraf..Morse

Telsiz Telgraf..Marconi

Termometre..Fahrenheit-Galileo-Celsius-Reaumur

Teyp..Poulsen

Transformatör..Stanley

Uçak..Wright Kardeşler

Zeplin..Kont Von Zeppelin

Dpt..P. Muller

Elektron Mikroskobu..Knoll Ve Ruhka

Geiger Sayacı..J. H. W. Geiger

Hoverkraft..C. Cockerell

İnsülin..Banting Ve Best

Karbon 14 Tarihlemesi..W. F. Willard

Lazer..C.H. Townes

Tükenmez Kalem..L. Biro

Aerosol..Goodhue- Sillivon

Çamaşır Makinesi..Hurley Machine Co.

Elektrik Süpürgesi..Cecil Booth

Uzunçalar..Peter Goldmark

Video..A. Poniatoff

Yalan Makinesi..John Larson

Yol İşaretleri..Perey Shaw
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

BBC Focus dergisi tüm zamanların en iyi sorularını derledi ve yanıtladı. İşte ilk 10 soru.

-Soğan neden ağlatır?
Kesilen soğanın dokusu alinaz enzimi salgılar. Bu enzim sülfoksitleri sülfenik aside çevirir. Bu asitler kendiliğinden yeniden şekillenir ve gözyaşlarının oluşmasını sağlayan sin-propanetiyal-S-oksit meydana gelir. Bu, yaklaşık otuz saniye sürer ve kimyasal etkisini beş dakika içinde kaybeder. Gözün ön tabakasında yer alan kornea, dışarıdan gelecek fiziksel ve kimyasal etkilere karşı gözü korur. Bu amaçla kornea üzerinde yüksek duyarlılıkta sinirler bulunur. Korneada ayrıca, gözyaşı bezlerini harekete geçirecek algılayıcılar da vardır. Serbest sinir uçları sin-propanetiyal-S-oksiti algıladıklarında, sinir sistemi harekete geçer ve gözyaşı bezinden salgılanan sıvı ile zararlı madde korneadan temizlenir. Soğanın bu etkisini ortadan kaldırmak için, soymadan önce soğanı ısıtabilir ve enzim aktivitesini bozarak gözlerimizin yaşarmasını engelleyebiliriz.

-Sabunun dış kısmı daima temiz midir?
Kesinlikle hayır. Kullanıldıktan sonra sabunun dış yüzeyinde su,köpük ve kir kalır.Su ve köpük kurur ama kir ordadır.

-Vücudumuzdaki hücrelere öldüğünde ne olur?
Vücudumuzun yüzeyindeki ya da organlarımızın dışındaki hücreler deri yoluyla ve boşaltımla vücuttan atılır.
Vücudun içinde kalan ölü hücrelerin bazıları fagositler tarafından temizlenir.Ölü hücrelerden edinilen enerji diğer beyaz hücrelerin üretiminde kullanılır.Bazı ölü hücreler özellikle bırakılır, çünkü bunların vücuttaki görevleri hala bitmemiştir. Örneğin, gözün lensi, deri, tırnak gibi dokular da ölü hücrelerden oluşur ama bunlar beden için gerekli olduğu için yok edilmezler.

-Solak insanlar daha detaylı mı düşünür?
Hayır, sağ el ya da sol elini kullananlar arasında böyle bir yetenek farklılığı olduğunu öne süren bir çalışma yoktur.

-Renk körlüğü tedavi edilebilir mi?
Hayır.Renk körlüğünün nedeni, kalıtım yoluyla aktarılan, gözdeki renk duyarlı protein kodunu sağlayan gendeki kusurdur.

-Kafanızın büyüklüğü IQ?nuzu etkiler mi?
Hayır. 1998?de yapılan bir çalışma kafanın büyüklüğüyle beynin büyüklüğü arasından bir bağlantı olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır fakat, IQ?nun boyutla bir ilgisi yoktur en azından genç ve sağlıklı yetişkinlerde.

-GPS sağlayıcılı bir cep telefonunuz varsa hükümet sizi takip edebilir mi?
Evet, eger cep telefonunuzun GPS?i varsa bulunduğunuz yer operatöre bildirilir fakat telefonunuzun açık olması koşulu ile.

-Kuşların kanatları nasıl su geçirmez olabilir?
Kuşun karnındaki tüylerle, kanat ve kuyruk tüyleri birbirinin aynı değildir.Kuyruk tüylerinin altında salgı bezleri bulunur. Çoğunun salgı bezleri yağ içerir. Kuyruk tüylerinin altında gizli olan yağ sıradan bir madde değildir. Aksine bu salgı son derece gelişmiş bir dezenfektandır. Bu dezenfektan kuşun tüylerinde bakteri ve mantar üremesini engeller. Ancak etkili olabilmesi için bu yağın tüm tüylere yayılması gerekir. İşte kuşlar da her fırsatta titiz bir çalışmayla tüm tüylerini yağlar. Yalnızca yağlamakla kalmazlar, tüylerinin bakımı için dikkatli bir temizlik ve düzenleme de yaparlar. Yaşamaları için gerekli olan bu çalışmayı gagalarıyla yaparlar. Gagaları ile aldıkları yağı, tüylerinin temizliğinde kullanan kuşlar, bu sayede tüylerinin esnekliğini de korur ve su geçirmesini engeller.

-Örümcekler kendi ağlarına neden yakalanmaz?
Örümcekler, kendi ağlarına kolay kolay yakalanmaz, bunu iki şekilde başarır. Birincisi, avı için ördüğü ağda ayrıca sadece kendisinin üzerinde hareket edebileceği yapışkan olmayan özel ulaşım iplikleri vardır, örümcek bunları tanır. İkincisi, ağız kısmındaki bir salgı bezinde ürettiği salgı ile sürekli ayaklarını yağlı tutar ve böylece yanlışlıkla tuzak ağına düştüğünde kendisini kurtarabilir. Fakat ürkütüldüğünde nadiren kendi ağına takılıp diğer örümceklere de yem olabilir

-Burnunuzu çarptığınızda neden gözleriniz yaşarır?
Burun yumuşak ve hassastır ve geniz yolu gözlere gözyaşı kanalı ile bağlıdır.Normalde bu lakrimal sıvı(gözyaşı) burun yoluyla drenaj sağlar. Ama burunda toplanan bu sıvı yeterli olduğunda burunun akışı normal boşaltma yolunu engelleyebilir gidecek hiçbir yeri olmadağı için gözyaşları akar.

DENİZ NEDEN MAVİDİR

Su renksiz ve saydam ve bir sıvıdır. Ancak beyaz renkteki bir küvete veya havuza doldurulan suyun aldığı renkten de görüldüğü gibi, kalın tabakalar halinde yeşil-mavi bir renk alır.

Denizin mavi renginin sebebi, gökyüzünün renginin mavi olmasıyla aynıdır ama sanıldığı gibi gökyüzünün maviliğini yansıttığı için deniz mavi renkte görülmez. Aslında atmosferde mevcut, azot, oksijen, karbondioksit gibi bütün gazlar deniz suyunda da bol miktarda bulunurlar.

Deniz suyunun rengi su moleküllerinin ışığı emiş ve yansıtış özelliklerine bağlıdır. Beyaz ışık dediğimiz güneş ışığında bütün renkler vardır. Deniz suyu molekülleri aynen atmosferde olduğu gibi, bu ışığın dağılımındaki kırmızı tarafındakileri emerler, mor tarafındakileri yansıtırlar. Deniz de bu nedenle mavi renkte görünür.

Ne var ki denizin rengi her yerde aynı değildir. Çeşitli yerlerde parlak mavi, koyu mavi, yeşil, turkuvaz hatta kırmızımsı renkler alır. Bu farklılıkları suyun sıcaklığı, derinliği, içinde yaşayan canlılar, dip tabiatı, tuz oranı gibi etkenler yaratırlar. Burada güneş ışığının atmosferde, bulutlarda tutulan miktarı da önemlidir.

Güneş ışığının neredeyse yarısı suyun bir metre derinliğinde soğurulmuş olur. On bir metreye varıldığında ise sadece onda birinin bu derinliğe ulaşabildiği görülür. 500 metreden sonra sadece fosforlu organizmaların biraz aydınlattıkları, mutlak karanlık hüküm sürer. Bu nedenle denizin renginde derinlik de önemli bir faktördür.

Karadaki yaşam gibi denizdeki yaşam da yeşil bitkilerin fotosentez yapabilmelerine bağlıdır. Bu enerjiyi güneş ışığı sağlar, dolayısıyla güneş ışığı denizdeki bitkilerin dağılımında belirleyici rol oynar.

Karaların kenarlarında yer alan az eğilimli kıta.sahanlığı bir bakıma karaların uzantısıdır. Bu bölge kara kökenli bitkilerin yığılma alanıdır. Bu bitkiler su içinde bile olsalar klorofil üretirler. Klorofil de en çok kırmızı ve maviyi emerken yeşil rengi yansıtır. Bu nedenle denizde derin yerler daha koyu mavi iken kıyıya yaklaştıkça renk biraz yeşile dönüşür.

Deniz suyunun rengi ve berraklığı ısıdan da etkilenir. Genel kanının aksine sıcak sularda hayat daha azdır. Soğuk sularda yaşam için önemli olan oksijen ve karbondioksit gazları daha fazladır. Su molekülleri de soğuk suda daha yavaş hareket ettiklerinden bu gazların suyun içinde çözülmüş olarak daha rahat kalmalarını sağlarlar.

Çürüyen bitkilerle birlikte deniz altındaki gıda zincirini oluşturan fotoplankton denilen su altı bitkileri ve zooplankton denilen küçük canlıların bol miktarda bulunması sonucu soğuk suların daha karanlık ve kasvetli görünümü oluşur.

Sıcak tropik sularda ise mercan kayalıkları sayılmazsa mikroskobik canlılar hemen hiç yoktur. Su daha saf ve temizdir. Bunun için de daha berrak ve mavi görünür. Tropik suların kıyılarının cam göbeği rengi ise dipteki kum tabakasının sarı renginin, sıcak suların berrak mavi rengiyle karışması sonucu oluşur.

Deniz suyu ortalama olarak bir litresinde 35 gram tuz içerir. Kutup bölgeleri ve kapalı denizlerdeki ırmak ağızlarının yakınları bir yana bırakılırsa bu oran dünya genelinde büyük bir farklılık göstermez. Buna rağmen güneş ışığına bağlı olarak buharlaşma nedeniyle sıcak denizler biraz daha tuzludurlar. Ancak bu denizlerin daha mavi görünmelerinin ana sebebi tuz oranı değil sıcak olmalarıdır.

Kızıl rengi, Kızıl denizde kırmızı renkli yosunlar, Amerika?nın batı kıyılarında ise tek hücreli organizmalar yaratırlar. Denizlerin renklerinde deniz kirliliği de önemli bir etkendir.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

GÖKKUŞAĞI NEDEN YUVARLAKTIR

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında AristOteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı turuncu sarı yeşil mavi lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrışır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş biz ve yağmur damlaları muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır. Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

DAMARLARIMIZ NEDEN MAVİDİR

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

DÜNYANIN EN GİZEMLİ 10 NESNESİ

Geleceği gören harita
Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis?in 1513?te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu?nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu?nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818?de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis?in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.

2000 yıllık pil
Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938?de Irak?ın başkenti Bağdat?ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi ?dünyanın en eski pili? olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800?lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.

Antik çağ bilgisayarı 1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim adamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı.

Kristal kuru kafa
Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.

Generalin kemer tokası
M.S. 300?lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou?nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.

1000 yılda yapılan kent
Pasifik Okyanusu?ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200?de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hala sır.

Uzaylılar için iniş pisti
Peru?nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi gördüğü öne sürülüyor.

Concorde?un atası M.Ö 200?de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır?da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972?de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin bulunduğunu ve kanatlarının Concorde?u andırdığını iddia etti.

Kayaya gömülü çekiç Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936?da Teksas?ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.

Harçsız taş set
Peru?nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş.

UÇAKLAR ARKALARINDA NEDEN BULUT BIRAKIRLAR

Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı yükseklikte uçan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamı-şızdır.

Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir. Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte uçan yolcu ve savaş uçaklarının uçtuğu bu yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir, hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri eksiktir.

Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı, motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğuk havanın üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde ?sublime? olma olayı denir. Yani buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline geçmesidir.

Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı bir buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder. Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve basınç düştükçe, hava artık su buharını içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir üçüncü şart daha vardı, yani toz parçacıkları.
İşte burada toz parçacıklarının görevini, uçağın motorlarından egzost olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde uzun, ince bir bulut oluşur.

Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin hiçbir etkisi yoktur.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

BEYİN NEDEN UNUTUR
Hepimizin şikâyetçi olduğu ortak bir nokta var: Unutuyoruz. İsimleri, yerleri, yüzleri, yapmamız gereken işleri, aramamız gereken şahısları unutup kalıyoruz? Hatta bazılarımız amnezi adı verilen ?hafıza kaybı? hastalığına tutulmuş durumda. Bazı yaşlılarımız ise ?bunama? olarak adlandırabileceğimiz alzheimer hastalığının pençesinde kıvranmakta. Unutkanlığa, amneziye ya da alzheimer?e yol açan birçok faktör var. Alkol kullanımı, beyinde meydana gelen hasarlar, psikolojik ya da duygusal travmalar, depresyon, baş yaralanmaları ve genetik faktörler bunların başlıcaları? Bu yazımızda yukarıda saydığımız etmenleri açıklamak yerine unutkanlığa sebep olan ve günlük yaşantımızda yer alan faktörleri sıralayacağız.

Kısa Süreli Hafızanın Aşırı Kullanılması

İnsanda üç çeşit hafıza bulunuyor: duyusal hafıza, kısa süreli hafıza ve uzun süreli hafıza. Duyusal hafıza duyu organlarımıza ilişkin hafızamızdır ve veriler ilk önce buraya gelir. Yolda yürürken duyduğumuz sesler, gözümüze ilişen tüm görüntüler anlık olarak bu hafızada kaydedilir. Eğer biz, bu seslerden ve görüntülerden birine dikkat etmeye başlarsak bu veri kısa süreli hafızaya alınır. Burada bilgiler 7-8 saniye civarında tutulur ve sonra unutulur. Kısa süreli hafızaya alınan bir bilgi tekrar edilip resim, duygu ve seslerle renklendirilirse uzun süreli hafızaya alınır.

Büyükşehirlerde yaşayan bizler sokağa adımımızı atar atmaz uyarıcı akınına maruz kalıyoruz. Arabaların çıkardığı ses, çevremizdeki tabelalar, yanımızdan geçenlerin konuşmaları, etrafımızda çalışan insanlar hepsi hafızamıza veri ulaştırıyor. Hafızamıza o kadar çok veri ulaşıyor ki, evimizden çıkıp işimize varana kadar binlerce tabela okuyor, nice yüzlere ve seslere şahit oluyoruz. Ama bunların hiçbiri aklımızda kalmıyor. Kalmasına da gerek yok zaten. Ancak kısa süreli hafızamıza bu kadar çok veri giriş çıkışı iki şekilde bizde unutkanlığa sebep oluyor:

Birincisi, gereksiz birçok veri girişi kısa süreli hafızamızı yıpratıyor. Bu durum bize gelen verileri sağlam bir şekilde kaydetmede zorluk çıkarıyor ve sonunda unutkanlık baş gösteriyor. Eskilerin ?mezar taşı okumayın, unutkan olursunuz? demelerindeki sebep sanırım kısa süreli hafızanın gereksiz bilgilerle kullanılıp yıpratılmamasıdır.

İkincisi, kısa süreli hafızaya giren ama buradan uzun süreli hafızamıza aktarılmayan veriler bizde bir alışkanlık oluşturuyor: Bilgileri kısa süreli hafızaya alıp uzun süreli hafızaya aktarmama alışkanlığı. Bu alışkanlık neticesinde uzun süreli hafızaya aktarmamız gereken verileri oraya aktaramıyoruz. Birisi ile tanıştığımızda onun ismini hemen unutmamızın nedeni o ismi sadece kısa süreli hafızamıza alıp uzun süreli hafızaya aktarmama alışkanlığıdır.

Uzun Süreli Hafızanın Çok Az Kullanılması

Günlerimizi öyle bir şekilde yaşıyoruz ki, uzun süreli hafızamızı neredeyse hiç kullanmıyoruz. İşyerimizde yaptığımız işler otomatikleşmiş durumda ve uzun süreli hafızamızın kullanımını gerektirmiyor. Eve geldiğimizde ise televizyonun başına geçiyoruz ve yine hafızamızı kullanmıyoruz. Telefon numaralarını da artık hafızamıza almıyoruz çünkü cep telefonlarımız var. Az kitap okuduğumuz için oradaki bilgileri hatırda tutmak gibi bir gayretimiz de maalesef yok. Güzel söz ve şiir ezberleme alışkanlığı ise artık günümüzde demode. Kısacası gelişen teknoloji ve değişen kültür hafıza yetimizin kullanımını o derece azalttı ki, kullanamadığımız hafızalarımız paslandı ve artık çalışamaz oldu.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, eğitim seviyesi arttıkça kişinin alzheimer hastalığına yakalanma riski azalıyor. Yani kitapla, bilgiyle muhatap olan ve çok öğrenen kişilerin hafızası daha sağlam kalıyor.

Eğitimde Sadece Sol Beynin Kullanımına Yönelik Program Uygulanması
Çoğumuzun bildiği bir gerçek var: Beynimiz sağ ve sol olmak üzere iki yarım küreden oluşuyor. Bu yarım küreler ?lob? olarak adlandırılıyor ve her birisinin farklı görevleri bulunuyor. Sol lob, konuşma, matematiksel işlemler, diziler, sayılar ve analiz gibi konularda çok üstündür ve mantıklı ve doğrusal çalışmaktadır. Sağ lob da, ritim, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzik gibi fonksiyonlarda etkin olmaktadır.
Araştırmalar göstermiştir ki, sağ lobu alınan kişilerde hatırlama yetisi oldukça zayıflamaktadır. Çünkü tek başına resim ve şekil olmadan sol beynin olayları hatırlaması çok zordur.
Maalesef ülkemizdeki eğitim sistemi öğrencilerin sol lobuna hitap etmektedir. Dersler sadece sözlü olarak mantıksal bir örgü içerisinde aktarılmaktadır. Bunun neticesinde ise sağ beyin fonksiyonları atıl kalmakta ve sağ beynin gelişimi az olmaktadır.

Oksijensiz Ortamlar

Beynimizin ağırlığı vücut ağırlığımızın %2?si kadardır. Yani ortalama 1,5-2 kg ağırlığındadır. Ve beynimizin sağlıklı çalışabilmesi için gerekli olan en temel madde oksijendir. Hatta diyebiliriz ki beynimiz tam bir oksijen canavarıdır. Öyle ki vücut ağırlığımızın %2?sini teşkil eden beynimiz, vücudumuzun aldığı oksijenin %20-25?ini kullanır. Kısacası yeteri kadar oksijen alınmadığında beynimizin fonksiyonları önemli ölçüde yavaşlar ve zayıflar. Ve bu durum hafıza merkezimizi etkiler. Büyük şehirlerde ev, araba ve ofis gibi kapalı mekânlarda hayatını sürdüren bizler yeteri kadar oksijen alamamaktayız. Bu durum beyin fonksiyonlarımızı ve dolaylı olarak da hafıza yetimizi etkilemektedir.

Cinsel Faktörler

Amerika?da yapılan bazı araştırmalarda aşırı ve sürekli cinsel uyarılmanın unutkanlığa sebep olduğu saptanmıştır. Cinsel uyarılma sonrasında parasempatik sinir sistemimiz aşırı bir şekilde uyarılır. Bunun neticesinde aşırı bir şekilde seks hormonları üretilir. Aşırı hormon üretimi ise beyin ve böbreküstü salgı bezlerinin aşırı bir şekilde çalışmasına sebep olur. Neticede beynimiz ve vücut fonksiyonlarımız aşırı sempatik hale gelir ki bu durum beynimize zarar verir ve unutkanlığa sebep olur.

Güçlü Bir Hafızaya Nasıl Sahip Olabilirim?

- İlk olarak kısa süreli hafızamıza aşırı veri giriş çıkışını engellememiz gerekiyor. Yoldaki tabelaları, reklam panolarını okumaktan vazgeçip elimizde bulundurduğumuz bir kitabı okumak en güzeli.
- Uzun süreli hafızamı geliştirmek amacıyla her gün bir söz ya da bir şiirden bir parça ezberleyebiliriz. Hafızamızın zindeliğini koruması açısından bu çok önemli. Yine sevdiklerimizin telefonun cep telefonumuza kaydetmenin yanında aklımıza kaydetmeyi de alışkanlık haline getirmek faydalı olacaktır.
- Sağ beynimizi geliştirecek etkinliklerde bulunmak güçlü hafızanın en önemli formüllerinden biri. Bu konu başlı başına bir konu olduğu için ayrıntılı bilgiyi kitaplardan ya da internet sitelerinden bulabilirsiniz.
- Bol oksijen alabileceğimiz ortamlarda bulunmak beynimizin sağlıklı çalışması açısından çok önemli.
- Depresyondan ve kaygıdan uzak bir hayat yaşamaya çalışmak hem unutkanlığa hem de sağlıklı bir hayata kapı açan en önemli anahtar olduğunu zaten hepimiz biliyoruz.
- Alkol ve sigara beyinden ciddi hasarlara yol açtığı için bu maddelerden oldukça uzak durmak en iyisi.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Teşekkürler Yazı için....Bu sıralar Bu unutkanlık denilen Olgu bendede Baş gösterdi.
B12 vitamin eksikliğinden Kaynaklandığını Öğrendim....Bunuda Es geçmemek Gerek..
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

GÜN ve AY isimlerinin Anlamı

Alıntıdır..

Hafta ismi Farsçadan geliyor. Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ?heft? dir (veya hefte). Yedi günlük ?hafta? ismi de buradan alınmıştır.

Halen Türkçe?de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Cuma-Arapça-(toplama, toplanma)
Cumartesi-Arapça-(ertesi - Türkçe)
Pazar-Farsça-(ba=yemek,zar = yer)
Pazartesi-Farsça-(ertesi-Türkçe)
Salı-İbrânice-(üçüncü)
Çarşamba-Farsça-(cehar şenbe = dördüncü gün)
Perşembe-Farsça-(penç şenbe = beşinci gün)

Cur-cuna isimli internet sitesi gün ve ay isimlerinin kökenlerine ilişki haberine göre üç ay adı Türkçe.. İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)
Şubat = Süryanice
Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars?tan)
Nisan = Süryanice
Mayıs = Latince (Tanrıça Maria?nın ayı)
Haziran = Süryanice
Temmuz = Arapça / Süryanice
Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus?un adından)
Eylül = Süryanice
Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)
Kasım = Arapça (Bölen)
Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)

Saygılar
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Pİ SEMBOLÜ VE SAYISININ HİKAYESİ

Pi sembolü, Yunan alfabesinin 16. harfidir. Bu harf, aynı zamanda, Yunanca çevre (çember) anlamına gelen ?perimetier? kelimesinin de ilk harfidir. İsviçreli matematikçi Leonard Euler, 1737 yılında yayınladığı eserinde, daire çevresinin çapına oranı söz konusu olduğunda, bu sembolü kullandı. Leonard Euler?den önce gelen bazı matematikçiler tarafından da, bu sembol kullanılmıştır. Ancak, Leonard Euler?den sonra gelen, tüm matematikçiler bu sembolü benimseyip kullandılar. Ayrıca, doğal logaritmanın tabanı olan 2, 71828? sayısı için, L. Euler?in kullandığı e harfi, sembol olarak bütün matematikçiler tarafından kullanılmaya başlanmış, benimsenmiştir. Gene, karekök içinde -1 imajineri için de, L. Euler ile birlikte i sembolü kullanılmaya başlanmış ve genelleşmiştir. İnsanoğlu; daire dediğimiz, kendine özgü düzgün yuvarlak şeklin farkına, tekerleğin icadından çok önceki tarihlerde varmıştır. Bu şekli, diğer insan ve hayvanların gözbebekleri ile gökyüzündeki Güneş ve Ayda görüyordu. Derken, elindeki sopa ile, kum gibi düzgün yüzeylere daire çizdi. Sonra düşündü; bazı daireler küçük, bazıları ise büyük. Görüyordu ki (sezinliyordu ki), dairenin bir ucundan öteki ucuna olan uzaklığı (çapı), büyürse, çevresi de o kadar büyüyordu.

Sonra gene düşündü, cilalı taş devri insanı, artık soyutlamasını yapmıştı. Dairenin; çevresinin uzunluğu ile çapının uzunluğu orantılıydı. Çevrenin çapa oranı, daireden daireye değişmiyor, sabit kalıyordu. Demek ki; bugünkü gösterim şekliyle, bu sabit orana dersek; Çevre/Çap = sabit. Şeklinde yazılabiliyordu. Bu oranın sabitliği anlaşıldıktan sonra, sabit oran değerinin, sayı olarak belirlenmesi gerekiyordu. Pi sayısına ait ilk bilgilerin Eski Mısırlılar?da mevcut olduğunu görüyoruz. Mısırlılar, yüzey ve hacım hesapları yaparken, sayısına ait yaklaşık değer kullanmışlardır.

Eski Mısırlılar?dan kalma, bazı papirüslerin, özellikle, Rhind Papirüsünün değerlendirilmesi sonucu, daire alanı için, bugünkü gösterim şekliyle :

A = [1-(1/9)]2 .R2 (1)

Formülünü kullandıkları anlaşılmaktadır. (Burada R yarı çapı göstermektedir.)

Bu formül, yarıçapı cinsinden düşünüldüğünde, bugünkü gösterim ve düşünce şekline göre :

.r2 = (8/9)2 .R2 (2)

Şeklinde yazılabilir. Burada, 1 birim yarıçaplı çember düşünerek, r ve R için bilinen değerleri yazarsak :

= 4.(8/9)2 = (16/9)2 (3)

Sonucu Elde edilir. Bu durumda; Eski Mısırlılar?ın, için, 4.(8/9)2 değerini kullanmış oldukları anlaşılmaktadır.
(3) değerini, ondalık kesir şeklinde düşündüğümüzde :

= 4.(8/9)2 = 4.(64/81) = 3,1604 (4)

Elde edilir. Fakat, için bazen kısaca 3 değeriyle de yetinildiği oluyordu.

Bu durumda; bugünkü gösterim şekliyle düşünüldüğünde, Eski Mısırlıların, sayısı kavramını bildikleri ve değeri için 3,160 değerini Archimides?ten 2700 yıl kadar önce kullanmış oldukları anlaşılmaktadır.

Burada akla şöyle bir soru gelmektedir; Acaba, Eski Mısırlılar, sayısının bu değerini hangi düşünceler, ya da ihtiyaçlar sonucu elde edebilmişlerdir? Bu sorunun cevabı hakkında kesin bir yargıya varmak çok güçtür. Ancak bazı hipotezler (varsayımlar) ileri sürülmektedir. Bunlar :

1) 9 birim değerine eşit bir çapla çizilmiş bir daire ile 8 birim uzunluktaki bir karenin yüzölçümleri arasındaki pratik (amprik) karşılaştırmanın bu konuda esas olarak alınacağı farz edilmiştir.

Bugünkü notasyonla ; k bir katsayıyı, R daire çapını, a kare kenarını göstermek üzere yazılırsa ;

k.(R/2)2 .a2

yazılabilir. Buna göre a = 8 birim, R = 9 birim kabul edilirse, sayısını temsil eden değer :

k.(9/2)2 = 82
k = 82 .(2/9)2
k = 64.(4/81) ise k = (256/81) = 3,1604?

elde edilir.

Bu hipotez doğru ise, Eski Mısırlılar bu sonuca nasıl varmışlardır? Bunun, meşhur ?Bir daireye eşdeğer kare çizmek? problemi ile ne derece bir ilişkisi vardır? Bunu bilemiyoruz. Bunun hakkında kesin bir hüküm vermek bugün için mümkün değildir.

2) Ayrıca şöyle bir varsayım da ileri sürülmüştür; sayısının değeri, M.Ö. 2800-2700 yıllarına ait, Gize Kasabası yakınlarındaki büyük Keops Piramidi?nin ölçülerine göre de hesaplanabilmektedir.

Keops Piramidi üzerinde yapılan incelemeler, bu piramidin inşa edildiği tarihte, bugünkü ölçü birimi i1e 232,805 metre kenarlı bir kare tabanı olduğu ve 148,208 metre yüksekliğinde bulunduğu izlenmiştir.
Tabanın Çevresi : (4×232,805) = 931,22 metre olacağından, bu çevrenin yükseklik değerinin iki katına bölünmesiyle :

(931,22)/(2×148,208) = 3,14159

Sayısı beş ondalıklı yakınlıkla, sayısının bilinen değerini vermektedir.

3) Başka bir araştırmada da; Keops Piramidinin tabanı olan karenin kenarı 440 Eski Mısır kulacı, yüksekliği de, 280 kulaç değerini vermektedir. Bu sayılara göre : için :

(Taban Çevresi)/(yüksekliğin İki Katı)=(4×440)/(2×280)=22/7

Değeri elde edilir. Bu değerin, ancak İskenderiye Okulu (M.Ö. III. yüzyıl) buluşları arasında ve Archimides değeri olarak gösterilmekte olduğu hatırlanırsa, gerçeğin nereden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır.

Özet olarak belirtecek olursak; Eski Mısır mühendis ve mimarları, kutsal anıtları olan Büyük Keops Piramidi?nin inşaası sırasında, sayısının değerini biliyorlardı. Mühendislik hizmetlerinde; sayısının değerini maharetle kullanmış oldukları sonucu elde edilmektedir.

Sonuç olarak denilebilir ki; Eski Mıısırlılar?ın, Anıt-Piramit yüksekliği için; kare tabana, çevrece eşit bir dairenin çapını almak suretiyle, adeta mistik bir sayı olan irrasyorıel sayısına büyük önem verme ihtiyacını duydukları ve bu sayede (dolaylı yoldan) bilime hizmet ettikleri görülmektedir.

sayısı üzerinde, Babilliler?in çok eski zamanlardan beri kullanılan yaklaşık bir bilgiye sahip oldukları anlaşılmıştır. Genel olarak = 3 değerini kullanıyorlardı. Bazı tabletlerde nin yani = 3,125 değerine de rastlanılmıştır.

Aydın Sayılı, adı geçen eserinde, ?Mezopatamyalılar?da, idealleştirilmiş çemberlerle üçgenlerdeki geometrik münasebetler aracılığıyla, çözümlenen problemlerde teorikleştirilmiş ve soyutlaştırılmış bir durum açıkça mevcuttur? der. Böyle problemlerde sonuç hesaplanırken için, 3 değerinin kullanılmış olduğunu belirtir.

Bu değeri; Mezopotamyalılar takribi sonuçlar için kullanmaktaydılar. Daha iyi yaklaşık sonuçlar elde etmek istedikleri zaman = 3,125 değerini uygularlardı.

Ancak nin, Mısırlılar?ınkinden ve Susa Tabletlerinin gösterdiği değerden oldukça daha iyi bir değeri, İlk önce Archimides tarafından bulunmuştur.

Kaynaklar; Mezopotamyalılar?ın, yamuk alanı hesabı ile, silindir ve prizma hacim hesaplarını bildiklerini ve için de 3 değerini kullandıklarını belirtir. Fakat eski Babil çağına ait olup, Susa?da bulunmuş olan tabletlerde için kabul edilen değerin yani 3,125 olduğu anlaşılmaktadır.

Kaynaklar sayısı için, ilk gerçek değerin, Archimides tarafından kullanıldığını belirtir. Archimides; sayısının değerini hesaplamak için bir yöntem vermiş ve değerini 3 tam 1/7 ile 3 tam 10/71 arasında tespit etmiştir. Bu iki kesrin ondalık sayı olarak karşılığı 3,142 ve 3,1408 dir. Bu iki değer, sayısının, bugünkü bilinen gerçek değerine çok yakın olan bir değerdir.

Ancak, Archimides?in gençlik yıllarında Mısır?da İskenderiye?de uzun bir süre öğrenim gördüğü bilinmekte. Bu öğrenim sırasında, Cona ve Erotostanes adlı iki samimi arkadaş edinmiş olur.

Mısırlılar?dan Eratostanes, devrinin büyük bir matematikçisi olup; Cona da, Archimedes?in saygısını kazanmış büyük ve deneyimli bir matematikçi olarak tanınmaktadır. Archimides?in fikri yapılarının temelinde bu iki matematikçiye ait izlerin bulunduğunu belirtmek gerekir.

Bu konuda diğer bir gerçek de; Archimides?in sağlığında İskenderiye?de Öklid?den ders aldığı, Öklid?in de Eski Mısır ve Mezopotamya Babil yöresinde uzun yıllar dolaşan bir matematikçi olduğu, bilinen tarihi bir gerçektir.

İskenderiyeli Tarihçi Herodot (Miladi birinci yüzyıl), metrika adlı eserinde sayısı için verdiği değer 3,58 tam 1/8 dir. Bu değer, İskenderiyeli Heron?dan sonra gelen, eski Yunan ve ortaçağ matematikçileri tarafından farklı değerlerle kullanılmıştır. İskenderiyeli Heron?un verdiği yaklaşık değerin de, Mezopotamya menşeli olması ve Mezopotamyalılar?dan alınma takribi bir sonucu temsil etmesi muhtemeldir.

Nasıl bir sayısı? Örneğin : m ve n birer tam sayı olmak üzere, nin değeri m/n şeklinde yazılabilir mi? yani nin değeri rasyonel bir sayı mıdır?

Başlangıcta, matematikçiler bu yönde ümitliydiler. nin bu kadar çok ondalık kısmının hesaplanmasının nedenlerinden biri de, buydu herhalde. Matematikçiler bekliyorlardı ki, bir yerden sonra, basamaklar önceki değerlerini tekrar etsin, yani devirli bir ondalık sayı halinde yazılabilsin. Ama bu olmadı, Sonunda, 1761 yılında, İsviçre?li matematikçi Lambert, nin irrasyonel olduğunu, yani dairenin çevresi ile çapının bir ortak ölçüsü olmadığını ispatladı.

Pi sayısına ait değerin, gittikçe daha fazla basamağını hesaplama tutkusunun yanısıra, matematikçilerin rüyalarına giren başka bir problemi de, daireyi kare yapma problemiydi. Bu uğraşıya, kendilerini kaptıranların önderi Anaksagoras?tır (M.Ö. 500-428) Bir ara Atina?da, zındıklıkla suçlanıp hapse atılan Anaksagoras, burada can sıkıntısından, daireyi kare yapmanın yollarını aramaya başlar. Kendisinin çözdüğünü sandığı, bazı yaklaşık sonuçlar elde edler. Daha sonra, Kilyos?lu Hippokrates (M.Ö. 5. yüzyıllın ikinci yarısı) , aşağıdaki şekilde
taranmış ACBA alanının, AOB üçgenin alanına eşit olduğunu gösterir Buna benzer başka örnekler gösterir ki, belli eğrilerle sınırlanmış, bazı bölgelerin alanlarına eşit alanda kareler çizilebilir.

18. yüzyılın sonlarından başlayarak, dairenin kare yapılmasının imkansız olduğu fikri, matematikçilere hakim oldu. Bu kuşku o kadar büyük ki, 1775 te, Paris Bilimler Akademisi, devr-i daim makinesi projeleri, açıyı pergel ve cetvel kullanarak üç eşit parçaya bölme yöntemlerinin yanısıra daireyi kare yapma yöntemlerini de, artık inceleme kararı aldı.

1775 te Euler, 1794 te Legendra, nin belki de, cebirsel bir sayı olmadığına, üstel bir sayı olması gerektiğine ilişkin inançlarını belirtirler. Fakat nin üstel olduğunun kanıtlanması için, 100 yıl beklendi. Sonunda, 1882 yılında, Alman matematikçi Lindermann, nin üstel olduğunu ispatladı.

Aşağıda sayısının ilk 1000 basamağı verilmiştir. Sonsuza uzanan bu yolculuktaki çok çok ufak sayılabilecek bu 1000 basamak bile sayısının muhteşem güzelliğini gözler önüne sermeye yetmiyor mu, ne dersiniz?

3,14159265358979323846264338327950288419716939937510 58209749445923078164062862089986280348253421170679 82148086513282306647093844609550582231725359408128 48111745028410270193852110555964462294895493038196 44288109756659334461284756482337867831652712019091 45648566923460348610454326648213393607260249141273 72458700660631558817488152092096282925409171536436 78925903600113305305488204665213841469519415116094 33057270365759591953092186117381932611793105118548 07446237996274956735188575272489122793818301194912 98336733624406566430860213949463952247371907021798 60943702770539217176293176752384674818467669405132 00056812714526356082778577134275778960917363717872 14684409012249534301465495853710507922796892589235 42019956112129021960864034418159813629774771309960 51870721134999999837297804995105973173281609631859 50244594553469083026425223082533446850352619311881 71010003137838752886587533208381420617177669147303 59825349042875546873115956286388235378759375195778 18577805321712268066130019278766111959092164201989?

M.Ö. 2000 : Eski Mısırlılar = (16/9)2 = 3.1605 değerini kullanıyorlar.
M.Ö. 2000 : Mezopotamyalılar Babil devrinde = değerini kullanıyorlar.
M.Ö. 1200 : Çinliler = 3 değerini kullanıyorlar.
M.Ö. 550 : Kutsal Kitapta (I. Krallar 7 : 23) , = 3 anlamına geliyor.
M.Ô. 434 : Anaksagoras daireyi kare yapmaya girişir.
M.Ô. 300 : Yılları, Archimides < < olduğunu buluyor. Bundan başka yaklaşık olarak =211875/67441 kesrini de buluyor.
M.S. 200 : Yıllarında, Batlamyos = (377/120) = 3.14166 değerini kullanıyor.
M.S. 300 : Yılları, Çüng Hing = = 3.166 değerini kullanıyor.
M.S. 300 : Yılları, Vang Fau = (142/45) = 3.155 değerini kullanıyor.
M.S. 300 : Yılları, Liu Hui = (471/150) = 3.14 değerini kullanıyor.
M.S. 500 : Yılları, Zu Çung-Çi 3.1415926< < 3.1415927 olduğunu buluyor.
M.S. 600 : Yılları Hintli Aryabhatta = (62832/2000) = 3.1416 değerini kullanıyor.
M.S. 620 : Hintli Brahmagupta = (m/10) değerini kullanıyor. Bazı kaynaklarda da Brahmagupta?nın için değerini kullandığı belirtilir.
M.S. 1200 : İtalyan Fibonacci = 3.141818
M.S. 1436 : Semankant Türkü Giyasüddin Cemşid el Kaşi, ?yi 14 basamağa kadar elde ediyor. Bu değer bugünkü kabul edilen değere göre doğrudur.
.S. 1573 : Valentinus Otho = (355/113) = 3.1415929 olduğunu buluyor.
M.S. 1593 : Hollanda?lı Adriaen van Rooman ?yi 15 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1596 : Hollandalı Lodolph ve Cevlen ?yi 35 basamağa kadar hesaplıyor. (Bu nedenle Almanya?da sayısı, Lodolph sayısı diye de bilinir.)
M.S. 1705 : Abraham Sharp yi 72 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1706 : John Machin yi 100 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1719 : Fransız De Lagny yi 127 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1737 : Leonard Euler?in benimsemesiyle sembolü evrensellik kazanıyor.
M.S. 1761 : lsviçreli Johaun Heinrich Lambert nin irrasyonelliğini kanıtlıyor.
M.S. 1775 : İsviçre?li matematikçi, L. Euler nin üstel olabileceğine işaret ediyor.
M.S. 1794 : Fransız Adrien-Marie Legendre nin ve 2 nin irrasyonelliğini kanıtlıyor.
M.S. 1794 : Vega yi 140 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1844 : Avusturyalı Schulz von Strassnigtzky yi 200 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1855 : Richter yi 500 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1874 : lngiliz W. Shanks yi 707 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1882 : Alman Ferdinan Lindemann nin üstel bir sayı olduğunu kanıtlıyor.
M.S. 1947 : İlk bilgisayar ENİAC yi 2035 basamağa kadar hesaplıyor.
M.S. 1958 : F. Genuys tarafından, Chiffers I de yayınlanan makalede, sayısının değeri 10.000 nci ondalık basamağa kadar hesaplanmıştır.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Hangi dil neden öğrenilir,zorluk dereceleri nedir?

Central Oregon Community College?in ilgili yayınından derlenmiştir.

Neden ikinci bir dil öğrenmelisiniz?

* Bugünün ve geleceğin global ekonomisinde etkili bir şekilde rekabet edebilmek için
* İş bulma şansınızı ve maaş miktarınızı artırmak için
* Kültürler arası ilişkiler ve başka dünyaları anlayabilmek için
* İngilizce kelime bilginizi ve dile hakimiyet gücünüzü artırmak için
* Kritik ve üretken düşünme kaabiliyetinizi artırmak için
* Yurtdışında seyahat ve eğitim imkanlarınıza zemin hazırlamak için
* Yabancı edebiyat eserlerini ve müzik ustalarını, filmleri orijinal dillerinde anlayabilmek için
* Üniversiteye kabul edilme yeterliliklerinden birini yerine getirmek için Ve çok beylik bir cümleyle başka bir dil ve kültürü öğrenmek, ilk olarak (ve sizin de istek sıranıza uygun olarak) kariyerinizi zenginleştirecek, ufkunuzu genişletecek ve hayatınıza zenginlik katacaktır.

Peki hangi dil?
Fransızca, Almanca veya İspanyolca?

Aşağıda her bir dilin kelime dağarcığı, grameri ve telaffuzu açısından zorluk dereceleri gösterilmektedir.

Kelime Dağarcığı Olarak
FRANSIZCA
Daha az zor, kelimelerin çoğu İngilizce?yle benzerlik gösterir
ALMANCA
Daha az zor, kelimelerin çoğu İngilizce?ye benzer
İSPANYOLCA
Daha zordur, Endülüs Emevilerinden kalan Arapça etkisinden dolayı kelimelerin pek azı İngilizce?yle benzerlik gösterir
Gramer
FRANSIZCA
Özellikle geçmiş zaman ve dilek kiplerine bağlı olarak daha az zor denebilir
ALMANCA
İsimler ve sıfatlara bakılarak daha zor olduğu söylenebilir
İSPANYOLCA
Geçmiş zaman ve dilek kiplerine bakılarak daha zor olduğu söylenebilir. Bir de ?olmak - to be? fiili için iki ayrı fiil bulunur
Telaffuz
FRANSIZCA
Daha zor; kuralların yanında hayli istisna sözkonusudur, bazı sesler Türkçe?de de İngilizce?de de yer almazlar
ALMANCA
Bazı kısımları zordur, yazıldığı gibi okunur, bazı Almanca sesler İngilizce?de yoktur
İSPANYOLCA
Daha az zordur, daha çok fonetiktir. İngilizce?de yer almayan pek az ses İspanyolca?da bulunmaktadır.

Bir dili seçme ya da seçmeme konusunda zorluk derecesinin dışında nedenler olmalıdır. Dil öğrenenen kişiler, ilgi alanlarına giren, kültürel, iş hayatı ve eğitimi amaçlarına uyan dillerde daha başarılı olurlar.

Fransızca neden öğrenilir?

* Beş kıtada 43 ülkede 200 milyondan fazla insan tarafından konuşulur
* Mutfak kültürünün, modanın, kişisel otomobil ürünlerinin, mimari, sanat, tiyatro ve dansın uluslar arası dilidir
* Birleşmiş Milletler?in resmi ve hali hazırda kullanılan dilidir
* İnternet?in ikinci dilidir
* Dünyanın en geniş ticari bloklarından olan Avrupa Birliği?nin resmi dilidir
* Kanada?da İngilizce ile birlikte ikinci dil olarak kullanılır
* 25?ten fazla Afrika ülkesinde ticaret ve iş hayatının resmi dilidir
* Bütün İngilizce kelimelerin neredeyse yarısı (%40-50)si Fransızca?dan gelir
* Dünya genelinde İspanyolca ve Almanca?ya göre daha fazla anlaşılır bir dildir
* Fransa dünyanın en önemli turizm merkezlerinden birisidir

AŞAĞIDAKİ ALANLARA İLİŞKİN KARİYER HEDEFLERİ OLANLAR İÇİN FRANSIZCA İDEALDİR:
Güzel sanatlar, mimarlık, sinema, mutfak kültürü, inşaat mühendisliği, dans, uluslar arası ilişkiler, moda, linguistik, edebiyat, tıp, müzik, felsefe, ilahiyat, bilim, uzay/hava bilimleri, telekomunikasyon ve tiyatro.

Neden Almanca öğrenmelisiniz?

* Avrupa?da yaygın olarak konuşulan bir dildir. Almanca, Avusturya, Lihtenştayn ve İsviçre?nin resmi dilidir ve Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya, Rusya, Belçika ve Lüksemburg?ta da yaygın olarak konuşulmaktadır.
* Avrupa Birliği?nin anahtar dilidir, merkezi ve doğu Avrupa pazarlarında kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır.
* Almanya ABD?nin en büyük Avrupalı ticari partneridir
* Avrupa, Rusya, ve Asyanın bir bölümünde, bilimsel ve ticari alanlarda yaygın olarak kullanılan bir dildir.
* Fransızca ve İspanyolca?ya göre köken itibariyle Germanik bir dil olan İngilizce?ye daha yakındır.
* Almanca konuşulan Avrupa ülkeleri ABD?li turistler için popüler turizm merkezlerindendir.
* 60 milyondan fazla ABD vatandaşı köken olarak Alman kültürüne aittir.

Almanca aşağıdaki sahalarda kariyer hedefleyenler için idealdir:Astronomi, sanat tarihi, biyokimya, biyomedikal fizik, botanik, kimya, dizayn, mühendislik, film çalışmaları, genetik,linguistik, bilimsel metodoloji ve mantık, moleküler biyoloji, müzik, yakın doğu çalışmaları, felsefe, fizik, psikoloji, ilahiyat ve zooloji

Neden İspanyolca Öğrenmelisiniz?

* İspanya?nın, ABD vatandaşlarının pek çoğunuyla birlikte Orta ve Güney Amerika ülkelerinin yaygın olarak kullanılan dilidir
* Dünya genelinde 21 ülkede ve beş kıtada yüz milyonlarca insan İspanyolca kullanmaktadır
* Dünyada 300 milyon insan tarafından kullanılan beşinci yaygın dildir
* ABD nüfusunun yüzde onuna tekabül eden 17.5 milyon kişi İspanyolca konuşmaktadır
* 2020 yılı itibariyle, ABD vatandaşlarından 51 milyonunun İspanyolca konuşması beklenmektedir. Özellikle kuzey batı bölgelerinde yaşayan insanların
* Dünyada sakinleri ispanyolca konuşan dördüncü büyük şehir Los Angeles?tir.
* Meksika ve Güney Amerika?yı gezmeyi düşünenlerin İspanyolca bilmeleri büyük kolaylıklar sağlayacaktır
* ABD?de okumayı ya da yaşamayı düşünen ve bunun için Kaliforniya, Nevada, Southwest, Florida ve New York gibi İsponyolca konuşan nüfusun yoğun olduğu yerleri seçenlerin İspanyolca bilmeleri işlerini büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.

İSPANYOLCA BİLMEK AŞAĞIDAKİ SAHALARDA KARİYER HEDEFLEYENLER İÇİN UYGUNDUR:
Ziraat, bankacılık, işletme, iletişim, inşaat, kriminoloji, acil yardım servisleri, gazetecilik, tıp, öğretmenlik, seyahat endüstrisi

Yukarıda mercek altına aldığımız dillerden herhangi birisine hakimiyetiniz aşağıdaki sahalarda kariyer yapmanızın yolunu açarGüzel sanatlar, mütercimlik, bankacılık, gazetecilik, ticari danışmanlık, kütüphanecilik, tıp araştırmaları, diplomasi, optik, eğitimsel yazılımlar, yayıncılık, mühendislik, güvenlik donanımları, moda, spor yayıncılığı, finansal servisler, öğretmenlik, kamu sektörü, telekomünikasyon, insan kaynakları, bilişim teknolojisi, seyahat ve turizm endüstrisi.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

İnternet üzerinden ürün satarken uygulanacak 10 altın kural

E-Ticaret ve E-İş, kendi işini kurmak isteyen girişimciler için yeni fırsatlar oluşturmaktadır. Küçük girişimciler, web üzerinde açtıklar sanal mağaza larında farklı ürünler satabilmekte, danışmanlık hizmetleri verebilmekte ya da 2000?li yılların popüler konusu olmaya aday, ?bilgiyi arama ve işine yarayan kişiyle buluşturma? yani ?bilgi danışmanlığı? yapabilmektedirler. Aşağıda, web üzerinde e-iş, eticaret uygulamaları yaparken ve sanal mağaza açarken ilk anda dikkat edilmesi gereken bazı unsurlar özetlenmiş durumda. Bu bilgiler, http://store.yahoo.com/ adresindeki dökümanlardan yararlanarak düzenlenmiştir.

1) İlk kural, tabii ki çok çalışmak! Unutmayın ki, bir lise öğrencisi, büyük bir şirketten daha iyi ve çekici bir web sayfası yapabilir. Bu yüzden, internet üzerinden servis veren şirketlerin büyüklükleri, dükkan vitrini sayılan web sayfaları sözkonusu olduğunda, o kadar da önemli değildir!
Ürün tanıtımı ya da online satış yapılan bir web sitesi, sürekli ilgi ve canlı tutulmak ister. Unutulmamalı ki, milyonlarca müşteri internette geziniyor ama aynı zamanda binlerce sanal mağaza da, sadece 1 fare tıklaması uzaklıkta! O yüzden ilgi çekmek son derece önemli. Bunun için de çok çalışmalı ve web?in özelliklerini kullanarak sanal mağaza nızı ?farklı? yapmalısınız. Sonuçta, internet üzerinde iş kurmak ta, normal hayatta iş kurmaya benzer. Başarılı olmanın altın kuralı aynı : çalışmak, çalışmak, çalışmak.
Web, size müşterilere ulaşabileceğiniz ucuz bir kanal sunar. Bu kanalı verimli kullanmak ve internet üzerinde e-ticaret yapmak için çok paraya ihtiyacınız yok. Sadece, dikkatli ve süreklilik içinde çalışmak.

2) Faaliyet Sahasını ve Satacağınız en Uygun Ürünü Bulmak: Çok çalışmak birçok şeyi değiştirse de, öncelikle sizinle benzer ürünleri satan web şirketleriyle rekabet edip edemeyeceğinizi iyi saptamanız lazım. Sonrasında, bunu göze alan bir ürün portföyü ve satış stratejisi geliştirmelisiniz. Web şirketleri farklı ülkelerde olsa bile, internet kullanıcıları (potansiyel müşteriler) için sadece iki farklı web sayfasıdırlar. O yüzden, söz gelimi, Türkiye?de CD satan bir sanal mağaza açıp bu konuda güçlü bir altyapısı ve deneyimi olan başka bir Amerikalı ya da Avrupalı şirketle rekabet etmek zor olabilir. Ama, söz gelimi, Türk Müziği CD?leri satan bir dükkanın daha fazla başarılı olma şansı vardır. Bu yüzden, faaliyet sahasını ve satılacak ürünü seçmek son derece önemlidir.

3) Web Sayfasının Kalitesi : Web sayfasının ne kadar kaliteli hazırlandığı müşterinin ilgisini çekmek için son derece önemlidir. Çok iyi hazırlanmış bir web sayfası, o sayfada satılan ürünleri satın alacak müşteriler için de bir güven unsuru olacaktır. Doğal olarak, web sayfasının kalitesi orada sattığınız ürünün kalitesi ile doğrudan orantılı değildir. Ama, sanal mağaza ların vitrini de hazırlamış olduğunuz web sayfalarıdır!. Hiç vitrini iyi hazırlanmış bir dükkanla, hazırlanmamış olan bir olur mu?
İyi hazırlanmış web sayfaları sade görünür, renk seçimleri ve yazı tipleri göze hoş gelir ve sitenin ismine, içeriğine uygundur. Sanal mağaza lar için hazırlanan web sayfalarında, ürün tanıtımları için ve genel bilgi amaçlı olarak yüksek kalitede resimler kullanılmalıdır. Ancak, yüksek kaliteli resim hiç bir zaman yüzlerce kilobyte uzunluğunda olmamalıdır!! Olabildiğince kaliteli, ama az hacimli resimler olmalı (sadece birkaç kilobyte kadar!). Unutmayın ki, dükkanınıza gelen herkes yüksek hızlarla internete bağlanmıyor!
Benzer şekilde, web sayfalarına koyduğunuz he türlü bilgi ve anlatımda kelime yanlışları ya da anlam bozuklukları da olmamalıdır.

4) Gezilmesi kolay sanal mağaza yapın : Sanal mağaza nızı , gezilmesi, alışveriş yapılması kolay yapın. Web sayfaları TV kanalları gibidir. sanal mağaza nıza gelen birisi bilgiler ve ürünler arasında kaybolur, aradığını bulamazsa başka bir sayfaya (muhtemelen başka bir sanal mağaza ya) ?zapping? yapacaktır. Bunu engellemenin yolu, sitenizi olabildiğince basit (kolay gezilir) ve sade yapmaktan geçer. E-ticaretin ilk yıllarından beri yapılan uygulamalardan görülmüştür ki, insanlar web sayfalarında ?frame? görmekten pek hoşlanmıyorlar. Bu yüzden, frame kullanmaktan kaçının.
Ayrıca, insanların dükkanınızı gezmesini istiyorsanız (unutmayın, birşey almak zorunda da değiller? iyi izlenim edinen bir ziyaretçi, hiç bir şey almasa da, arkadaşlarına bedava tanıtımınızı yapacaktır!!), onların önlerine ?sitenize kayıt olma zorunluluğu?, uzun ve bıktırıcı boşluklarla dolu bilgi formları vb çıkartmayın. E-ticaretin ilk yıllarında yapılan tipik yanlışlardı bunlar. Belki yanlış demek yerine, online alışveriş yapanların hoşlanmadığı ve ısınamadığı uygulamalar diyelim. Sistem kendi dinamizmini ve raconunu oluşturuyor. Ziyaretçiler, fare (mouse) ile tıklamaya bayılırlar, ama birşeyler yazmaktan hoşlanmazlar! Müşterilerinizin tek yazacağı şey, kredi kartı bilgileri olmalı! Bilgi amaçlı düzenlediğiniz anketleri bile, yazılı değil de çoktan seçmeli butonlarla (düğme) oluşturma yoluna gidin.

5) Mağazanız ?sanal? olabilir. Ama, siz her halinizle e-ticaret inizde ?gerçek? olun. Bunu ziyaretçilerinize hissettirin. Mutlaka, bir sanal mağaza açmadan önce birkaç tane sanal mağaza dan alışveriş yapın. Bu mağaza ları ve web tasarımlarını, sizde uyandırdıkları izlenimleri (güven, ilgi vb) alıcı gözle değerlendirin. Artık, 7-8 yaşındaki çocuklar bile web sayfası yapıyor. Sitenize gelen müşterilerin güvenli bir yerden alışveriş yapıyor duygusunu yaşamalılar. Sattığınız ürünlerin bir kataloğunu müşterilerinize sunun. Gerçekten ?iş yapmak istediğiniz? mesajını mutlaka verin. ötü bir web sayfanızın olması tabii ki hiç olmamasından daha iyidir, ama, bu şekilde de pek bir iş yapıp para kazanamayabilirsiniz.

6) Verdiğiniz Servisleri Ön plana çıkartın : Söz gelimi; müşteri destek servislerini, ürünlerinizle ilgili ilk anda sorulabilecek sorular ve cevaplarını sayfalarınızda ön plana çıkartabilirsiniz. Ayrıca, sanal mağaza ınızdan alınan ürünleri (siparişler) hızlıca teslim etmek (kimse aldığı bir ürünün haftalar sonra eslim edilmesini istemez, değil mi?) ve bunu vurgulayarak söylemek müşteriler için çok iyi bir etki bırakacaktır.
Her müşteriye aynı önemi verin. Ve mutlaka bir e-posta yazışma adresi bağlantısını ana sayfanıza (dükkanınızın girişine/vitrinine) koyun. Bu yolla, söz gelimi, ziyaretçilerin, ürünleriniz hakkındaki fikirlerini sorabilirsiniz.
sanal mağaza ınıza gereksiz bağlantılar (link) koymayın. Yoksa, ziyaretçilerinize başka yerlere ?zapping yapma? imkanını keni ellerinizle vermiş olursunuz. Kendi kendinize gol atmayın.

7) Sanal Mağaza nızın reklamını/tanıtımını yapın : Sanal Mağaza ?nızın tanıtmanın 2 yolu var :

(i) Sitenizi arama motorlarına kaydettirin.
Tüm dünyada en çok bilinen 9 tane arama motoru vardır. Bunlar,
Google, http://www.google.com/
Yahoo, http://www.yahoo.com/
Altavista, http://www.altavista.com/
Excite, http://www.excite.com/
MSN, http://www.msn.com/
Web Crawler, http://www.webcrawler.com/
Infoseek, http://www.infoseek.com/
Hotbot, http://www.hotbot.com/
Lycos, http://www.lycos.com/

Kalan tüm arama motorlarının aldığı pay %1 civarındadır.
Arama motorları, belirli aralıklarla, kendilerinde kayıtlı web sayfalarını ziyaret edip onları, içlerinde kullanılan kelimelere göre indekslerler. Böylece, arama yapanlar, o indeks kelimelerini girdiklerinde, kelimelerin geçtiği ilgili web sayfalarının adreslerine erişirler. Web sayfalarının içinde, özel HTML komutlarıyla, anahtar kelimeler verilir. Arama motorları ilk bu kelimelere bakarlar. O yüzden, anahtar kelimeleri dikkatli seçmek, arama motorları kullanarak arama yapan müşterilerin sanal mağaza ınızı bulmalarını kolaylaştıracaktır. Ayrıca, sattığınız ürünleri, şirket adını vb belirten kelimeleri metin içinde de belli aralıklarla kullanın. Arama motorlarının bazıları, doğrudan metinde geçen kelimeleri de indekslerler. Bu şekilde, anahtar klime bazlı aramalarda sanal mağaza ınızın adının çıkmasını sağlayabilirsiniz. Ama, arama sonuçlarında en başa yerleşmek istiyorsanız, ne yazık ki bunun standart/sihirli bir yolu yok. Olsa bile, herkes kullanır ve bu da sonuçta pek birşeyi değiştirmez.
Bölgesel olarak ta, söz gelimi, Türkçe arama servislerine sitenizi kayıt ettirmek sizin yararınıza olacaktır.
(ii) İkinci yol olarak, sitenizin reklamını çok ziyaret edilen bazı popüler sitelere verebilirsiniz. (günlük gazete siteleri, arama motorları vb gibi). Ancak, web reklamları oldukça pahalı olabilmektedir. Bu tip reklamlar, o reklama tıklayıp sitenize ulaşan kişi başına bir ücret ödemeden tutun da, sabit ücret ödemeye kadar birçok şekilde olabilir.

8) Fiyatlarınızı Düşürün : İnsanlar, alıştıkları dükkanlara giderler. Bu, sanal mağaza lar için de böyledir. İnsanların ?ayaklarını alıştırmanın en etkili yolu? da fiyatları düşürmek. Web?in mailyetleri düşüren bir kanal olduğunu hatırlayıp, ürünlerinizi, normal piyasada satılandan daha ucuza satıp aynı karı elde edebileceğinizi unutmayın.

9) Sanal Mağaza nızı Düzenli Olarak Güncelleyin : Bazı ürünleri her gün değişecek şekilde ana sayfanızda öne çıkartabilirsiniz. Sitenize gelen bir ziyaretçi, bir kaç gün öncesine göre farklılıklar bulmalı. Periyodik olarak değişen kısa anket soruları da koyabilirsiniz.

10) Sabır : E-Ticaret Sitesi açılır açılmaz, hemen bir sürü müşterinin gelmesini beklememek lazım. Alışveriş yapan kişilerin sizin dükkanınızı farketmesi biraz zaman alacaktır. İnternet çok büyük. Milyonlarca kullanıcı ve birbirine rakip binlerce sanal mağaza var. Birileri sitenizden alışveriş yapmaya başladı mı arkası gelecektir. O yüzden, sabır!
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

GENEL MÜDÜRÜN BAYRAM KATLARI

Bir dönem bir genel müdür yardımcılığı yapmış birisi anlatıyor:

"Sene 1965. Bir genel müdürlükte özel kalem müdürü yardımcısıyım.. Bayrama 10 gün var.. Benim müdür hastalandı.. Ben ise işe gireli 2 hafta olmus, olmamış.

Genel Müdür bey beni çağırttı:
- Tebrik kartları hazır mı?.. Şaşırdım:
- Anlamadım! Hangi kartlar efendim?

- Aman evladim, Şükrü Bey sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartları şimdiye kadar hazır olmalıydı.. Tüh tüh.. Eyvah...

- Çabuk hemen hazırlayıverin.
- Emredersiniz efendim! dedim. Ancak sabaha kadar 3 bin kartı nasıl yazacağım?

Genel müdür bey, bütün kartları çini mürekkebiyle ve en güzel yazımla yazmamı istedi. 3 bin karttan 2 bin tanesini kendisinden makamca alt'takilere şu sekilde yazacaktım:

"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"

1.000 tanesi de üst makamdakilere olacaktı ve onlarda da şu ifade yer alacaktı:
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim." Sabaha kadar 3 bin kart, düşünebiliyor musunuz?!?..

Ne yapalım? Çaresiz mecburen kolları sıvadım ve başladım öncelikli 2000 karta:


"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"
...

1, 5, 10, 18, 28, 58, 108, 188, 558.. Yazıyorum, yazıyorum bitmiyor!.. Nasıl sıkıntı bastı bir bilseniz!... 738, 918..

2,5 paket Samsun'u bu arada bitirmişim. Öyle işkence çekiyorum ki, ekmek parası olmasa bırakıp kaçacağım. Sıra 2000. karta geldiğinde şafak söküyordu. Ben de bitmişim ama önümde hala yığınla kart duruyor!

Şimdi de 1.000 tane de üst makamlara yazılması gerekenler var. 4. Paket sigarayla birlikte "Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim"e başladım..

Boyuna yazıyorum, göz kapaklarim iyice ağırlaştı, takoz koysam gene de kapanacak.

209, 529, 689.. Yaz babam yaz.. Ama artık kalemi parmaklarımın arasında tutamaz oldum. Ben kaleme değil, kalem bana hakim:

"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
...

Ve bir müddet sonra gerisini nasıl yazmışım hiç hatırlamıyorum:

"Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken.."

"Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim.."

?Sizin, niyazi ile eşiniz birlikte bayramınızı sıhhat dilerim, tebrikle beraber.?

"Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim.."

"Önce bayramınızı başarılı eder, sonra eşinizle Niyazi'ye tebrikli günler dilerim.."

"Sizin de eşinizin de Niyazi'nin de bayramını saygıyla eder, sıhhatli tebrik dilerim.."

?Bayramınız niyazi ile sıhhat bulsun, eşiniz ile birlikte tebrik olsun?

"Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi'ye başarılar diler aynı zamanda ederim.."

"Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi'nin gözlerinden öperim.."

"Sizin de, eşinizin de, Niyazi'nin de, bayramini da, tatilini de, gemlisini de, geçmisini de bayramını beklerim.. Saygiyla tebrik ederken.."

"Önce niyazi bayramı tebrik etsin, yok öyle yağma, ben size ve eşinize sıhhat dilerim sonra"

?Bayram günü eşiniz ve niyaziye dikkat edin, size de daha bayram gelebilir.?

?Niyazi bey bayram günü eşiniz ile birlikte sizi sıhhat ile tebrik etsin?

?Tebrik ederim niyaziyi, eşiniz ile birlikte sizin bayram sabahı sıhhatinizi dilemiş?

Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı: "Aferin" dedi.

"Güzel yazmışsın. Hemen postalayın!" Bizde HEMEN POSTALADIK!..

3 gün sonra da önce bizim genel müdürü, sonra da tahmin ettiğiniz gibi bendenizi postaladılar!..
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

Aylık popüler bilim dergisi Focus?un yayınladığı en merak edilen konular ve yanıtları..

merak edilen sorular

1-Açık havada yıldırımdan korunmak için en güvenli yer neresidir?

Açık alanda uzun ve sivri isimler genellikle yıldırımın hedefi olurlar ancak bu kesin değildir. Bazı zamanlarda uzun bir ağacın çevresindeki düz alanlara da yıldırım düşebilir. Bir otomobil ya da kapalı metal bir yapı yıldırım düşmesine karşı en güvenli yerdir. Farklı araziler (su ve kaya, kaya ve toprak, ağaç ve yer) arasındaki sınırlardan uzak durun. Ayrıca, yıldırımın bir nesneden diğerine atlama özelliğinden dolayı, metal nesnelerden ve diğer insanlardan da en az beş metre uzak durun.

2-Neden tek yumurta ikizlerinin parmak izleri farklıdır?

Her ne kadar tek yumurta ikizleri aynı DNA?ya sahip olsalar da hücre-hücre aynı değildir, dış görünüşünüzü genleriniz belirlemez. Parmakizleri fetüs ana rahminde gelişirken hormon seviyesindeki dalgalanmalar gibi nedenlerden dolayı yarı rastlantısal biçimde belirlenir. Benzer biçimde deri üzerindeki çiller ve benler de rastgele oluşan mutasyonlardır ve tek yumurta ikizleri arasında farklılık gösterir.

3-Ortalama insan boyu sürekili uzayacak mı?

Ortalama insan boyu, çocukluk dönemindeki beslenme ve cinsel seçilim nedeniyle, en azından Batı dünyasında uzuyor. Ancak kadınların 183 cm?den uzun erkekleri daha çekici bulma eğilimlerinin devam etmeyeceği tahmin ediliyor, çünkü 188 cm. üzerindeki insanların, boyları nedeniyle sağlık problemlerine yatkınlıkları artıyor. Bunun nedeni de 203 cm?den daha uzun insanların kalpleri bedenin tamamına kan pompalamada zorlanıyor.

4-Neden ateşimiz yükseldiğinde üşürüz ve titreriz?

Ataşimizin yükselmesi, hipotalamusta bulunan bedenimizin iç termostadının sıcaklığının yükselmesi ile gerçekleşir. Fazla egzersiz yaptığınızda ya da sıcak bir günde vücut sıcaklığınız yükselebilir ama iç termostatt a bir ısı değişimi olmaz, yaklaşık 36.8°C?de sabir kalır. Kendinizi sıcaklamış hissttiğinizde hipatolamus bunu terleyerek ya da deriye kan pompalayarak düzeltmeye çalışır. Tüm bunların yanında ateşlendiğinizde termostaddaki ısı da artar. Bu da beden sıcaklığımızın 36.8°C?nin altına düştüğü anlamına gelir, siz de üşür ve beden ısınızı arttırmak için titrersiniz. Daha yüksek vücut ısısı akyuvar sayısını arttırıp, bakterilerin tekrar oluşumunu yavaşlattığı için mikroplarla savaşta yardımcı olabilir.

5-OK neyin kısaltılmasıdır?

Bununla ilgili en popüler teori ?all correct?in (herşey yolunda) kasıtlı olarak ?oll korreckt? biçiminde yanlış yazılması ve buradan yapılan kısaltma olduğu yönündedir. OK, gülünç olması için sözcüklerin yanlış yazılmasının moda olduğu 1840?larda Boston gazetelerinde popüler oldu. Bununla ilgili bir efsane de OK sözcüğünün New York?lu demokratların adayları Martin Van Burten?in takma adı olan Old Kinderhook?un kısaltılmasıyla bu sözcüğü kullandıkları yönündedir.

6-Neden ozon tabakasını, insan yapımı ozon gazıyla dolduramıyoruz?

Antarktika üzerindeki ozon deliğinin kapladığı alan ABD?nin yüzölçümünden daha büyüktür ve buranın tekrar doldurulması için on milyonlarca ton ozon gerekir. Basitçe bu kadar büyük miktarda ozonu sadece gerekli olan yere taşımak bile astronomik bir maliyette neden olur.

7-Sudan çıkınca el ve ayaklar neden buruşur?

Eğer hücrelerinizin sahip olduğundan daha az yoğunlukta ya da da az tuz çözeltisinin olduğu suya girerseniz, su osmos yöntemiyle abzorbe edilir ve bu da derinizdeki hücrelerin şişmesine neden olur. Hücreler alt tabakadaki dokulara bağlı olduklarından deri bu duruma uyum sağlayabilmek için buruşur.

8-Hıçkırık nedir?

Hıçkırık diyaframın istemsiz kasılması sonucunda oluşan ani hava girişi sonucu oluşur. Glotis (nefes borusunun ağız bölümü) aynı anda kapanır böylece içeride kalan havanın kapanan glotise çarpması ile de hıçkırık sırasındaki karakteristik ses meydana gelir.

9-Dünya?nın yuvarlak olduğunu kanıtlamanın kolay bir yolu var mı?

Evet, seyahet edin. Dünya yüzeyi kavisli oldğu için farklı takım yıldızlarının ortaya çıktığını farkedeceksiniz.

10-Su dışında balık tutulabilir mi?

Evet. Bazı balık türleri su dışında nefes alabilir ve sürünebilir. Ayrıca yakşalık 50 tür balık uçabilir.

11-Neden deniz havası insan için iyidir?

Deniz havası, özel olarak insanlar için iyi değildir. Viktorya Çağı İngilteresi?nde belki de dönemin kentlerindeki kirli havayla karşılaştırılarak, sahil kenarlarındaki mesire alanları temiz havası nedeniyle ün kazandı. Deniz kenarlarının ?sağlıklı? kokusunun nedeni kıyı kenarında yaşayan bakteriler tarafından oluşturulan kimyasal maddelerin az yoğunluktaki varlığıdır. Son dönemlerde yapılan bir araştırma, deniz tuzunun, denizdeki egzos dumanıyla kimyasal tepkimeye girerek limanlardaki hava kirliliğini daha da arttırdığını ortaya koyuyor.

12-Bitkiler yaşlılık nedeniyle ölür mü?

Uygun şartlar altında bazı bitkiler sonsuza dek yaşayabilir. Ölüm nedenleri dış şartlarda oluşan değişimlerdir. Ancak yıllık bitkiler tohum verdikten sonra ölürler.

13-Sakızı yuttuğumuzda içimizde yıllarca kalır mı?

Hayır. Sakızın sindirimi zordur ama sindirim sisteminden kurtulmayı başarabilecek mucizevi özellikleri yoktur. Genellikle sindirilme süresi üç gündür.

14-Fobilerin nedeni nedir?

İnsanların yaklaşık yüzde onu fobilerden müzdariptir. Bazılarında travmatik bir olay tetikleyici olabilirken bazı fobiler fiziksel problemlerle ilgili olabilir. Yapılan araştırmalar bazı basit fobilerin genetik olduğunu bazılarınınsa kültürel geçmişe dayandığını gösteriyor. Örneğin, örümcek korkusu Ortaçağ?dan miras kalmış olabilir. Büyük veba salgını sırasında kurbanların boşaltıkları evlerinde ağlarını kuran örümcekler nedeniyle, bu hayvanlar ile veba arasında bir ilişki kurulduğu tahmin ediliyor.

15-Erkeklerde selülit olur mu?

Evet. Portakal kabuğu görünümlü deri sorunu yalnızca kadınların derdi değil. Erkeklerde de selülit olabilir ancak genellikle boyun ve karın çevresinde.

16-Bakteriler diğer bakterileri yakalar mı?

Evet. Bakteriler, diğer koloniledeki bakterilere saldırabilir.

17-Neden arka koltukta daha çok araç tutması yaşanır?

Bunun muhtemel cevabı, arka koltukta yeteri kadar iyi görüş açısının olmamasıdır. Araç tutması, iç kulakta hareket algılanırken, gözlerden sabit olduğunuz bilgisinin gelmesi nedeniyle yaşanır.

18-Yalnızca su ve vitaminle yaşayabilir miyiz?

Hayır. Vitamin ve minareller kadar enerji üretmek ve hücrelerin kendilerini yenileyebilmesi için karbonhitrat, yağ ve proteine de gereksinim duyarız.

19-Sıcak içecekler insanı üşütür mü?

Evet. Sıcak içecekler bedeni olduğundan daha sıcak hissetmesine neden olur. Bu nedenle terlenir ve bu da vücut ısısının düşmesine neden olur.

20-Ay olmasaydı ne olurdu?

En önemli etki (ayışığının eksikliği dışında elbette) gel-gitlerde olacaktı. Yalnızca Güneş?in kütleçekim kuvvetiyle, gel-gitlerin üst ve alt seviyesinde dramatik düşüşler olacaktır. Bu da Dünya?nın hızında yüzyılda yaklaşık 0.002 saniyelik bir yavaşlamaya neden olur. Bunun uzun dönemdeki etkileri çok daha ciddi olur. Mevsimler Dünya?nın yörüngesindeki 23.5°lik eğikliğe bağlıdır. Ay?ın görece olarak muazzam kütle çekimi olmadan yörüngedeki eğiklik sabitliğini yitirecek, diğer gezegenlerin kütle çekimi bu açıda büyük değişikliklere neden olacaktır. Ama bu çok kısa zamanda gerçekleşmeyecek. Örneğin Mars?ın etkisiyle açının 60° değişmesi bir milyon yıldan fazla zaman alacaktır.
 
Ynt: Biraz Meslekten Uzaklaşalım, Kafa Dağıtalım.

SARHOS

Adam karısıyla arabada giderken polis sirenini duymuş, hemen sağa
çekmiş ve polis gelmiş:

"Buyurun memur bey?"
"Beyefendi direksiyon başındayken cep telefonuyla konuşuyordunuz
"Yok efendim sadece bip yaptı, ben de şarjı mi bitiyor diye baktım"

Karısı lafa atlamış:
"Aaa yapma hayatim. yarım saattir ortağınla iş görüşmesi yapıyordun telefonda"

Adam karısına tip tip bakarken polis yine sormuş:
"Beyefendi emniyet kemerinizi neden takmıyorsunuz???"
"Memur bey takmıştım ama sizin geldiğinizi görünce durduktan sonra
çözdüm"
Karisi yine atlamış: "Aman sekerim sen de o kemeri hayatında bir kere taktın mı acaba...."

Adam kadına bir tane patlatmamak için kendini zor tutarken; polis bu
sefer de arabayı incelemeye başlamış vee... -"Beyefendi bakar mısınız sağ sinyaliniz de kırık"

"Aaaa... kırık mı?? Sabah yola çıkarken kontrol ettim kırık değildi... yolda oldu galiba, hiç de fark etmedik"

Karisi çenesini tutamamış yine:
"Amma da attın kocacım, sana 3 haftadır söylüyorum artık su kırık
sinyalin icabına baktır diye....."

Adam en sonunda dayanamamış bağırmış:
"BANA BAK SEN SUSUCAK MISIN ÇAKICAM SIMDI SURATININ ORTASINA!!"

Polis kadına sormuş: "Hanımefendi eşiniz size hep böyle mi davranır?"

Kadın cevap vermiş:
"Yok canım....sadece alkollü olduğu zaman"
 
Üst